İslam Milleti ve Mevlid -I-

İslam Milleti ve Mevlid -I-


İslâm milleti geleneğinde mevlit önemli bir yer tutar. Mevlit şiirdir, ancak sevgi yüklüdür. Allah’a ve Peygamber’e bağlılığın ifadesidir. Geleneğimizde güçlü bir şiir damarı oluşturur. Sevgi ve aşk dili olduğundan insanların fazlasıyla etkiliyor. Mevlit Peygamber sevgisini fazlasıyla yaşatır. Evlerde veya camilerde mevlitler okunduğunda insanlar hüzünlenir, gözyaşı dökerler. Vaizlerden çok daha etkilidir mevlitler. İnsanların gönüllerine ve kalplerine işlerler.

 

Günümüz ekran mevlitlerinin insanda etki uyandırmaması araya mekanik şeylerin girmesidir. Biraz da ruhunu yitirmiş bir durum söz konusu. Ekran manevi haz uyandırmıyor ne yazık ki.

İnsanın insana doğrudan ses ve göz teması olması fazlasıyla ruhuna işler. İnsanların manevi bağı olur. Duyguların etkisi kalıcıdır.

 

Mevlit geleneğinin zirvesini Süleyman Çelebi (Süleyman Dede) oluşturur. Ondan esinlenerek, çıkarak ve hatta zeyl olarak yazılmış bir hayli mevlit bulunur. Arapça, Osmanlıca, Kürtçe, Avarca, Boşnakça ve hatta Rumca yazılmış ve söylenmiş mevlitler bulunur. Yıllar önce Kadıköy sahaflarında dolaşırken, edinebildiklerimi edindim. Boşnakça mevlidi gördüm ama kaçırdım.

Diyanet Yayınları arasında üç ciltlik takım mevlitler kitabı bulunuyor. Elimde bulunmadığından yeterince inceleme şansım olmadı.

 

Bu konuyla ilgili Ebubekir Eroğlu’nun Geçmiş’in İçinde Geçmiş eseri önemli bir başvuru kaynağıdır.

Yedi İklim dergisi olarak 2006 Mayıs’ında 194. sayımız Peygamberimiz Özel sayısıdır. O sayıda konuyla ilgili epeyce bilgi bulunmaktadır. Bu kalemin sahibi de birkaç mevlit örneğini dergiye aktarmıştı. Bunun bir de öncesi var. Dedem İsmail Hakkı Efendi’nin cönkünde birçok mevlit örnekleri vardı. Osmanlıca, Farsça ve Kürtçe. Ayrıca kütüphanemizde birkaç tane yazma mevlit bulunmaktadır. Bunları çevirim yazı ile aktarmış, yayımlamıştık. Diyarbakırlı Tayyarzade İbrahim Efendi’nin mevlidinin çeviri yazısını merhum Orhan Okay Hocam’a götürmüştüm, okumuş, gerekli müdahalelerde bulunmuştu. Dedemin yazısını okumadan kaynaklanan zorluklardan birtakım aksamalar olmuştu. Orhan Hoca mevlidi okuyunca tam anlamıyla Süleyman Dede’den doğma bir mevlit olduğunu gördük. Diyarbakırlı Tayyarzade İbrahim, Saray’da Sahih-i Buhari müderrisi olarak görev yapan biri.

 

Medreselerde, dergâhlarda, evlerde mevlit geleneği güçlüdür. Evler âdeta bir mescit özelliği taşır. Köylerde evlerde mevlit okunduğunda evin manevi havası değişir. Mevlit sahipleri o zaman yemekli ikramda bulunurlardı. Hayvanlar kesilir, et ve pilav yedirilirdi. Köy gibi yerlerde o zamanlar uzun zaman et yüzü görmeyenler nasiplenirlerdi. Bu, genel olarak güz ve kış aylarında icra edilirdi. Çocuklar için bir şenlik anıydı.

 

Müslümanların hayatı doğasında olunca her şey çok güzel yaşanır ve karşılığını bulur.

Köylerimizde hem Süleyman Dede’nin Türkçe mevlidi okunur hem de Molla Hüseyin El-Ertuşi’nin Kürtçe mevlidi okunurdu. Ben daha çok Süleyman Dede’nin mevlidini okurdum. İnsanda uyandırdığı manevi haz fazlasıyla etkiliydi.

 

İslâm milletinin manevi bir dili var. Her kavim kendi dilinde İslâm’ı yaşar. Çünkü Müslümandır. Müslümanların ortak dili manevidir ve bu, çok da güçlüdür.

 

İki yıl önce Diyarbakır’da AGD’nin düzenlediği Mekke’nin Kurtuluşu programında okunan mevlit ve naatlar müthiş manevi bir etki uyandırmıştı. Mevlidin tekrarı olan salavat bölümü, huşu ve hüzünle, sevgiyle hep birlikte icra olundu. Bu sevgi dili insanlığın muhtaç olduğu bir durum. Ne yazık ki, ırkçı, milliyetçi ve tutuculuklar yüzünden bunun manevi hazzından yararlanılmıyor. İslâm milletinin bütünlüğünü sağlayan en güçlü dildir bu. Birlikteliği sağlayan manevi ve güçlü bir dil.

 

Not: Bu yazı serisine başlamamın nedeni Ali Boçnak. Seksen yaşında Kürtçe mevlit okudu diye yedi yıla mahkûm oluyor, yaşlı ve ağır hasta. Hapishanede ölüyor.

Google+ WhatsApp