İsrail’in Filistin’i bölme, kuşatma ve yok etme stratejisi

İsrail’in Filistin’i bölme, kuşatma ve yok etme stratejisi

Trump’ın desteğiyle Netenyahu, Golan tepelerini ilhak etme, Kudüs’ü başkent ilan etme, Batı Şeria yerleşimlerinden vazgeçmeyeceklerini ve hepsini ilhak edeceklerini açıklama cesareti bulmuştur. Herkesin merakla beklediği fakat henüz ABD tarafından

İsrail’in Filistin’i bölme, kuşatma ve yok etme stratejisi

 
 
1920’lerde kurulan Haganah ve önceden Haganah’ın bir kolu olan ve sonradan bağımsızlaşan 1931 yılından itibaren faaliyet gösteren Irgun, Filistinlilerin köylerinden sürülerek ve onları katlederek yeni İsrail yerleşimleri için yer açmış, Filistinlileri dış göçe zorlayarak ülkedeki Filistinli nüfusunun azaltılmasına ve İsrail işgalinin pekişmesine hizmet etmiştir.1948 baharına kadar Siyonistler önerdikleri Yahudi devleti topraklarından Filistinlileri Haganah aracılığıyla tamamen çıkarmış, bu esnada büyük katliamlar yapmıştır. Bu katliamların en büyüğü ise Irgun’un 9 Nisan 1948’de 250 kişiyi katlettiği Deyr Yasin köyü katliamıdır. Bu katliamın ardından Arapların büyük bir kısmı canlarından endişe ederek bu bölgedeki köyleri boşaltmıştır.

 

İsrail, bu terörist eylemleri Filistinlileri topraklarından çıkarmak, işgal ettiği toprakları genişletmek, Filistinlileri göçe zorlamak için etkin bir araç olarak kullanmıştır. Ardından Haganah ve Irgun’un eylemlerinin yerini Filistin devletinin kurulmasıyla, İsrail askerlerinin Filistinli sivillere uyguladığı şiddet ve aşağılama almıştır. Ordu belli bölgelerde Filistinlileri evlerini terk etmeye zorlayarak neredeyse Filistin topraklarının tamamını işgal etmiş ve bu topraklarda kontrolü ele geçirmiştir. Kontrol edemediği tek yer olan Gazze’yi ise hem kuşatma hem de saldırılarla neredeyse Filistinlilerin hayatını devam ettirmelerinin mümkün olmayacağı, sağlık, eğitim gibi en temel hizmetlerin verilemediği bir yer haline getirmiştir.

Yayılma ve yerleşimler 

İsrail’in işgal ettiği topraklarda Yahudi yerleşimlerini artırması en temel politikalarından biri olmuştur. Çünkü İsrail’in varlığının devamı ve Filistin varlığına son verilmesi bu yerleşimlerle mümkündür. Bazı yerleşimlere Yahudilik inancıyla meşruiyet kazandırılmıştır, bazıları ise stratejik olarak belirlenmiştir.

Örneğin Halil kentindeki yerleşimler Hz. İbrahim’in hanımı Hz. Sare’nin vefatı üzerine onu gömmek üzere 400 Şekel’e satın aldığı arazide kurulmuş ve Tevrat’taki Karyet Erba ismi bu bölgeye verilmiştir. Bu şekilde teolojik bir meşruiyete dayandırılarak inşa edilen yerleşimler barış görüşmelerinde anlaşmazlık sorununu en çok besleyen yerleşimler olmuştur.

Yakın dönemde başlatılan Jabel Ebu Ghanem’de yürütülen iskân çalışmaları ise en çok tepki çeken yerleşimlerdendir. Çünkü bu yerleşimlerle İsrail yönetimi, Doğu Kudüs’ü çerçevelemeyi hedeflemekte ve bu bölgedeki Filistin yerleşimine son vermektedir.

İsrail’in kuruluşundan itibaren başlayan yerleşim stratejisi, 1970’lerde en etkili haline ulaşmış bu yerleşimler özellikle Gazze ve Doğu Kudüs’ü çevrelemek üzerine olmuştur. BM kararlarına aykırı olmasına rağmen Likud yönetimi 1977-1981 yılları arasında yerleşimcilerin sayısını 5 binden 18 bin 500’e çıkararak, 20’den fazla yerleşim bölgesi ilan etmiştir. Bu sayı 1987’de 67 binee, 2000 yılında 200 bine yükselmiştir. 2000 yılında yerleşimlerin sayısı da 170’e ulaşmıştır.

Batı Şeria’daki yerleşimcilerin sayısı 2011 yılı itibarıyla 300 bine yaklaşmıştır. Golan tepelerinde ise 33 yerleşim birimi ve 20 binin üzerinde yerleşimci bulunmaktadır.

1949 yılından beri Filistin halkı parçalanmış topraklarda yaşamaktadır. İsrail’in işgal ettiği topraklar Batı Şeria ve Gazze arasına uzanmakta ve iki bölgeyi birbirinden ayırmaktadır. Bu tarihten itibaren Gazze için ablukanın başladığı söylenebilir. Mısır Gazze’nin tek kara sınırıdır. Dolayısıyla Camp David ile Filistin direnişi davasının Mısır tarafından terkedilmesinin ardından Gazze halkı Mısır ve işgal altındaki topraklarla aralarındaki kara tünelleriyle ablukayı delmeye çalışarak, hayati ihtiyaçlarına ulaşmaya çalışmıştır.

Tünel patlatma sistemi 

İsrail özellikle 2014 yılı itibarıyla tünellerin imhasına özel bir önem vermiş, bu yıl boyunca 30’dan fazla tüneli imha etmiştir. Fakat 2018 yılında tünel patlatma sistemi adında (tunnel-busting system) yeni bir teknolojinin İsrail Savunma Bakanlığı’na bağlı bir merkez tarafından keşfedilmesine kadar tünellerin tespit edilmesi İsrail için çok büyük zorluk teşkil etmekteydi. Bu teknolojiyle İsrail 2018 Nisan’ında Cibaliye’den başlayarak İsrail topraklarına uzanan ve diğer tünellerle de bağlantısı bulunan Gazze’deki en uzun tüneli imha ettiğini açıklamıştır.

Bunun yanı sıra 2017 yılı itibarıyla inşa ettiği 64 kilometre uzunluğa, yerin altında 40 metre derinliğe, yerin üstünde 6 metre yüksekliğe sahip olacak dev yeraltı bariyerinin inşasına hız vererek bu bariyeri 2019 yılında bitirmeyi hedeflediğini söylemiştir.

Bu stratejisinin yanı sıra İsrail aralıklarla sürdürdüğü saldırılarla Gazze’yi yakıp yıkmaya ve adeta Gazze halkını bu topraklarda yaşayamaz hale getirmeye devam etmiştir.

2006 yılında Hamas’ın seçimleri kazanmasıyla birlikte İsrail ile çatışmalar başlamıştır. Hatta bu dönem El Fetih ve Hamas arasında da çatışmaların olduğu bir dönemdir. Ardından 2007 yılında El Fetih ve Hamas çatışmaların durdurulması için anlaşmaya varmıştır fakat Hamas-İsrail çatışmaları devam etmiştir. Mayıs 2007’de İsrail Gazze’ye beş hava saldırısı düzenlemiş, 2008 Şubat ayı boyunca düzenlenen saldırılarda 117 Filistinli hayatını kaybetmiş, 200 Filistinli yaralanmış, 800 Filistinlinin ise evleri tahrip edilmiştir. İsrail Aralık 2008’de ise Dökme Kurşun Operasyonu’na başlamıştır. 60 savaş uçağının katıldığı operasyonun ilk saatlerinde 200 Filistinli hayatını kaybetmiştir. 2009 yılının Ocak ayının ilk yirmi iki günü süren bir kara operasyonu başlamıştır. Temmuz 2014’te 51 gün sürecek olan saldırılar başlamış bu saldırılarda 530’u çocuk, 302’si kadın 2100’den fazla Filistinli hayatını kaybetmiştir. İsrail tarafından ise 64’ü asker 70 İsrailli ölmüş, 720 İsrailli yaralanmıştır. 9 Ağustos 2017’deki saldırı benzeri saldırılar ise günümüze kadar aralıklarla sürekli görülmüştür.

Mossad suikastleri 

Bunun yanı sıra işlenen suikastler de Filistin direnişine önemli ölçüde zarar vermiştir. Bunlardan ilk akla geleni 22 Mart 2004’de düzenlenen Hamas lideri Şeyh Ahmet Yasin Suikasti ile 17 Nisan 2004’de onun yerine gelen Hamas lideri Abulaziz El Rantisi’ye düzenlenen suikastlerdir. Bunun yanı sıra günümüzde de dünyanın pek çok bölgesinde Mossad’ın suikastler gerçekleştirdiği düşünülmektedir.  Mossad’ın 2016 yılında elektrik elektronik mühendisi olan Muhammet Zaurari’yi Tunus’ta, Nisan 2018’de füze ve insansız hava araçları konusunda uzman olduğu bilinen ve Malezya’da yaşayan Hamas üyesi, elektrik elektronik mühendisi Fadi Batsi’yi öldürdüğü iddia edilmektedir. Ronen Bergman’ın 2018’de yazdığı İsrail Suikastlerinin Gizli Tarihi kitabı pek çok vakayla doludur. Bu strateji İsrail için kendisine tehlike teşkil ettiğini düşündükleri önde gelen Filistin direnişçilerinin öldürülmesi ve bu davaya destek verenlere de gözdağı verilmesi açısından önemli ve vazgeçilmez bir strateji olmuştur.

Orantısız güç kullanımı, insan hakları ihlalleri, uluslararası hukukun ihlali gibi pek çok suçla suçlanmasına rağmen, İsrail’in hiçbir bedel ödemeden ve etkili bir ceza almadan tüm bu durumlardan sıyrılması, onun bütün bu değerleri umursamadan zulmüne devam etmesini kolaylaştırmıştır.

Batı Şeria’nın işgalinde yerleşimlerin çok büyük rol oynadığı görülmektedir. Bu yerleşimler özellikle İsrail için kutsallığa sahip olan yerlerden seçilmektedir.

İsraillilerin söylemine göre birbirlerinden Filistinlilerin yerleşimleriyle ayrılan bu yerleşimlerin güvenliğini sağlamak İsrail için bir sorun teşkil etmiştir. Bu sebeple Ayırıcı Duvar inşası başlamış, bu şekilde yerleşimler Filistinlilerden izole edilerek güvenliğinin sağlanması amaçlanmıştır. Fakat asıl hedef Batı Şeria’daki Filistin halkının kuşatılmasıdır. Gazze’de abluka altındaki milyonlarca Filistinli gibi, Batı Şeria’da da üç milyona yakın Filistinli bu duvarın inşasıyla abluka altına alınmış bulunmaktadır. Ayrıca bu duvar Doğu Kudüs’ü de Filistin’den koparmakta, Batı Şerialıların Kudüs’e geçişlerini engellemektedir. 2002 yılında Ariel Şaron’un aldığı kararla örülmeye başlanan bu duvarın uzunluğunun 60 kilometreyi bulması planlanmaktadır.

Uluslararası adalet divanı aldığı bir kararla bu duvarın inşasıyla İsrail’in uluslararası yükümlülüklerine aykırı davrandığını vurgulamıştır. Fakat İsrail’in uluslararası hukuka dair kararları önemsemediğini diğer durumlarda olduğu gibi bu durumda da netlikle söyleyebiliriz. Yarısından çoğu tamamlanmamış olan bu duvarın inşasına devam edilmesi bu durumun açık göstergesidir.

Neticede zaten parçalanmış ve kuşatma altında olan Filistin topraklarının bu duvarla tamamen parçalanması ve hayatın Filistinlilere daha da zorlaştırılması hedeflenmiştir. Bu gibi projeler Filistin topraklarının aşama aşama tamamen işgal edilmesi amacına yönelik uygulamaya konulan projelerdir. Ayırıcı Duvar inşası da bu stratejinin önemli bir ayağını teşkil etmektedir.

Kuşatılmış Filistin 

Filistin topraklarının parçalanmış yapısı, Hamas ve El Fetih arasındaki halen süren anlaşmazlıklar, bölgedeki istikrarsızlık, İsrail’in hedeflerine ulaşmasını kolaylaştırmıştır. Trump yönetiminin de tam desteğini alan Netenyahu yönetimi, Golan tepelerini ilhak etme, Kudüs’ü başkent ilan etme, Batı Şeria yerleşimlerinden vazgeçmeyeceklerini ve hepsini ilhak edeceklerini açıklama cesareti bulmuştur. Herkesin merakla beklediği fakat henüz ABD tarafından açıklanmayan Yüzyılın Anlaşması’nın bu şekilde çoğu maddesinin yürürlüğe konulduğu iddia edilmektedir. Tarih bir halkın iradesinin tamamen yok sayılarak onun adına zorla yürürlüğe konulan bir barış (!) anlaşmasına sahne olmamıştır.

İsrail, kuruluşunun ardından bütün Filistin topraklarını işgal etme stratejisine yönelik olarak belli projeler ortaya konulmuştur. İsrail, yerleşimlerini artırma ve Ayırıcı duvar inşa etme projesiyle Batı Şeria’yı neredeyse tamamen kontrolü altına almış ve burada yaşayan Filistinlileri abluka altında yaşamaya mecbur etmiştir. Gazze’yi de abluka altında bulunduran İsrail, yeraltı tünellerini imha ederek Gazze’nin yaşam damarlarını kurutmayı, aralıklarla düzenledikleri saldırılarla bu toprakları Filistinliler için yaşanmaz kılmayı hedeflemiştir. Neticede İsrail, günümüzde neredeyse bütün Filistin topraklarını işgali altına almayı başarmıştır.

 

 

Tuba Öztürk Horoz / ORMER, Kudüs ve Filistin Çalışmaları

Google+ WhatsApp