İslam Çözüm, Müslüman Sorun Üretiyor

İslam Çözüm, Müslüman Sorun Üretiyor

Bozulan İnsan Kendi işleri yürüsün, kendi çocukları refah içinde büyüsün, kendi menfaatlerine halel gelmesin, kendi gemileri yüzsün, villalarda, yalılarda, köşklerde hayatları devam etsin ama gerisi batsın, bitsin, yerle yeksan olsun mantığıyla yaşayan insanlarla

İslam Çözüm, Müslüman Sorun Üretiyor

Bozulan İnsan

 Kendi işleri yürüsün, kendi çocukları refah içinde büyüsün, kendi menfaatlerine halel gelmesin, kendi gemileri yüzsün, villalarda, yalılarda, köşklerde hayatları devam etsin ama gerisi batsın, bitsin, yerle yeksan olsun mantığıyla yaşayan insanlarla maalesef aynı dünyada yaşıyoruz.

Dünyanın girdiği çıkmazı aşması ve bu fırtınalı günleri geride bırakması insanın bozulan fıtratının Kuran’ın desteğiyle düzelmesine bağlıdır. İnsan fıtratına yüklenen akıl, vicdan, bilinç gibi donanımlarla hem dünyasını hem de ahiretini kazanacak kapasitededir. Bu konuda hiçbir şey insana Kuran kadar destek veremez ve onu koruyamaz. Çünkü onun geliş amacı insanı inşa etmektir.

Kuran’a nesne Muamelesi Yapmak

 Kuran yaşanmak ve hayatı yeniden inşa etmek için gönderilmiş ilahi bir rehberdir, mesajdır, hidâyet kaynağıdır (İsrâ, 17/82). Kuran genç nesli olgunlaştıran, olgun nesli genç tutan, kadına iffet, erkeğe vakar kazandıran, kalpleri aydınlatan, insanlığı karanlıklardan aydınlığa çıkaran bir kitaptır/hitaptır (İbrâhîm, 14/1). Kuran dengesini kaybedenleri ayakta tutan (Hadîd, 57/25); potansiyel insanı, hakiki insan olmakla şereflendiren (Enbiyâ, 21/10) ilahi bir kitaptır.

Müslümanlar, Kuran’ı lafzından okuyarak sevap kaynağı haline getirdiler.  Oysaki onun geliş amacı, anlaşılarak ve yaşanarak hayatın inşa etmektir. O, yaşanmak için okunmalıdır. Kuran’la yaşadığımız takdirde o bizim hayatımızı inşa edecektir.

Kuran’ın getirdikleriyle geleneksel bilginin ortaya koydukları çoğu zaman örtüşmediği halde, önyargılı yaklaşımlar, mezhebi taassuplar, cemaat ve tarikat menşeli çıkışlar ve gelenekçi düşünceler yapılan Kuran yörüngeli çalışmaları sürekli engellemektedir.

Din adına ortaya konanlar, Kuran’ın süzgecinden geçirilmesi gerekirken, Hz. Peygamber üzerinden uydurma hadislerle, zayıf ve sakat rivayetlerle, tarihte geçmiş İslam âlimlerine isnat edilen asılsız menkıbelerle meşrulaştırılmaya çalışılıyor. Alimlere özel statü verilince onların üzerinden dini bozmak ve yozlaştırmak daha kolay oluyor.

Dünyayı buhranlardan koruyacak, insanlığı düştüğü bataklıktan kurtaracak olan Kuran maalesef Müslümanların elinde adeta esir durumundadır. Dünyanın kurtuluşu Kuran’ın kavranmasını ve anlaşılmasını beklerken Müslümanlar onun önüne çıkıyor ve “Sen anlaşılmaz bir kitapsın!” diyor. Ne acı ki insanları kurtarmak için gelen Kuran, kendi vefasız müntesiplerinin elinden kurtulmayı bekliyor.

İslam dünyası önce kendi kurtuluşunu Kuran’a dönerek sağlamalıdır. Bu dönüş Kuran’ın sayfasına, kapağına değil mesajına olmalıdır. Çünkü İslam dünyasında Kuran’dan uzak, şeklî ve görsel bir dindarlık etkisini artırmaya devam ediyor. İslam dünyası Kuran’la eğitilmek yerine maalesef Batı’nın yaşadıklarıyla ve önerdikleriyle hayatını dolduruyor. Batı’nın ahlakıyla ahlaklanarak sözde modern bir Müslümanlık ortaya koymaya çalışıyor. Ama bağlı bulundukları Din’in Kitabı, onlardan dinlerini yaşayarak dünyanın gıpta ile göstereceği rol model bir toplum olmalarını istiyor.

Kansere Dönüşen Hurafe

 Ekranlarda ve sosyal medyada hurafeciliği besleyen o kadar çok program yapılıyor ve yazılıp çiziliyor ki, ne yapacağınıza ve nasıl tepki vereceğinize hayret ediyorsunuz. Bütün bunlar maalesef din adına gerçekleştiriliyor. Çünkü hurafeleri ve hurafeciliği destekleyen bu zihniyet, “Kuran’sız Müslümanlık kanser gibi büyüyor.” diye feryat edenleri küfürle, ajanlıkla, nifakla, şirkle suçluyor. Bu kesimin emri altında çalışan, her köşeye yerleştirilmiş, her sitenin başına oturtulmuş milyonlarca taşeron ve trol var. Bunlar durmadan, “Sünnet Düşmanı, Hadis Karşıtı, Sapık Fikirli vb.” gibi iftiralarla Kuran çalışması yapan gayretli insanları karalıyor ve onların emeklerinin ziyan olması için mücadele veriyor. Ne yazık ki verdikleri bu mücadeleyi de cihat olarak görüyor.

Birileri hurafelerle beslenirken, birileri de sloganlarla ayakta durmaya çalışıyor. Bunlar her şeyi bırakmış slogan fabrikası gibi sadece slogan üretiyor. Tüm dünya çalışırken, onlar sloganla yarışıyor. Dünya koşarken onlar sloganla coşuyor. Dünya katma değer üretirken onlar slogan türetiyor.

Putlaştırma

“(Yahudiler) Allah’la beraber hahamlarını, (Hıristiyanlar ise) rahiplerini ve Meryem Oğlu Mesih’i rabler edindiler. Hâlbuki onlara yalnız bir tek ilah(olan Allah’)a ibadet etmeleri emredilmiştir. O’ndan başka hiçbir ilah yoktur. O, onların ortak koştukları şeylerden uzaktır/yücedir.” (Tevbe, 9/31) Bu ayette Müslümanlar yok ama bugün bazı Müslümanların yaşadıklarıyla, o günün Yahudi ve Hıristiyanlarının yaşadığı aynıdır. Müslümanlar Yahudileşme ve Hıristiyanlaşma hastalığına düşmüşlerdir.

Yahudilerin hahamlarını, Hıristiyanların rahiplerini ilah edinmelerinden maksat, Allah’ın mesajlarını bırakarak onların söylemlerine itibar etmeleri ve onların kişisel emir ve ya-saklarına uymaları demektir ki bu da onların din adamlarına kulluk etmesi anlamına gelmektedir. Yani Allah’ın helal dediğine haram, haram dediğine helal demeleridir. Bu ayetin devamında: “Hâlbuki onlara yalnız bir tek ilah (olan Allah’)a kulluk etmeleri emredilmişti.” buyruluyor.

İslam’da ermişlik ve ermişlerin suda yürümesi, ateşte yanmaması, havada uçması gibi keramete dayalı olağanüstülükler diye bir şey yoktur. Bu tip söylemlerin Kuran’da, hiçbir karşılığı bulunmamaktadır. Allah dostları vardır, onlar da hakiki mü’minlerdir. Bu konuda bizi aydınlatacak olan tek kaynak Kuran’dır.

Liderlerin putlaştırılması kendiliğinden gelişen bir olay değildir. Toplumlardaki güvenme, himaye, korku, geçim, rızık, rahat etme, kurtarıcı bekleme gibi ruh halleri toplumların liderlerini ilahlaştırmanın sebepleridir. Bunlara bir de kahramanlık, keramet, rüyalar ve menkıbeler eklenince dinsel(!) referanslarını bulmuş demektir. Bir toplum lideri putlaştırmaya hazırsa, liderde buna fırsat veriyorsa putlaştırma kaçınılmazdır. Liderler kitlelerin psikolojisini iyi bildiklerinden bireylerin zaaflarına hitap etmeyi iyi becerirler.

İnsanlar bilinç yetersizliğinden sorgulamaya izin vermeyen, liderlerin ve itaat üzerine yapılandırılan cemaatlerin kuşatması altındadır. Kitlelerin kolaylıkla kandırıldığı, sömürüldüğü, liderleri aracılığıyla nesneleştirildiği açıkça görülmekte ve bu süreç günden güne hızlanmaktadır. İdeolojik ve politik mülahazalarla, çıkar mülahazalarıy­la bir korku iklimi oluşturuluyor.

Allah İle Aldatmak

 Hz. Peygamber’e itaat etmek demek, davranışlarımızın onun örnekliğine uygun olması demektir. Bu da hayatı Kuran’ın emrine vermekle olur. “Öğretmekte olduğunuz ve bilgisini yaydığınız Kitab’ın gerektirdiği gibi Rabbe bağlı kullar olun!” (A. İmrân, 3/79) Bu ayetten anlaşılıyor ki, kulluk konusunda Kuran hangi yolu gösteriyorsa o yoldan gitmek gerekiyor. Elbette ki bu yolun önderi Hz. Peygamber’dir. Ama o da Allah’ın gönderdiği kaynakla önderliğini yapmıştır. Kuran’ı devre dışı bırakarak kafasına göre iş yapmamıştır.

Kuran’ın ‘Allah ile aldatmak’ diye andığı büyük bir zulüm karsısındayız. Bu zulmün küresel düzeyde bayraktarlığını yapan süper güç ABD’nin dünyayı talan aracı olarak kullandığı Dolar’ın üstündeki o bilinen sözdür: “In God we trust!” Yani Biz Allah a güveniriz!

Bu söz birilerince dindarlığın Tanrı’ya saygının bir göstergesi gibi tanıtılır. Kuran açısından baktığımızda gerçek bunun tam tersidir. Kuran dindarlık belge ve ifadelerinin insanlar arasında bir değer ölçüsü olmasını yasaklamakta dindarlığın (takvanın) sadece Allah ile insan arasında bir değer ölçüsü olması gerektiğini bildirmektedir. “…Allah katında en değerliniz sorumluluğunun bilincinde olandır…” (49/13).

Din hayatın sağlıklı şekilde yürümesi için Allah ile aldatma zulüm ve belasından dini ve dindarları kurtarmakla mümkündür. Allah ile aldatılan toplumlarda mutlu bir dünya için yeryüzünde Allah’ın iyileri kullanması engellenir mutsuz bir dünya için kötülerin  Allah’ı kullanması rantı olan bir kapıdır.

Bu gerceği iyi bilenlerden biri ve Engizisyon kahrı cekmis bir coğrafyanın cocuğu olan İtalyan düşünür Giordano Bruno (ölm 1600) ne güzel söylemiş: “Tanrı iradesini hakim kılmak için yeryüzündeki iyi insanları kullanır; yeryüzündeki kötü insanlar ise kendi iradelerini hakim kılmak için Allah’ı kullanırlar.”

Toplumun kolayca kandırıldığı hususlardan biri de dincilerin insanları dindar perdesi altında kandırmasıdır. Dindar, her şeyden önce dini Allah’a varmanın O’nun hoşnutluğunu kazanmanın daha iyi ve daha yetkin insan olmanın yolu ve kurumu bilen ve bu anlayışla yasamaya çalışan insandır.  Bunun içindir ki dindarın temel meselesi daha iyiye ve daha güzele ulaşmaktır.  Dindar bu inanç ve anlayışla sürekli iyilik ve hayır üretir. Din, ona, insana hizmet Allah’a hizmettir dediği için o hep insanlara bir şeyler verebilmenin gayreti içinde olur. Bu ruh hali dindarı serde pasif kalmakla yetinmenin ötesine geçirir ve dindar sürekli bir bicimde hayırda faal olmanın yollarını arar.  Bir tur varoluş sebebi olan bu ‘hayırda faaliyet’ dindarı toplum için ‘hayırlı insan konumuna getiren temel unsurdur. Dinci için en büyük sıkıntı dindarın varlığıdır. Çünkü dindar başkalarının mutlu olmasını cennete gitmesini sevinçle karşılamanın da dinin gereği olduğunu söylemektedir.  Bu söylem dinciyi çok öfkelendirir.

Sonuç

Müslümanların en büyük sorunu bilgi kirliliğidir. Bilgi su gibidir. Su geçtiği yerlerden hep bir şeyler alır. Onun için bilgiyi nereden aldığınız önemlidir. Dincilik geçmişteki içtihatları, görüşleri, fetvaları doğru kabul edip onları bütün zamanlara dayatmaktır. Dindarlık iman, ibadet, ahlak ve takvada derinleşerek Allah’ın emir ve yasaklarına riayet ederek akıl ve adalet ilkeleri ile toplumu ve hukuku düzenlemektir. İslami iddialarla kurulan vakıflar, dernekler, sivil toplum örgütleri, bugün canla başla seküler yapılara hizmet ediyor. Müslümanlar geçmişteki fetihlere her gün atıflar yapıyorlar, seküler, kapitalist ve liberal fetihlere dair hiçbir eleştiri yapmıyorlar. Cemaat lideri ile cemaat mensubu arasındaki özne-nesne ilişkisini, özne-özne ilişkisine çevirmeden yol alınmaz. Müslümanlar “Geçmişte ne oldu?” ile uğraşmaktadır. Oysa “Bugün ne olmalı?” üzerine kafa yormalıdırlar.

 
 
 
haydar öztürk
 
iktibas dergisi

Google+ WhatsApp