İSLAM’DA İLK FİTNE

İSLAM’DA İLK FİTNE

İslam’da ilk fitne diye yazdığımız makaleyi bitirirken bundan sonrada ikinci fitneyi yazarız diye belirtmiştim. Ufacık bir düzeltme ile şunu ifade edeyim ki bundan sonra olmuş olan bütün şer işler aslında o ilk fitnenin devamıdır. Hatta bugün Amerikan’ın parçalara ayırdığı Irak’ta ve Suriye de

İSLAM’DA İLK FİTNE

 

 
İslam’da ilk fitne diye yazdığımız makaleyi bitirirken bundan sonrada ikinci fitneyi yazarız diye belirtmiştim. Ufacık bir düzeltme ile şunu ifade edeyim ki bundan sonra olmuş olan bütün şer işler aslında o ilk fitnenin devamıdır. Hatta bugün Amerikan’ın parçalara ayırdığı Irak’ta ve Suriye de  yüz binlerce kişinin ölmesine de ilk fitnenin devamı olarak bakabilirsiniz.

 

    Kendilerini hakiki Müslüman ve askerlerini Allah’ın askeri diye adlandıran Şia taifesi; kendi halkından bir milyon insanı bombalarla öldürürken; altı milyon insanı aç susuz vatanlarından kovalarken asrın en azılı celladına “Hz. Hüseyin’in intikamını alıyor” diyebiliyor.

 

    Hz. Osman’ın kanı Kuran-ı Kerim’in üzerine dökülmekle fitne kapısı sadece açılmış değil belki de bundan sonra kapanmayacak vaziyette kırılmıştır. Ondan sonra İslam milleti için de fitneler eksik olmadı. O kan dinmedi. Hz. Osman’ın Kuran-ı Kerim üzerine dökülen kan lekesi silinmedi. Fitnenin ne büyük musibet olduğu, bir kere yol bulduğunda önüne gelenleri nasıl sel gibi götürdüğü, nasıl bir bataklığa batırdığını bu birinci fitneden sonraki olaylar açıkça göstermiş oldu.

 

     Hz. Peygamber, ‘ Fitne uykudadır, onu uyandıranlara Allah lanet eylesin.’ Diye buyurmuştur. Fitnenin uyuyan bir yılan olduğu, uyanırsa ne karşı koyanların kurtulacağı, ne de uyaranların selamet bulacağı söylenmiştir.

 

     Hz. Osman’ın vefatından sonra vuku bulan hadiseleri daha sonra gelen tarihçilerde, âlimlerde izah edememişler; kimi içtihat hatası demiş, kimi yüce Allah elimizi karıştırmadı bizde dilimizi karıştırmayalım diye tarafsız kalmayı yeğlemişlerdir. Yine de bazı hadiseler var ki sonrakiler izahta zorlanmışlardır.

 

1- Hz. Ali gibi bir İslam mücahidinin Hz. Osman’ın katillerinin tehdidi ile hilafeti kabul etmesi ve onları ileride cezalandırırım diye taraftarların kendi ordusu içine alması.

 

2- Cennet ile müjdelendiği bildirilen iki büyük sahabe Hz. Zübeyir ve Hz. Talha’nın evvela kendi rızaları ile Hz. Ali’ye biat edip sonra gizlice Mekke’ye gidip Hz. Ayşe ile beraber asker toplamalar, Hz. Ali’ye karşı savaşmak için kendi taraftarlarının da olduğu Basra’yı muhasara etmeleri. Kuvvet toplamaya gidip kendi yanlarında yer almayan Müslümanlara camide baskın yapıp altmış kişiyi katletmeleri ve daha sonra altı yüz kişiyi aynı nedenlerle öldürmeleri, yüzlerce sahabenin binlerce Müslüman’ın Cemel Vaka’sı denen bu meşum olayda ölmeleri ve yine bu iki büyük sahabenin bu savaşta şahadetleri izahı mümkün olmayan olaylar olsa gerek.

 

3- Yine müminlerin annesi Hz. Ayşe’nin bir kardeşi ile halife Hz. Ali’ye karşı savaşırken, diğer kardeşi Muhammed’in Hz. Osman’ı öldürmek için pencere’den girip Hz. Osman’ın ikazı ile kendine gelmesi. Sonra evden kaçarak çıkıp Hz. Osman’ın şahadetinden sonra yine isyancılarla beraber olup ablasına ve kardeşine karşı savaşması hiç izah olunmayacak meseleler olsa gerek.

 

4- Son olarak Hz. Muaviye’nin Sıffin mağlubiyetinden kurtarmak için mızrakların ucuna Kuran-ı Kerim sahifelerini takmaları ve Hz. Ali’nin hilafeti iki hakeme havale etmesi kendi taraftarlarının dahi izah edemedikleri için bir kısmı bölünerek Hz. Ali’ye düşman olmaları hala anlaşılamamıştır.

 

     Yahudiliği ve Hıristiyanlığı bölen, parçalayan, tahrif eden Yahudi ve münafık zihniyeti, Müslümanları da parçalamak için fırsat kollarken gelişen olaylar ve olayların içinde kendi istedikleri gibi gelişmesine katkıda bulunan Abdullah İbn Sebe ve yandaşları, İslam’ı sayısı belli olmayan fırkalara ayırdılar. Kimilerine göre sahte, kimilerine göre sahih olduğu söylenen bir hadis nedeni ile İslam ümmeti bölünmeyi bekler haldeydi. Bu olayların olması sanki o hadisin doğruluğunu ispata vesile kabul edilip fırkalar yetmiş üç sayısına ulaştırılmak için bölünmeler körüklendi ama herkes kendi fırkasını  “Fırka-ı Naciye” (yani kurtulan tek fırka) kabul ediyordu. Diğerlerini dalalette kabul ediyorlardı. Bin dört yüz küsur senedir binlerce fırkaya bölünen İslam milleti hala benim fırkam kurtuldu diyen ahmaklarla dolu. Hâlbuki Yüce Allah Kuran-ı Kerim’de ‘Vela teferreku vehtelefu’ (ayrılmayın, ihtilafa düşmeyin) açık emrine rağmen, Allah bizlere basiret versin…
 
 
 

Bekir Çöl

hilal haber

Google+ WhatsApp