İspanyol Yahudileri ve Osmanlı Devleti

İspanyol Yahudileri ve Osmanlı Devleti

Soru şöyle: “İspanya’dan kovulan Yahudileri Osmanlı Devleti’ne kabul edip başımıza dert eden padişah hangisidir?” Bu soruya kalıcı ve anlaşılabilir cevap verebilmek için, önce Endülüs’ü, sonra da Endülüs’te olup bitenleri anlamamız lâzım… Endülüs, Müslüman fatihlerin İspanya’ya

İspanyol Yahudileri ve Osmanlı Devleti

 

Soru şöyle: “İspanya’dan kovulan Yahudileri Osmanlı Devleti’ne kabul edip başımıza dert eden padişah hangisidir?”

 Bu soruya kalıcı ve anlaşılabilir cevap verebilmek için, önce Endülüs’ü, sonra da Endülüs’te olup bitenleri anlamamız lâzım…

Endülüs, Müslüman fatihlerin İspanya’ya verdikleri isimdir. İspanya, 711’den itibaren Müslümanların hakimiyetine girmiş, zaman içinde coğrafi sınırları daralmakla birlikte, sekiz asır boyunca İslam ülkesi olarak kalmış, bu süreçte tüm Avrupa’ya ilmin ışığını saçmıştır. O kadar ki, Avrupalı kralların çocukları Endülüs üniversitelerinde eğitim görürdü.

Avrupa’da papazlar dışında okuma yazma bilen insan bulmak neredeyse imkânsızken, Endülüs’te eğitim faaliyetleri en üst noktaya çıkıyor, halkın neredeyse tümü okuma-yazma biliyordu.

Ekonomisi mükemmeldi. Mimarisi örnek alınacak üstünlükteydi. Ayrıca devletin başkenti Kurtuba (Cordova) bir diplomasi merkezi haline gelmiş, sağlanan hoşgörü ortamı sayesinde cami, kilise ve havra kavgasız-gürültüsüz biçimde yan yana yaşamaya başlamıştı. 

Özet olarak Endülüs, Avrupa’nın en güçlü, en seçkin, en zengin devletiydi.Fakat zamanla zayıfladı. Dış saldırılara eklenen iç ihtilaflar yüzünden kendi içine büzüldü. Sonra da çözülüp dağılma sürecine girdi.

“Tevaif-i Mülük Dönemi” (1031-1090), “Murabıtlar ve Muvahhidler Dönemi”(1090 - 1228) derken, Hıristiyan İspanya, Endülüs toprakları üzerinde hızlı bir işgal hareketi başlattı. Kendilerini savunacak gücü kaybeden Endülüs güneydeki Gırnata, Malaga ve Meriyye dışındaki toprakları kaybetti. 1231 yılında Nasriler Sülalesi elde kalan topraklarda bağımsızlıklarını ilan ettiler. Böylece “Gırnata Sultanlığı”, (1231-1492) doğdu ve yürüttüğü usta siyaset sayesinde iki buçuk asır ayakta kalmayı başardı. Gerek İslam gerekse dünya mimarisinin en gözde eserlerinden biri olan Elhamra Sarayı işte bu dönemde inşa edildi. 

1490 senesinde Hıristiyan orduları tarafından kuşatılan Gırnata, 1492’de yapılan bir anlaşma ile Müslümanların dini ve medeni hakları garanti altına alınması şartı ile teslim oldu. Böylece, İspanya’da sekiz asırdır devam eden İslam hakimiyeti son buldu.

Basiretsiz yönetimi yüzünden ülkesini İspanyollara teslim etmek zorunda kalan son Gırnata Sultanı Ebu Abdullah, gözyaşları arasında İspanya’dan uzaklaşırken ağlıyordu. Bunu gören annesi şöyle azarlamaktan kendini alamadı:

“Ağla alçak ağla! Erkek gibi vatanını savunamayana kadın gibi ağlamak yaraşır.”

Sonuç olarak Gırnata Sultanlığı yıkıldı. İspanya’nın Katolik KralıFerdinand ile Kraliçeİzabella, Müslümanlarla daha önce yapmış oldukları anlaşmayı hiçe sayarak Müslümanların zorla Hıristiyanlaştırılmasına karar verdiler. Bir cinnet dönemi açılmıştı: Müslümanları kapalı mekânlara doldurarak üzerlerine vaftiz suyu serpiyor, sonra da Hıristiyan oldukları ilan ediliyordu. 

Kur’an-ı Kerim ve diğer Arapça eserler toplatıldı, kütüphaneler boşaltıldı, yahut yakıldı, Müslümanların öteden beri giydiğigeleneksel kıyafetler yasaklandı.Çocuklarına Arapça öğreten herkes cezalandırıldı. Camiler kiliseye çevrildi. Karşı gelenler Engizisyon Mahkemeleri’ne sevkedildiler. (Kimi İspanyol kaynaklarına göre, Engizisyon, en az üç bin Müslümanın kazığa oturtularak, ya da yakılarak öldürülmesine hükmetti) Kalanını da 1609 yılı itibariyle sınır dışına çıkardı.

Öte yandan, aynı topraklarda Yahudiler de kendi dramlarını yaşıyorlardı.  

Egice Başpiskoposu’nun çalışmalarıyla başlatılan Yahudi aleyhtarlığı, (1391) çok sayıda Hıristiyan papazın da destek vermesiyle yayılmıştı. Yahudiler varlıklarını sürdürebilmek için Hıristiyanlığı kabul etmiş görünerek inançlarını gizi yaşıyorlardı. Bir süre sonra papazlar, kendilerine “Marrano” (dönme) dedikleri Yahudi asıllıların Hıristiyanlıklarından şüphe etmeye başladılar. 1464 yılında devlet ile kilise bir araya gelerek Yahudi asıllı Hıristiyanların gerçekten Hıristiyanlığı kabul edip etmediklerini test etmeye karar verdi. Bu amaçla üç kişilik bir engizisyon heyeti oluşturuldu ve mahkemeler kuruldu. Çok sayıda Yahudi ağır şekilde cezalandırıldı. O dönemde baş engizitör olarak tayin edilen Thomas de Toquemada’nın kararıyla pek çok Yahudi yakıldı. En son Kraliçe İsabella’nın kararıyla 31 Mart 1492 tarihinde bütün Yahudilerin İspanya’yı terk etmelerini isteyen bir ferman çıkarıldı. Aynı yılın Mayıs ayında yürürlüğe sokulan ferman ülkedeki bütün Yahudilerin 2 Ağustos 1492 tarihine kadar İspanya’yı terk etmelerini istiyordu. 

İşte bu Yahudiler kendilerine yeni bir yurt bulabilmek için birçok Avrupa ülkesinin kapısını çaldılar, ama kapılar suratlarına kapandı. Sadece Osmanlı Devleti çaresiz kalan Yahudilere kapılarını açtı. İspanya’dan sürgün edilen Yahudilerin 150 bin kadarı ilk etapta Osmanlı Devleti’ne getirildi. Diğerlerinin de önemli bir kısmı Polonya ve Rusya yoluyla Osmanlı topraklarına sığındılar. 

Kendilerine “Sefarad” adı verilen bu Yahudilerin büyük çoğunluğu Selanik ve İstanbul’a yerleştirildiler. Göç olayının yaşandığı sırada Osmanlı Padişahı olan Sultan II. Bayezid Yahudilerin iyi karşılanmaları için bütün illere emirnameler göndermiş, hatta bunlara zarar verenlerin idamla cezalandırılacaklarını duyurmuştu. 

 

yavuz bahadıroğlu

yeni akit

Google+ WhatsApp