İslâm Milleti ve Mevlid –IV-

İslâm Milleti ve Mevlid –IV-


İslâm bir sevgi dinidir. İlahi olanın yaşanmasıdır. İnsanlar arasında konum, renk, ırk farkı olmaksızın yaşanan sevgi yoğunluğu. Tapınmadan uzak, putlaştırmayan bir yaklaşım. Hıristiyanlık, kan ve korku üzerine, insanı korkutan, günah duygusunu yoğunlaştıran bir anlayış. Ondandır ki onlarda günah baskındır. Bir çocuk bile günahkâr doğar. İslâm ise insan gerçeğine uygun ve doğal olanı yaşatır. İslâm’da üstün ırk yoktur. Sorumluluk üstlenenler değerlidir. Somut nesneler üzerinde yürümez, onları putlaştırmaz. Sevgili Efendimiz, bunun uyarısında bulunur. Hıristiyanların içine düştüğü tuzaktan sakınmalarını önerir.

 

Habeşli Bilal bir köle ve bir siyahi (zenci). Bilal Müslüman olduktan sonra Peygamberimiz’in hemen yanı başında. Bir değerdir Bilal. Allah’ın kendisine bağışladığı ses güzelliğiyle güzeller arasındadır. Yüzyıllardır insanlığın en çok acı çektiği konulardan biridir bu konu. İslâm’ı ruhunda yaşayanlar için ırk, meşrep, kabile önemli değildir.

 

Yedi İklim Peygamber Özel sayısından örneklere devam edelim. İbn Arabî:

 

“Ben ihya olmuşum; ne saklanan ne kararsız biri

 

Hatimi soyundan, Arab, Muhammed’im ben.”

 

Türkçesi: Dr. Metin Yasa, Dr. Dursun Ali Türkmen.

 

Dedem İsmail Hakkı Efendi’nin na’tı şerifinin ilk beyti.

 

“Menba-ı ilm-i Hüdasın ya Muhammed Mustafa

 

Dembedem feyz aşinasın ya Muhammed Mustafa”

 

Allah ilminin kaynağısın Ya Muhammed Mustafa, bu güzelliklere aşınasın ya Muhammed Mustafa.

 

Fuzuli:

 

“Saçma ey göz eşkden gönlümdeki odlare su

 

Kim bu denlü dutuşan kılmaz çare su”

 

Ey göz gönlümün ateşine gözyaşımdan su saçma, bu kadar tutuşan ateşlere su fayda vermez. Fuzûlî’nin bu şiiri bir hadisten doğmadır. Hazreti Fatıma validemiz bir gün babasına verilmesi gerekli olan şeyler nelerdir, diye sorar. “Su, ateş ve tuz’dur der Efendimiz. Nedenini sorar. “Kim ateş verirse bu ateşten pişen yemekler dağıtılınca ondan insanlar faydalanır. Kim tuz verirse pişen yemeklerden insanlar faydalanır, nasiplenir. Kim bir kimseye bir içimlik su verirse bir köle bağışlamış gibi olur. Şiirin öz hâli bunu anlatır.

 

Kendisiyle sınırlı kalmaz gönlünü saran aşk ateşinin suyudur bu.

 

Sevginin bu denli yoğunluğu Müslümanların gönlünün yansımasıdır. Bu, bir aşk ve sonsuz sevgi hâlidir.

 

Na’t örneklerinin şaheserlerinden biri olan Nabi’nin Na’tı şerifi ile bu konuyu şimdilik tamamlayalım:

 

“Sakın terk-i edebden kûy-ı mahbûb-ı Hüdadır bu

 

Nazargâhı ilahıdır Makam-ı Mustafa’dır bu”

 

Edebi terk etmekten sakın Allah’ın sevgilisi Mustafa’nın mahallinde ve makamındasın. Nabî hac ibadetini yapıp Peygamber’in huzuruna varmaya gittiğinde yolda bu şiiri söyler.

 

Şiirin tamamını buraya almayı dilerdik. Ancak tadımlık olması için bununla yetinelim.

 

İslâm milletinin değişik zamanlarda ve yerlerde bunların birçok örneği bulunmaktadır.

 

Sevgi yoğunluğu insanları birbirine bağlar. Günümüzün en çok gereksinim duyduğu bir durumdur bu. İnsanın gönlünü kazanmak, birlikte olabilmek ve yaşamak insanlığın geleceği için önemli. İslâm’ın sevgi dilini, şiir gücüyle günümüzde yepyeni bir ifade ile anlatma bizim bugünün insanının sorumluluğu. Sorumluluktan çok yaşama hâli. Sevgiyle ve aşk ile. İnsanı kendi gönlünde taşıma, ona yer açma ve birlikte yaşama aşk ve sevgisi. Müslümanlar sevgi gözüyle bakar, sevgi diliyle yaşarsa bu öncelikle kendisini anlamlı kılar. Güzel bir bakış, güzel bir söz çok şeyi değiştirir. Yeter ki ona dünyanın sevgi dilini katsın.

Google+ WhatsApp