İşkencecilere ara verip, çarşı pazara çıkalım!

İşkencecilere ara verip, çarşı pazara çıkalım!


İşkencecilere ara verip, çarşı pazara çıkalım!

 

 

Okurlarımızdan yoğun itirazlar sürüyor..

“Boşver işkenceyi, boşver darbecileri hatırlatmayı, sen çarşıdan bahset”diyorlar..

Yetinmiyorlar..

“Bize ne İzmir Büyükşehir Belediye Başkanlığı’na aday gösterilen CHP’li Tunç Soyer’in babasının askeri darbe sırasında, ülkücüler için istediği idam cezalarını infaz ettirdiği halde, DEV Yolcular için istediği cezaların, zamanaşımından düştüğü gerçeğinden.. Sen bize pazardan bahset” diyorlar..

“Hayat hakkı”nız güvende değilse, “Can güvenliğiniz” tehlikede ise, “çarşı-pazar” ne işe yarar?

Dün can güvenliğinizi tehlikeye atanlar, eğer ceza almamışlarsa, bugün de can güvenliğinizi tehlikeye atmanın potansiyel failleridir..

Kendileri ölmüş olabilir..

“Babamla gurur duyuyorum” diyen oğulları, elleri tetikte hazır bekliyorlardır..

Ama olsun..

Onların da isteklerini yerine getirelim..

“İşkencecilerden, darbecilerden” her gün bahsediyoruz zaten..

Bugün de, tekrar çarşı-pazar’a geçelim..

Bakalım çarşı-pazarda neler var?

24 Haziran 2018 Cumhurbaşkanlığı ve milletvekilliği seçimleri öncesinde “çarşı-pazar”ımızın sorunu patates idi..

Patates geçti..

Dolarla çıktılar karşımıza..

Dolarda da ateş düştü..

Şimdi ateşi, “Soğan ile.. Patlıcan-biber” ile çıkarmaya çalışıyorlar..

Bu operasyonlar karşısında, olayları seyreden bir siyasi iktidar olsa..

“Kendi düşen ağlamaz. Madem seyrediyorlar.. Kendi kuyularını kazıyorlar. Bize ne ki savunalım” der, geçerim..

Ama..

Dış düşmanlar, içerdekilerle el birliği yapıp..

Atak üzerine atak yaparlarken..

Siyasi iktidar da..

Savunma üzerine savunma taktikleri geliştiriyor, saldırıları defetmek için operasyon üzerine operasyon atıyorsa..

Bu operasyonlar da..

Bir gün önce gıdadaki fiyat artışlarından rahatsız olanlar tarafından..

Bir gün sonra..

“Olur mu canım, gıdada fiyatı dizginleyeceğiz diye, öyle de yapılır mı, böyle de yapılır mı?” diye önemsizleştirmeye, eleştirmeye tabi tutuluyorsa..

Maskeleri indirmek için..

Bizim de “çarşı-pazar”a çıkmamız gerekti..

Çıkınca kimi gördük?

Mahfi Eğilmez’i..

28 Şubat darbesi yapıldığında, işbaşına getirilen hükümetin ilk iş olarak Hazine Müsteşarlığı’na getirdiği Mahfi Eğilmez, kafayı çıkarmış, sözümona hatırlatma yapıyor:

“Piyasa Sisteminde Fiyatlara Müdahale”

Siz anladınız onu..

Gıdada fiyat yükselmesini engellemek için, belediyelerin tanzim satış mağazaları açacağı bilgisi ile birlikte..

“Şimdi ayvayı yedik.. Tanzim satış mağazaları, gıdada fiyatları indirir.. Biz de ayvayı yeriz.. Kışın ortasında, 82 milyona çiğ patlıcan yedirmek için, az mı çaba sarfettik.. Şimdi geldik, tanzim satış mağazasının duvarına kafayı tosladık” dercesine..

Tanzim satış mağazalarının, devletin fiyatlara müdahalesi anlamına geleceğini.

Bunun da..

“Karaborsa”yı doğuracağını iddia etmiş, Eğilmez bey abimiz..

Konuları öylesine bilgiç pozlarda aktarıyor ki..

Sovyetler Birliği’nden bahsediyor..

1970’lerdeki Türkiye’den bahsediyor..

Hani birisi çıkıp dese ki, “Madem sen bu işleri bu kadar iyi biliyordun da.. Temmuz 1997’de geldiğin Hazine Müsteşarlığı görevini, Aralık ayında niye terkettin” diye soracağız da..

Vereceği bir cevap olmadığını bildiğimizden, beklemeye de gerek yok..

Biz son yazısındaki, entel-dantel anlatımları geçelim..

Grafikler eşliğinde, yaptığı “.. devlet margarin fiyatlarını düşürmek üzere piyasaya müdahale etmiş ve fiyatı p1 olarak belirlemiş olsun. Bu durumda margarin üreticilerinin bir bölümü bu fiyatı yeterli bulmayacak ya üretimi durduracak ya da kısacaktır” diye başlayıp..

En sonunda da..

“Ne var ki bu fiyatta arz miktarı (0q1) bu talebi karşılayacak durumda değildir (W noktası.) Bu durumda q1q2 kadar talep karşılanamamış olmaktadır. Talepteki yüksekliği fırsat bilen bazı satıcılar tezgâhlarındaki margarinleri tezgâh altına indirerek el altından daha yüksek fiyatla satmaya başlarlar ve böylece karaborsa oluşur” anlatımlarını boşverelim..

Son yazısındaki öngörüsünün gerçekleşip gerçekleşmeyeceği konusunda bir test yapmak üzere..

Önceki yazılarından bir test yapalım..

 24 Haziran seçimlerinden iki gün önce yazmış..

“Soğan fiyatı niçin arttı?” başlığı ile..

Niye artmış soğan fiyatı?

Şöyle giriyor konuya:

“Her hafta ‘Dolar veya Euro ne olacak, altın nereye gider, borsaya ne oluyor ya da bitcoin alalım mı?’ gibi sorular sorarlar bana.

Bu hafta sorular farklıydı. ‘Soğana ne oldu, soğan fiyatı nerede duracak?’ gibi normal rutinin dışında sorular soruldu. Pazarda soğanın kilosu 7 liraydı. Merak ettim markete baktım, orada 7,5 liraydı.”   

Devamında da..

Teşhisi yapıyor:

“Fiyatlar yıldan yıla dalgalanma gösterince ekonomide örümcek ağı teoremi diye bilinen mekanizma çalışıyor.”

Kısaca belirteyim, teşhisi..

Her yıl tekrarlanan üretimlerde, önceki yılın fiyat-mal dengesindeki aksaklıklar, devlet tarafından planlama yapılmaz ise.. Ertesi yıl da, fiyatları dalgalandırırmış..

Fiyatlar düşük ise, ertesi yıl üreticiler o ürünü ekmez, bu sefer de fiyat artarmış.. Tam tersi de doğal imiş.

Dolayısı ile..

Eğilmez’in geçen seneki soğan ile ilgili teşhisi şöyle bitiyor:

“Gelecek yıl bu kez ürün bolluğu, onun yol açacağı düşük fiyat ve dolayısıyla üreticinin mağduriyetiyle karşılaşmamız kaçınılmaz olur”

Peki ne oldu?

Geçen seneki fiyat yüksekliği sebebi ile, bu sene üreticinin bir mağduriyeti yaşandı mı?

Hayır. Tam aksine..

Yine tüketici mağdur..

O zaman, her günün konjonktürüne göre, durum kurtaran yorumlar yapan bu arkadaşlar, niye her olumlu adıma, “istemezük” diye karşı çıkarlar ki..

Baksınlar kendi geçmişlerine..

Bu ülkede neyi doğru yapmışlar?

Yeni Yüzyıl gazetesinde yazmışsın. Gazete batmış.. 

Radikal gazetesinde yazmışsın.. Gazete kapanmış. Hazine Müsteşarı olmuşsun, 6 ayda gitmişsin..

Şimdi, 17 yıldır ülkeyi tıkır tıkır yöneten iktidara, dış güçlerle birlik olup, saldırmayı iş zannediyorsunuz..

Kazanabilir misiniz?

Hiç sanmam..

Dün ne oldu ise, bugün de o olacaktır..

 

yeni akit

Google+ WhatsApp