İskender “Büyük”, Yavuz “Küçük” mü?

İskender “Büyük”, Yavuz “Küçük” mü?


İskender “Büyük”, Yavuz “Küçük” mü?

 

 

“Büyük İskender...”

“Büyük Petro...” (aslında deli).

“Aslan Yürekli Rişar...” (Kudüs’te Selahaddin Eyyübi’ye yenildi).

“Güzel Filip...” (Niğbolu’da Yıldırım Bayezid’e esir düştü).

“Korkusuz Jan...” (Bu da Niğbolu’da Yıldırım Bayezid’e esir düştü).

Avrupalı kralları ve komutanları “Büyük İskender”, “Aslan Yürekli Rişar” “Güzel Filip” ya da “Korkusuz Jan” diye büyütürken, milli tarihimizin büyük komutanlarını küçümsüyoruz...

Padişahlarımızın kimisine “sarhoş”, kimisine “ayyaş”, kimisine “Kızıl Sultan”,kimisine “Deli”, kimisine “vatan haini” demekte hiçbir mahzur görmüyoruz.

Atasözleri, hatta ders kitapları vasıtasıyla kendi kendisini aşağılayan, küçümseyen başka bir millet var mı bilmiyorum, bildiğim şu ki, biz, tarih kitaplarımız vasıtasıyla kendi kendimizi aşağılıyoruz. Ne eğitim ama!..

***

Yavuz Sultan Selim, “Büyük” dediğimiz Makedonya İmparatoru İskender’in ve Moğol İmparatoru Cengiz Han’ın geçmeyi göze alamadığı (çok sonra Napolyon da geçememişti) Sina Çölü’nü, 13 günde arızasız ve zayiatsız geçti. Lâkin eski ders kitaplarımızı yazdıranlarla yazanlar, Yavuz’“katil” demekte bir mahzur görmediler. 

Fatih, tarihin en olmaz işini yaparak gemileri karadan yürüttü, ancak duvarlara “Zulüm 1453’de başladı” şeklinde bir hezeyan yazdılar. 

Kendisine “Aslan Yürekli” denen İngiliz Kralı Rişar’ı, Selahaddin Eyyubi, Kudüs önlerinde perişan edip fare gibi kaçırdı. Ne var ki Selahaddin bizim tarih kitaplarından layık olduğu övgüyü hiçbir zaman alamadı: Âdeta geçiştirildi.

“Büyük” unvanlıRus İmparatoru Petro, oğlunun kafasına demirle vurup öldüren gerçek bir delidir! Ama hiçbir aklı başında Rus ona “deli” demez.

Fransa tarihinden kopya ederek, Fransız bağnazlığıyla “Korkusuz Jan” dediğimizJean-Sans-Peur ise Niğbolu Savaşı’nda Yıldırım Padişah’a esir olmuş, titreye titreye Padişah’tan özür dilemişti: “Bir daha asla Osmanlı’ya kılıç çekmeyeceğim!”

O korkak “korkusuz” ise Yıldırım Bayezid ne peki?

Ders kitaplarında düzeltilmesi gereken çok yanlış var... Geçelim...

OECD tarafından yaptırılan Uluslararası Öğrenci Değerlendirme Programı(PISA) sonuçlarına göre 72 ülke arasında matematikte 49., fen bilimlerinde 52., kendi dilinde okuyup anlamada 50. sıradayız.

Eğitim kalitesi açısından 35 OECD ülkesi arasında 34. sırada ancak yer alabildik: Bizden kötü durumda olan tek ülke Meksika... 

Şahidim: Üniversite öğrencilerinin bazıları önündeki metni okuyamıyor, kekeliyor; bazıları basit dört işlemde bile zorlanıyor. Mevlâna hakkında iki cümle kuracak öğrenci mumla aranıyor.

***

Harf inkılâbını (1 Kasım 1928) yapanlar, hiç gerçekleşmeyen bir hayal kurmuşlardı: Birkaç sene içinde okur-yazar oranı yüzde yüzlere çıkacaktı... 

Bu imkânsızdı: Zira zihinlerimiz felç olmuştu. En basit eski metinleri bile okuyamaz hale gelmiştik. Sonunda kültürümüze küstük. 

“Kültür İhtilâli”nin böyle kaçınılmaz sonuçları olur: Toplumlar kendi kültürlerine küser. Taklitte varlık aramaya başlar. Bu da toplumu kendine yabancılaştırır.

Harf inkılâbından bu yana tastamam doksan sene geçti. Doksan senedir “Lâtin Alfabesi” kullanıyoruz. Bu süre zarfında bir sürü de “Okuma-yazma seferberliği”açıldı. Kâğıt üzerinde durum iyi gözükse de realite facia: Okuma-yazma bilenlerin büyük çoğunluğu otobüs tabelâsı dışında bir şey okumuyor!

Satılan gazete adedi de, satılan kitap sayısı da ortada: Durum iç açıcı değil...

“Ya dergi” diyeceksiniz:Sormayın, doğup ölendergilerin cenaze namazını kılmaktan yorgunum! 

 

yeni akit

Google+ WhatsApp