İsrail uçağını vuranlar ve Rusya’nın Ankara-Şam planı...

İsrail uçağını vuranlar ve Rusya’nın Ankara-Şam planı...


İsrail uçağını vuranlar ve Rusya’nın Ankara-Şam planı...

 

 

Türkiye’nin Büyük Ortadoğu’da ‘sürükleyici örnek’ pozisyonunu destekleyen özel bir konjonktürün varlığı inkâr edilemez. İç-dış direnç noktalarının erimesinin bir sebebi de bu.

Amerika’nın bölgedeki bunalımı olduğu gibi İsrail’e abanıyor. Kaos kimyası da burada ortaya çıkıyor; Washington’daki vahşi ‘savaş’la Tel Aviv’deki siyasi hesaplaşmanın iç-içe geçmesiyle Batı-kırımı sersemletici boyuta ulaşıyor...

MAKALEYİ SESLİ DİNLEMEK
İÇİN TIKLAYIN

10 Şubat’ta İsrail jetleri Suriye’ye bir operasyon düzenlediler. Alıştıkları gibi olmadı. Kimi kaynaklara göre bir S-200 hava savunma sistemi-ki bu bilgi dahi aşağılayıcıdır-bir İsrail F-16 savaş uçağını vurdu, ikincisini yaraladı.

Önce şunu söyleyelim; 30 yıldan sonra bölgede ilk kez İsrail jeti vuruluyor! (Lübnan-1986.)

İsrail şimdiye değin Suriye topraklarına yüzlerce hava saldırısı gerçekleştirmiş istisnai bir ülkeydi. Nihayet İsrail’in Şam üzerinde eskisi kadar kanat oynatamayacağı belli olmuştur; bir angajman değişikliği var ve bu Tel Aviv’e füzeyle tebliğ edildi. Resim budur.

Peki, Tel Aviv ne yanıt verdi?.. Hiç. İki sebebi var: 1. Suriye’deki Amerikan varlığı ‘ezik’ konumda ve sınırlıdır, 2. ABD-Türkiye ilişkileri sorunludur.

Artı, İsrail’in kuzeyinde ve Amerikan korumasındaki ‘güvenli bölge’ de Rusya’nın ağır eleştirisi altına girdi. ‘DAEŞ mensupları orada ABD tarafından korunuyor’ suçlaması uluslararası zeminlerde dillendiriliyor.

‘Uçak’ın anlamını Lübnan Meclis Başkanı Nabih Berri’ye de teyit ettirelim; «Yaşanan olayın çatışmadan daha büyük ve savaştan biraz küçük. Bölgede yeni dengeler yaratacaktır. Bu olay türünün ilk örneğidir”...

İSRAİL UÇAĞINI RUSYA VURDU AMA ABD DE KAFASINI BAŞKA YÖNE ÇEVİRDİ!..

Şimdi uçağın kalkışını ve hele ‘düşüşünü’ Tel Aviv’e bağlayalım. Bilindiği gibi İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu ve ailesine yönelik ağır yolsuzluk suçlamaları mevcut.

Detaylarına boğulmadan söyleyelim, durum ciddi. Başbakan Netanyahu’nun siyasi geleceği savcının iki dudağının arasında. İsrail polisi Netanyahu hakkındaki soruşturmayı tamamladığını açıkladı ve savcıya iddianame hazırlaması tavsiyesinde bulundu. Kararı Başsavcı verecek.

Netanyahu’nun savunması, «ben bugüne kadar ne yaptıysam İsrail için yaptım” zaviyesinde. Koalisyon ortağı partiler de Netanyahu’yu-sessizlikle-destekliyorlar.

Ama kamuoyu ve Likud milletvekillerinin büyük çoğunluğu “kelle” istiyor. Herkes ani politik ölüm bekliyor ve Netanyahu sonrasına hazırlık yapıyor. O’nun yapabileceği tek şey ise iktidara sarılmak...

İşte tutunmaya çalıştığı güç dengelerinden biri, o uçağa saldırı emri vermekti! Ama uçak vuruldu. Sarsıcı soru şudur; Rus füzelerinin tetiğini çekenler sadece Ruslar, Şam yönetimi veya İran mıydı?

Netanyahu hemen Amerika’ya baktı ama ne Beyaz Saray’dan yüz bulabildi ne de Dışişleri Bakanı Tillerson bölge ziyaretine Tel Aviv’i ekledi. Washington’un İsrail iktidarının ömürünü tahmin ettiği düşünülebilir mi? 11 Şubat günü Başkan Trump ile Başkan Putin arasındaki telefon görüşmesi bu konuya ne kadar değinmiş olabilir?

Son örneği ‘Münih Güvenlik Konferansı’nda yaşandığı üzere İsrail Başbakanı Netanyahu show yapmayı sürdürüyor. Elinde İran’a ait olduğunu söylediği bir İHA parçasıyla, “İran sadece İsrail’e değil tüm dünyaya tehdit. İsrail’in kararlılığını test etmeyin” dedi. Oysa Netahyahu testten ‘çak(ıl)mıştı’.

Bu yüzden İran Dışişleri Bakanı Cevad Zarif’in konferansta verdiği ‘karikatür gibi’ karşılığı medyanın ilgisini çekti ama açılış cümlesi, «İsrail jetinin düşürülmesi İsrail’in sözde yenilmezliğini sarstı»ydı...

TRUMP VE NETANYAHU’NUN ORTAK DÜŞMANLARI!..

Amerika ve Avrupa’nın sorunlu bağları dahil, ‘geri kalanlar’ ile ilişkilerdeki çökme, üzerine, ‘yükselenlerle’ rekabet, küresel analizlerde zaten yerini almaya, sonuçlarına ilişkin öngörüler de metinlere yazılmaya başladı...

Böylece; “1989-90’da Sovyetler Birliği’nin çökmesiyle” veya “11 Eylül’den sonra” girişleriyle başlayan tüm ‘okumalar” yerini yeni girizgaha bırakacak...

İşte o ilk cümlede ne yazacağı, o ‘başlangıçta’ ne kadar yer alıp almayacağı Türkiye için önemli.

O hacimi şimdiden kavrayabilmek, ona göre ‘yatağını genişletmek’ için de, bu global obruk içine yuvarlanacakları yanlışsız görmek gerekiyor. Bu yerküre bağlamına, iç politik yırtılmaları ile eş zamanlı katılan Washington ve Tel Aviv’in kaygan zeminlerine basmamak gerekiyor. Tillerson’un Külliye’deki ‘yalnızlığı’ delildir.

RUSYA, ‘ANKARA-ŞAM’ ZAMANININ GELDİĞİNİ DÜŞÜNÜYOR...

Esad rejimi ile terör örgütleri arasında gerçekleşen gizli görüşmenin ardından Afrin’in Şam’a teslim edileceğine ilişkin söylence o denli yoğunlaştı ki, bir seri diplomatik teması tetikledi.

Çünkü böyle bir kapının açılması Rusya’nın iradesiyle gerçekleşebilirdi ancak ve bu da Ankara-Moskova-Tahran üçgeninin kenarlarını bükebilirdi. Türkiye’nin şüphesi cari ise de bu satırlar yazılırken ‘beklenen’ gelişme olmadı.

Ancak hissediliyor ki, Moskova, Ankara-Şam yakınlaşmasını teşvik için şartların olgunlaştığını düşünüyor. Dışişleri Bakanı Lavrov’un, “Türkiye’nin güvenlik çıkarları Şam’la doğrudan diyalogla korunabilir” ve esas oyuncu Mihail Bogdanov’un, “arabuluculuğa hazırız” açıklamaları o demek.

 

yeni şafak

Google+ WhatsApp