İslami bilincin özgürleşmesi

İslami bilincin özgürleşmesi


İslami bilincin özgürleşmesi

 

 

Modernizmin ve modern kültürün her yerde ve her durumda sürdürdüğü, sürdürebildiği mütehakkim dil/söylem ve bilginin saldırganlığı sebebiyle teslimiyetçi bir konumlanmayı seçtiğimiz için, İslami zihnin, kavrayışın, bilincin özgürleşmesinden korkan bir ruh hali içerisinde bulunuyoruz. İslami anlamda entelektüel çözümlemeler yapmadığımız için, sorunları ve kayıtsızlıkları biriktiriyoruz. Sorunları ve kayıtsızlıkları biriktirmek, yeni bağımlılıklar/kölelikler doğuruyor. Bu durumda, Müslümanlar olarak entelektüel bir putkırıcılık sorumluluğu üstlenmemiz gerekirken, bunu yapmıyor, tam tersi bir tercihte bulunarak İslam’ı ve Kur’an’ı rasyonalist bir yenilikçiliğe dayalı yaklaşımlarla/zihniyetle açıklamaya/savunmaya çalışıyoruz.

Müslümanlar olarak, modern zamanları, modern mutlakların kültürel iktidarına hizmet ederek geçirdiğimiz için, sistematik bir biçimde bilinç katliamlarına maruz kaldık. İslami farkındalığı kaybetmemiş olsaydık ve kendimiz gibi kalmayı, kendimiz gibi olmayı başarabilseydik, bu katliamlar karşısında sessiz kalmayacaktık. Müslümanlar olarak, İslami bilincin belirlediği varoluşlara sahip olsaydık, entelektüel putkırıcılıkla hayatlarımızı anlamlı kılmaya çalışacaktık. Koşulların ve çıkarların belirlediği varoluşlarla hayatlarımızı sürdürdüğümüz için, kimi zaman rasyonalist yenilikçiliğin, kimi zaman bunun tam tersi batınî spekülasyonların, kimi zaman akademizmin himayesine ihtiyaç duyuyoruz.

BÜTÜNLÜĞÜ KAYBETMENİN BEDELİ

Müslümanlar sahici ve kararlı bir hayat tarzıyla, her alanda bir bütünlük sahibi olurlar. Ekonomik çıkarlar, politik çıkarlar, konjonktürel çıkarlar doğrultusunda konum aldığımızda, İslami bütünlük/kişilik/karakter paramparça olur. Bütünlük, aynı zamanda özgürlük ve özgünlükle de yakından ilgilidir. Bütünlüğünü kaybeden, özgürlüğünü ve özgünlüğünü de kaybeder. Özgürlüğünü ve özgünlüğünü kaybedenler ise, kim olurlarsa olsunlar, gri hayatlara/varoluşlara mahkum olurlar. Gri varoluşlar/gri hayatlar, ahlaki tükenişin ifadesidir. Gri varoluşlar ve hayatlar, bireyleri toplumsuzlaşmış bireyciliklere sürükler. Çıkarlar için mücadele, makam/mansıp için mücadele, ancak her tür kutsal’dan arındırılmış varoluşlarla sürdürülebilir.

Modern kültürün oluşturduğu mütahakkim dil/bilgi aracılığıyla inşa edilen modern “mutlaklar”, günümüz dünyasında sorgulanamaz gerçekler olarak belirleyiciliğini koruyor. Modern mutlakların, ahlaktan yoksun aklın, akıl çağının akılsızlıklarının neden olduğu kitlesel kıyımlar, bugün bile gereği kadar sorgulanamıyor. Kendi kendini doğrulayan, yücelten modern ideolojiler, modern uygarlığın işlediği bütün kötülükleri unutturabilecek imkanlara sahip. İnsanlık tarihinde şiddetin yoğunlaşması, çoğalması, yayılması, sistematik hale gelmesi, modernite ile başladı. “Uygarlık misyonu” dili, her tür şiddet’in meşrulaştırılabilmesini sağlayabilmek, uygar olmadıkları düşünülen halkların/kültürlerin yok edilmelerini gerçekleştirmek üzere, ahlaki/vicdani/insani çözümlemelere ihtiyaç duymayan bürokratik akılcılığı kullandı. Uygarlık misyonu dili, sömürgecilerin üstünlüklerini kanıtlayabilmek için, pek çok özgün halkı ve kültürü yok etti.

IRAK VE SURİYE İSRAİL İÇİN YOKEDİLDİ

Ortadoğu, özgün halkların ve kültürlerin yok edildiği coğrafyalardan sadece bir tanesidir.

Bugün Ortadoğu’da, sömürgeci/emperyalist İsrail’in “istisnailiği” tartışma/sorgulama konusu yapılamıyor. Irak ve Suriye’nin, İsrail’in bu istisnailiğini sorunsuz bir şekilde sürdürebilmesi için yok edildiği gerçeği ise, gereği gibi konuşulamıyor ve tartışılamıyor.

Gerçek anlamda İslam’a katılmak, bir bilinç ailesine katılmakla başlar. Bir bilinç ailesine katılmak, soy/sop/kabile/aşiret/milliyet/mezhep bağlılıklarını, asabiyetini, bağnazlığını, bencilliğini aşarak, evrensel İslam ailesine katılmak demektir. İslami bilinç/tercih/varoluş, hayatın ve tarihin içerisinde her şeyi çok daha üst düzeyde algılamak, özümsemek, yaşamak ve temsil etmekle ilgilidir. İslam’ın üst düzey bir sorumlulukla temsil edilmesi, hiç bir bencilliğe yer verilmeyeceği anlamını taşır.

TECRÜBE ETTİĞİMİZ İSLAM DEĞİL

İslam, eksiksiz, özgün bir dünya görüşünün ve hayat tarzının adıdır. Bugün, kendimizi, düşüncelerimizi, hayatımızı, toplumumuzu İslami anlamda tamamlayamadığımız, tamamlama çabası içerisinde bulunmadığımız, kendimizi İslami anlamda inşa edemediğimiz için, somut olarak ve bütün boyutlarıyla uyguladığımız, pratik hayatta bütün boyutlarıyla tecrübe ettiğimiz şey İslam değil, kapitalist/seküler/liberal dünya görüşüdür.

İslam ve Kur’an, bugün, İslam’ı ve Kur’an’ı bir meslek ve uzmanlık konusu olarak çalışanlar tarafından, akademik alıştırma ve araştırma konusu haline getirilmiştir. Müslümanlar olarak İslami bilinci, derinlikli çalışmalarla, çok daha ileri boyutlara taşıyarak toplumsallaştırmamız, İslami bünyeyi düşünsel anlamda bilinç yoluyla sarsmamız, kışkırtmamız gerekir. Aziz İslam ve Kur’an, araştırdığımız, tartıştığımız, ancak tecrübe etmek istemediğimiz bir konu olmaktan çıkmalı. Gerçekliğe dönüştürmediğimiz, dönüştürmeye çalışmadığımız bir şeyi, değersizleştirdiğimizi farkedebilmeliyiz.

Bir Müslümanın, İslami tercihlerinden vazgeçerek seküler ya da milliyetçi tercihler yapması, kıyafet değiştirir gibi görüş-konum-duruş değiştirmesi, ilgili kişiliğin nihai/sahici karar verme yeteneğine/iradesine ve bağımsızlığına sahip olmadığını gösterir. Düşünceler, fikirler, ilkeleri bir kenara bırakarak, çıkarlar/ihtiraslar doğrultusunda tercihler yapan topluluklarla, gerçek anlamda varoluşsal değeri olan bir mücadele yürütülemez. Kerameti kendinden menkul “İslamcılıkların” milliyetçiliklere, ulus-devlet kutsallarına dahil olmaları, parçalanmış çok yüzlü kimlik algılarından, patolojilerinden kaynaklanıyor. Sahici hayatların, sahici ve tamamlanmış kişiliklerle sürdürülebileceğini, yaşanabileceğini hatırlamak gerekir.

 

 

Atasoy Müftüoğlu/Yeni Şafak

Google+ WhatsApp