İslam ve Terör

İslam ve Terör


İslam ve Terör

 

 

İslam kelimesinin kökeni şöyle tanımlanmaktadır: Selime –Yeslemü- Selamun ve Selametün şeklinde. Anlamı ise: İç ve dış dertlerden, belalardan, her türlü kötülük ve olumsuzluklardan uzak olmak,  kurtulmak demektir. Kalp için kullanıldığında; Selim kalp: Bütün kötülüklerden uzak olan, kurtulan kalp demektir. Cennet için kullanıldığında: Darusselam; kurtuluş yeri anlamına gelmektedir.

Esselam sözcüğü Yüce Allah’ın isimlerinden biri olarakta kullanılmaktadır. İf’al babında ise, Esleme- yüslimü- İslamen:  Teslim olmak demektir. Yani her türlü kötülükten uzak, tümüyle barış ve kurtuluş dini olan İslama teslim olmak, bu dine girmek demektir. “Allah indinde din İslam’dır.” (Ali İmran 3/19)hükmü gereğince Allah’ın dinini kabul edip kurtuluşa, barışa girmek anlamına gelmektedir.

İslam’ı kendisine din ve dünya görüşü olarak seçen kimseye de Müslüman denilmektedir. Yani barışa, kurtuluşa ve tüm kötülüklerden uzak olmaya giren kişidir… Nebinin diliyle:  “Müslüman, elinden ve dilinden emin olunan insan demektir.”

“İbrahim’in milletinden, kendine kötülük eden beyinsizden başka kim yüz çevirir? Biz onu dünyada seçkin birisi yaptık, hiç şüphesiz o, ahirette de iyilerden biridir.” “Rabbi ona, «İslâm ol!» emrini verince, o da «Ben âlemlerin Rabbine teslim oldum.» dedi.” (Bakara 2/130-131)

Allah’a teslim olan onun hükmüne boyun eğen insan, bir ömür bu teslimiyetin gereğini yerine getiren bir anlayışın sahibi olan kimse demektir. Müslüman, hiçbir işini Allah’tan bağımsız olarak yapamaz. Bu iş Allah ile kul arasında olabilir, kendi şahsıyla ilgili olabilir, kendisiyle diğer insanlar arasında olabilir,  toplumla, devlet arasında olabilir veya tüm dünyayı ilgilendiren bir iş de olabilir. Müslüman, bunların hiç birisini kendi hevasına göre yapamaz. Mutlaka olayı Allah’ın kitabına götürmek ve ondan onay almak zorundadır. Aksi halde teslimiyet isyana dönüşür. İsyan eden de karşısında Allah’ı bulur, Onun salih kullarını bulur. Bunlar da keyfiliğe, zulme ve haksızlığa asla geçit vermezler.

Bu nedenle İslam ile terörizm, Müslüman ile terörist asla bir arada olamaz, düşünülemez.  Bir takım ağızların dillendirmeye çalıştıkları Müslüman terörist veya İslam terörü gibi yakıştırmalar İslam’ın ve Müslüman’ın ne demek olduğunu bilmeyen batının militarist zihniyetinin ifadesinden başka bir şey değildir. Hak ile batılı birbirine karıştırmak,  kirli işlerine yandaş edinmek için adından başka İslam’la ilgisi olmayan IŞİD, El Kaide v.b. gibi yapıların gerçek İslam’la alakası olmayan küresel müstekbirlerin imalatıdır.  Bunların yaptıkları ile İslamı dünya kamuoyunda kötüleyerek terörle mahkûm etme tezgâhıdır. Aklı, vicdanı, birazcık sağduyusu olan insanların bu kirli tezgâhı fark etmemesi mümkün değildir. Babanın yaptığının hesabını oğluna sormayan Allah(Enam 6/164)  Müslüman’a böyle bir sorumluluk yükleyerek zulme kapı aralamaz. Bu dini din edinen Müslüman ne bir kiliseyi, ne bir havrayı ve ne de herhangi bir topluluğu katletmenin sorumluluğunu yüklenmez.    O bilir ki suç da ceza da şahsidir. Birinin yaptığının hesabı başkasından sorulmaz. Ayrıca şahıslar yasaları uygulayıcı değildir. Devlet olmadan hiç bir şahıs yasaları uygulayamaz.  Allah bu hakkı; hakka dayanan ve adaletle hükmedecek olan meşru bir otoriteye vermiştir. İslam’a ve Müslümanlara yapılan bu iftira birilerinin cehaleti ile değilse, birilerinin ihaneti sebebiyledir. Hakikatte ise insanlık tarihi boyunca İslam’ın ve Müslümanların böyle bir ayıbı ve kusuru olmamıştır. Buna hem Allah şahittir hem de Tarih…

Batıda vicdan sahibi birkaç kişi oturmuş hasbıhal ederken şu itiraflarda bulunuyorlar:” Biz batılılar daha acımasızız Haçlı seferleri boyunca 4 milyon insanı Müslümanlar öldürmedi. Sömürgeleştirme süreci boyunca 50 milyon insanı Müslümanlar öldürmedi. İkinci dünya savaşında 70 milyon insanı Müslümanlar öldürmedi. Bir kıta dolusu kızıl deriliyi Müslümanlar öldürmedi. Bir milyon Iraklıyı, Suriyeliyi, Afganlıyı Sudanlıyı,  Cezayirliyi, Afrikalıyı, Altı milyon Yahudi’yi Müslümanlar öldürmedi.” Yüz binlerce Japon’u ve dünyanın diğer coğrafyalarında çıkarları uğruna işlenen faili meçhulleri Müslümanlar öldürmedi!.. bu konuda dosyası kabarık olan ve bunca insanın kanını döken batı medeniyetinin(!) insanlarıdır. Bu insanların, oturup insan haklarından barıştan medeniyetten bahsetmeleri yaptıkları ile asla bağdaşmıyor ve Bu sözler ağızlarına yakışmıyor.

Terör: Kökünü Latince ‘terrere’ sözcüğünden alan Terör deyimi ‘korkudan sarsıntı geçirme’ veya ‘korkudan dehşete düşmeye sebep olma’ anlamlarına gelmekte olup, ilk defa Dictionnarire de l’Academie Française’nin 1789 yılında yayınlanan ekinde rastlanmaktadır.‘Terör; cebir ve şiddet kullanarak; baskı, korkutma, yıldırma, sindirme veya tehdit yöntemlerinden biriyle,  kamu düzenini veya genel sağlığı bozmak amacıyla bir örgüte mensup kişi veya kişiler tarafından girişilecek her türlü suç teşkil eden eylemlerdir.’

Terörü yaşam tarzı olarak benimseyen insanlara da terörist ismi verilir.  Bu düşünceyi taşıyan dünyanın neresinde olursa olsun hangi düşünceye “dine” dünya görüşüne mensup olursa olsun onun adı terörist olarak anılır. Bu yasa dışı bir örgütün elemanı olduğu gibi, yalnız başına hareket eden bir militan da olabilir. Yâda herhangi bir devletin bünyesinde barındırdığı illegal bir örgütün mensubu da olabilir. Böyle oluşu onun durumuna meşruiyet kazandırmaz. Geçmişte Mahir Kaynak şu tespiti yapmıştı: “Hiçbir servis terör örgütsüz olmaz, hiçbir terör örgütü de servissiz olmaz. Servis terör örgütünü korur ve buna karşılık pis işlerini de ona yaptırır.”

“Terorizm: Soğuk savaşın sona erdiği 1990’lı yılların sonrasında, stratejik tehdit algılamaları çok boyutlu ve değişken hale dönüşmüştür. Yeni tehdit algılamaları; bölgesel ve etnik çatışmalar, ülkelerdeki ekonomik istikrarsızlıklar ve belirsizlikler, kitle imha silahları ve uzun menzilli füzelerin yayılması, uyuşturucu ve her türlü silah kaçakçılığı, uluslararası boyutta ortaya çıkan yeni tehdit ve riskleri de içermektedir.

1990 sonrasında, klasik terör örgütü ve faaliyetlerinin yanı sıra nükleer, biyolojik ve kimyasal maddeler kullanan, uyuşturucu trafiği ile iç içe olan, iletişim (bilgisayar) üzerinden kurulup işletilen yeni terör örgüt ve faaliyetleri ortaya çıkmaya başlamıştır. Bugün olduğu gibi gelecekte de dünyanın en önemli gündem maddelerinden biri olma özelliğini koruyacaktır.”

“Terörün tanımı: Teröre bakış açılarının çok farklı olması ve terör ve terörün dünya devletleri tarafından kabul edilmiş ortak bir tanımı olmaması nedeniyle; neyin, ne zaman terör olduğu, problemini karşımıza getirmektedir. Zira aynı kişinin aynı fiilden dolayı bir tarafta özgürlük savaşçısı bir kahraman; diğer tarafta ise en affedilmez suçları işlemiş bir hain olarak değerlendirilmesi, terörizm probleminin çözülmesi açısından ikilem oluşturmakta ve mücadeleyi güçleştirmektedir. Terör ve insanlığın karşı karşıya bulunduğu en önemli ve en tehlikeli sorunlardan biri olarak kabul edilmesine rağmen, uzlaşmaya varılmış bir tanımın olmaması ciddi bir eksiklik olarak görülmektedir.”

“Siyasal bir özellik taşımayan şiddet hareketleri, örgütlü bile olsalar organize suç hareketleri olarak tanımlanmakta,  suçu dışında tasnife tabi tutulmaktadırlar. Terör eylemlerinin ortak özelliği; “bir ülkenin ekonomik, toplumsal, siyasal ve anayasal yapılarını sarsmak ya da yıkmak amacıyla bilerek ve kasten yapılmış olması” olarak belirginleşmektedir.”

Aslında terörü ve teröristi oluşturan ve şahsi amaçlarına hizmet için kullananların kimler olduğu herkes tarafından bilinmesine rağmen, kimse “kral çıplak” sözünü söyleme cesaretini gösteremiyor. Çünkü küresel güç odaklarının elinin değneği olarak çıkartılmış olan yapılar, kimin kafasına indirilmek istenirse hiçbir kurala bağlı olmaksızın onun başına indiriliyor. İş olup bitmiştir.  Verilmek istenen mesaj yerine ulaşmıştır. Sonra güç odakları oturup tartışırlar teröre lanetler yağdırıp milletin gazını alırlar ve kısa bir zaman sonra unutulup gider. İşte bu yapılan eylemler amacına ulaşmış, ondan sağlanacak çıkar elde edilmiştir.  Resmi yoldan yapılamayan operasyonlar bu yolla yapılır hiçbir bedelde ödenmez. Ölen ölür kalan sağlar bizimdir mantığı devam eder.

Çok yakın bir tarihte dünyanın öte ucundaki Yeni Zelanda da  iki caminin taranarak 50 Müslüman’ın  ölümüyle sonuçlanan olay hafızalarda tazeliğini korumaktadır.  Olayı yapan bir tek kişi olmasına rağmen tarihin derinliklerine uzanın 74 sayfalık manifesto yayınlaması olayı bireysel bir saldırı olmaktan çıkartıyor. İçinde Türkiye ye, Müslümanlara verilmiş mesajların bulunması ise yapılan saldırının rengini ve gayesini ortaya koyuyor.  Bu yapılan olay bir militanın aklından çıkan şeyler değildir. Bunun arkasında bulunan iradenin kadim bir düşmanlığın mümessilleri olduğu intibaını vermektedir.

Peki, böyle olmasına rağmen tüm dünyanın ortaya koyduğu tepki, terörün lehinde açıklama yapan bir parlamentere yumurta atan bir gencin yaptığına denk bile olmadı. Hali hazırda binlerce teröriste yardım ve yataklık eden Avrupa değil mi? Şimdi de 50 Müslüman’ın katiline koruyuculuk yapması hiç de garip olmayacaktır.  Suça azmettiren kadı, haliyle oluyor suçluya dadı!..

Hak, hukuk, adalet, insanlık, vicdan, merhamet gibi erdemlerin eserini görmek mümkün değildir. Hal böyle iken İslama saldıran bazı şom ağızlılar; eşitlik ve adaletten inanç hürriyetinden bahsederek; “Ayasofya’dan yükselecek çan sesi ile Sultanahmet minarelerinden yükselen ezan sesi birlikte yankılanmalıdır. Ayasofya kiliseye çevrilmeli, ne fethinden bahsediyorsunuz…” diyecek kadar asaletini ortaya koyuyor. Bu kadar aslını inkar eden asilzade varken Müslümanların gemisi yüzer mi dersiniz?!

Akif’in yıllar önce dediği gibi: “Yumuşak huylu dedimse kim demiş uysal koyunum. Belki kesilir ama çekmeye gelmez boyunum.” Bu insanların Kafirun suresini tekrar -tekrar okuyup düşünmeleri gerekir. Haç ile hilal arasında, küfürle İslam arasında hiçbir ortak nokta yoktur. Ne onlar bizim ilahımıza inanır ibadet ederler, ne de biz onların ilahlarına. O halde bizim dinimiz bize, onların dini de onlara. Aramızda hiçbir benzerlik yoktur!..

“Şüphe yok ki, Biz seni hak ile rahmetimizin müjdecisi ve azabımızın habercisi olarak gönderdik. Sen, o cehennemliklerden sorumlu değilsin.”

“Dinlerine uymadıkça Yahudiler de Hıristiyanlar da asla senden razı olmayacaklardır. De ki: Doğru yol, ancak Allah’ın yoludur. Sana gelen ilimden sonra onların arzularına uyacak olursan, Andolsun ki, Allah’tan sana ne bir dost ne de bir yardımcı vardır.” (Bakara 2/119-120)

Bu ayetler gösteriyor ki, biz Allah’a dost olalım ki, Allah’ta bize dost olsun ve yardımıyla desteklesin. Dostu ve yardımcısı Allah olanın dünya düşmanı olsa ne yazar?!

“Kim izzet ve şeref istiyorsa, bilsin ki, izzet ve şerefin hepsi Allah’ındır. O’na ancak güzel sözler yükselir. Onları da O’na salih ameller ulaştırır. Kötülüklerle tuzak kuranlara gelince, onlar için çetin bir azap vardır ve onların tuzağı bozulur.” (Fatır 35/10)

Kötülerin tuzaklarını başına geçiren Allah’a hamdolsun! Zalimler için yaşasın Cehennem!..

 

iktibas dergisi

Google+ WhatsApp