İslam bir hayır medeniyetidir (2)

İslam bir hayır medeniyetidir (2)


İslam bir hayır medeniyetidir (2)

Birinci yazımızda hayrın ontolojik/fıtri kaynağını ele almıştık. Devam edelim:

2. Hayrın teolojik kaynağı olarak inanç:

İnsanlık tarihinde hayır adına ne yapılmışsa, temelinde din ve inanç olduğu görülür. Habil-Kabil kıssası, insanlık tarihinde hayrın inanca ilişkin kaynağının kadim olduğunu beyan eder. Fakat eğer bu inanç mutlak hayır olandan tecelli etmemişse, inançtan kaynaklanan hayır bazen şerrin de şerri olur.

En tipik örneği, Eski Mısır’da her yıl toprak ve ırmak tanrısına sadaka olarak bir bakire kızın Nil nehrine atılmasıdır. Bu uygulamaya Hz. Ömer son vermiştir. Yine Afrika’daki bazı animist kabilelerde “insan kurban etme” ritüellerinin temelinde de inançtan kaynaklanan hayır duygusu yatar. Fakat sahih bir din ve akideden kaynaklanmayıp batıl ve hurafi bir inançtan kaynaklandığı için şerre dönüşmüştür.

3. Hayrın mutlak kaynağı Allah:

Kur’an Allah’ı “hayr” olarak tavsif eder: “Ve huve hayrun ve ebka: O hayrın kaynağıdır, O bakidir”. Hayr esmadandır diyenler olmuştur. İslam’da hayrın kaynağı Allah’tır. Hiçbir iyilik, kendi kendine referansla iyilik vasfını kazanmaz. Hayır, ahlaki olandır. Ahlaki olan, hesabi değil hasbi olandır. Ahlakta hesaplılık, ahlaksızlıktır. Bu yüzden, bir hayrın mahza iyi olması için, onun aşkın bir makam adına yapılması şarttır.

O makam Allah’ın makamıdır. Allah adına ve Allah için yapılan hayırdan daha büyük hayır sudur eder. Allah için yapılan hayırda niyet halistir. Zira kalplerin özünü bilen sadece Allah’tır. Allah için yapılan hayırda menfaat değil sevgi esastır. Zira Allah kimsenin hayrına muhtaç değildir fakat insan Allah’ın rızasına muhtaçtır.

Hayrın Allah için yapılmasıyla, Allah dışında her hangi bir saikle yapılması arasında, Halik ile mahluk arasındaki fark kadar büyük fark vardır. İnanan biri için Allah ölümsüz ve sonsuz olanı temsil eder. Bu durumda, ölümsüz ve sonsuz için yapılan hayır da ölümsüz ve sonsuz olmuş olur. Yine Allah tek büyüktür. Allah için yapılan her hayır, ne kadar küçük olsa da büyüktür; Allah’tan başkası adına yapılan hayır ne kadar büyük olsa da küçüktür. Büyük için yapılanın küçüğü olmaz; en büyük adına yapılan her şey büyür.

Sahabe, infak, sadaka ve zekat verdikleri kimselere “Cennetimizi sırtında taşıyan insanlar” derlermiş. Bu bakış açısı kaynağı Allah olan bir hayır tasavvuruyla mümkündür. Ancak bu sayede veren ile alan insan arasındaki ilişki “üst-ast” ilişkisi türünden sınıfsal bir mahiyet kazanmaz. Aksine bu ilişki verenin alana teşekkür ettiği bir erdem toplumunu doğurur. Dahası, tıpkı Meryem’in annesi Hane gibi, hem en değerli varlığını adayıp hem de “Acaba kabul edildi mi?” endişesiyle tir tir titreyerek “Benden kabul buyur Allah’ım!” diyen fazilet abidesi insanlar çıkarır.

Hayrın kaynağı sosyal dayanışma olsaydı, Hz. Peygamber’e can düşman olduğu halde Mekke’deki kıtlığı şikayet için gelen Müşrik Mekke’nin reisi Ebu Süfyan’a Hz. Peygamber’in Hayber savaş gelirlerinden olan gümüş külçeleri vermesini izah edemezdik. Eğer hayrın kaynağı İslam’da “din ve inanç” olsaydı, İslam’da ilk vakıf arazisinin Uhud’a katılıp ölen ve “Ya Muhammed! Eğer ölürsem mallarım Allah yolunadır; istediğin gibi tasarruf et!” diyen Yahudi Muhayrık’ın arazileri oluşunu izah edemezdik.

4. Hayrın sosyolojik kaynağı olarak toplum:

Hayır düşüncesi ve uygulaması her toplumda şu ya da bu oranda görülür. Her toplumun içinden hayır sahipleri çıkar. Çünkü hayır yapmak fedakârlık yapmaktır. Fedakârlık tüm insan topluluklarında erdem sayılmış ve alkışlanmıştır. İnsanlar içinde yaşadıkları toplum nezdinde sayılmak ve sevilen biri olmak için hayır yaparlar. Bu sayede toplumun alkış ve aferinini almak isterler.

Fakat bu tür saikler, bir davranışı hayır kılmaya yetmez. Çünkü toplum hareketli ve değişken bir organizmadır. Hayır ise, sabit değerler üzerine bina edildiğinde hayır vasfını kazanır. Toplumsal şartların değişmesiyle eksilen veya biten bir hayır, hayır değil olsa olsa bir “sosyal kurum”dur. İşte bundan dolayı Batı’nın ortaya çıkardığı “fondation” vs. gibi kurumların kuruluş amaç ve gayesiyle bizdeki vakıfların kuruluş amaç ve gayesi aynı değildir. Fondation’lar, kelimenin kendisinden de anlaşılacağı gibi “fon” kullandıran para müesseseleridir. Vakıflar ise kuruluş gayesi Allah’ın rızasını talep olan mahza hayır müesseseleridir.

Daha üst bir referans olmaksızın, sırf toplum ve toplumsal değerler hayrın ve erdemin kaynağı olamaz. Bunu söylememiz için toplumun insan teki gibi top yekun sapmayacağını garanti etmemiz gerekir. Oysaki bunun aksi çok görülmüş, insan teki gibi insan topluluklarının tümüyle saptıklarının birçok örneği yaşanmıştır.

Kaldı ki temeli toplum olan bir hayır, giderek bir gösteri ve gösteriş yarışının paravanı haline dönüşür. Toplumun alkışını alma arzusu hayrın amacı haline gelince, hayrı erdem hayır sahibini erdemli yapan vicdan unsuru yok olur. Alkışın sesi vicdanın sesini bastırınca, hayır amacının zıddına inkılab edebilir.

 

 

mustafa islamoğlu

Google+ WhatsApp