İslâm’ın kavramları

İslâm’ın kavramları


Her düşüncenin kendine özgü bakış açısı ve kavramları var. Düşünceyi belirleyen de kendine ait özgünlüklerdir.

 

İslâm’da bulunan başka kültürlerde olmayan kavramlar var ve bunlar belirleyicidir. Düşünce insan hayatında bütünlüğünü ve ruhunu oluşturur.

 

Müslümanların içinde bulunduğu açmazlardan biri laik ve seküler bir yapıda İslâmî kavramları özümsemesi. Bir başka deyişle kendine ait olmayan bir sistemi içselleştirmesi. Laik, seküler, kapitalist, faizci bir sistemden söz ediyoruz. Haramları ve yasakları meşru kabul eden ve onsuz edemeyen bir sistem. Yapısı ve kurgusunun bir de kendine özgü bir dini var. Halkı Müslüman, sistemin dini Kemalizm. Onun ritüelleri kesinlik oluşturur. Onlara dokunulamaz. Metafizikten ve manevilikten uzak bir dindir Kemalizm. Âdeta hac ibadetini andıran ve tavafı olan bir akıl dini. Pozitivst, yani materyalist. Bu halk katında yeterince kabul görmeyince Müslümanların bu yapıya ve sisteme adaptesi önemli bir çaba oluşturuyor.

 

İlginç bir durum şudur. “Şehitlik” kavramının algılanışı ve tanımlanışı. Mevcut sistem İslâm’a özgü olan bu kavramı kendine dönüştürüyor. Sadece sistem değil kimi ideolojiler de bu kavramı kendilerine uygun görmekten kaçınmıyorlar. Bu konuya daha önce de değinmiştik. Sağcıların, solcuların, devrimcilerin, laiklerin, Kemalistlerin kendilerine uyarlaması biraz da bulundukları koşullarda normal. İşin ilginç yanı İslâmî gelenekten gelenlerin de laik ve seküler sisteme adapte olmalarından sonra onların da bunu benimsemesi. Bu bununla sınırlı kalmıyor. Bu yapı içinde yetişmiş olanların yabancılardan yaptıkları çevirilerde de benzer bir tutum sergilemeleri. Şöyle ki şu sıralar Ortaçağ Hıristiyan düşüncesine ait eserleri okuyorum. İtalyan kültüründen çevrilen kimi eserlerde “şehitlik” kavramını Hıristiyanlara uyarlamaları. Sadece bu değil onların işgallerini de “fetih” kavramı ile tanımlamaları. Hıristiyan şehitler ve Hıristiyanların fetihleri. Bunu Umberto Eco’nun çevrilen eserlerinde ve daha başkalarında görüyoruz.

 

15 Temmuz sonrasında laik ve seküler sistemin kutsalları İslâmî bir öze büründürüldü. Onunla birlikte kimi kavramlar kutsallığa büründürüldü. Tuhaf olan şu ki, Kemalizm’in veya sistemin bir amentüsü oluştu. “Vatanı sevmek imandandır”, 15 Temmuz şehitleri, Misak-ı Milli sınırlarının kutsallığı ve kimi kavramların iyice putlaştırılması. Bunların hiç birine asla dokunulamaz ve aleyhinde bir yorumda dahi bulunulamaz. Çok basit bir şey gibi görünüyor ama halkın da bu ritüelleri iyice benimsemiş olması. On Kasım sabahı sirenler çaldığında sokakta bir insanın put gibi dikilip kalması. Eğer bir kişi devinse linç edilmekten kendilerini zor kurtarırlar. Bu benimseyiş genel bir kabule ve teslimiyete dönüşmüş bulunuyor. Bu örnekler çoğaltılabilir.

 

Sorun İslâm’a özgü kavramların İslâm ile ilgisi olmayan sistem tarafından benimsenmesi, içselleştirmesi. Müslümanların da buna uyum sağlaması ve kabullenmesi.

 

Sistemin kendine özgü kavram ve durumları da kabul görüyor. İslâm’a göre haram kılınmış olanların da kabul görmesi ve benimsenmesi.

 

Bankalar, faizler, fuhuş, alkol, ırkçılık gibi İslâm ile asla bir arada düşünülemeyen durumların kanıksanması ve kabul görmesi. Kimse bu hayattan ve yaşayıştan rahatsız değil. Hatta bir yanıyla da destek verir duruma gelinmiş.

 

İslâm insanların önceliği değil. İslâm sadece yaşanan bir ayrıntı. Olsa da olur olmasa da olur gibi bir anlayışın egemen oluşu söz konusu. İslâm için kimsenin özel bir çabası yok. Örneğin faiz haramdır, karşı olunur ama onu giderme, ondan kaçınma çabasında asla bulunulmuyor. Bu bir kabulleniş ve teslim oluştur. Faiz kurumlarının reklâmını yapmak, almak, gazete ve dergilerde yayımlamak ve bundan beslenmek gibi.

 

Edebiyat dünyasında İslâm düşüncesinin önde gelenleri de artık tali durumda görülüyor. Kendi dünyasının dışındakilere daha çok rağbet var. Sosyal medyadaki yansımalar ortada.

Google+ WhatsApp