Issız adada yaşayamayız

Issız adada yaşayamayız


Issız adada yaşayamayız

 

Yabancısı olduğunuz bir şehre gittiğinizde ne hissedersiniz? Ruhunuzda bir sızı, hafızanızda bir bulanıklık, duygularınızda bir karmaşa yaşarsınız değil mi? Her şey size o kadar yabancıdır ki, kendinizi bilinmez bir yolun kavşağında hisseder ve bir çıkış yolu ararsınız.  Neredeyim? Kimden yardım alabilirim? Nasıl davranmalıyım? Bütün bu sorular zihninizin labirentlerinde dolaşır durur. İşte kişinin benliğine yabancılaşması böyle bir şeydir.

Yabancılaşma kişinin ait olduğu kültürel değerlerden ve sosyal bağ kurduğu çevreden sadece fiziki olarak değil duygusal olarak da uzaklaşması ile ortaya çıkan bir sorundur. Zira her fert inanç, tutum, davranış ve yaşam tarzı itibariyle ilham aldığı köklerine bağlıdır. Bu bağ koptuğunda ruhsal ve sosyal sorunlar ortaya çıkacak ve kendilerine yabancılaşan fertler bir kaosa sürükleneceklerdir.

 

Aydınlanma dönemi ile ortaya çıkan materyalist yaklaşımlar, İslam toplumlarını derinden etkilemiş ve bu toplumların öz kimliklerine yabancılaşmalarına neden olmuştur. Yaşadıkları kimlik karmaşasını aşamayan Müslümanlar kendilerinden ve birbirlerinden uzaklaşarak maddi-manevi kayıplar vermeye başlamışlar ve toplumsal yalnızlaşma ortaya çıkmıştır. Çünkü ait oldukları kültürel doku onların direncini yükseltmekte ve ayakta kalmalarını sağlamaktaydı.

Fıtratlarında taşıdıkları öze yabancılaşan fertler bireysel yaşama gereğinden fazla önem veriyor ve kendilerini küçücük bir alana hapsederek yalnızlaşıyorlar. Kalabalıklar içinde yaşıyorlar fakat kendileriyle aynı toprak parçası üzerinde yaşayan insanların seslerini işitemiyor, duygularını hissedemiyor ve onları göremiyorlar. Kendilerini yalnız bir adada hisseden bu insanlar toplumu ayakta tutan değerlere karşı çıkıyor, kuralları sevmiyor, kendilerini izole ediyorlar.

Yalnız adanın insanları yüz yüze ilişki kurmayı sevmiyor, insanlarla sosyal medya üzerinden iletişim kurmaya çalışıyorlar. Kendi türleriyle bir araya gelmekten kaçınan kimseler sanal dünyada kendilerine bir alan açıyor ve buranın sakinleri arasına dâhil oluyorlar. Ne yazık ki bu durum insanların yakınlarından uzaklaşmalarına ve ruhsal sorunlarla yüz yüze gelmelerine neden oluyor.

İnsanı Allah’tan uzaklaştıracak her nesne onun varoluşsal bütünlüğünü kaybetmesine ve çıkmaz bir sokağa girmesine neden olur. Bu çıkmaz sokaktan kurtulabilmek için ise kişinin yüzünü ve kalbini İslam’a açması gerekir. Zira Rabbimiz kutsal kitabı Kur’an’da kendine, ailesine ve yaşadığı topluma yabancılaşmamış bir insanı ve sosyal yanı güçlü bir kişiliği inşa etmeyi hedefler. Zira insan diğerleri ile kurduğu iletişim ve bağ sayesinde değer kazanır.

 

milli gazete

Google+ WhatsApp