“İşini kış tut, yaz çıkarsa bahtına!”

“İşini kış tut, yaz çıkarsa bahtına!”


Böyle bir atasözümüz var. Bu “tedbiri elde bırakmama” anlamında doğru, aşırı temkin anlamında yanlıştır: İnsanı olumsuz düşünmeye zorlar…

Çoğumuz olumsuz düşünmeye alıştırıldık. Aşırı tedbirli, aşırı temkinli ve endişeli bir hayatımız var. Endişelerimiz de maalesef korkularımızı besliyor.

Korkularımızın kaynağı ise “gelecek” endişesi: “Şimdilik her şey yolunda, ama ya sonra kötüleşirse?..”

“Dünyanın yüz bin hali var, istikbal kim bilir neler getirir; her ihtimali hesap ederek yaşamalı...”

Peki, ama insan “her ihtimali” hesap ederek nasıl yaşayabilir?

Günün herhangi bir saatinde “kaza geçirme ihtimali”ne karşı arkanızda ambulans mı gezdireceksiniz?..

“Herhangi bir zamanda saldırıya uğrama ihtimali”ne karşı koruma ordusuyla mı dolaşacaksınız?..

“Kandırılma-aldatılma ihtimali”ne karşı yanınızda danışmanlar mı gezdireceksiniz?

Peki, “Ölüm ihtimali”ne acaba hangi donanımla ve tedbirle karşı koyacaksınız?

Olumsuz ihtimaller hayatın parçalarıdır. Her an karşımıza çıkabilir, yolumuzu kesebilirler…

Ancak hayatı olumsuz ihtimallere göre ayarlamaya kalkışmak, hayatın özel ve güzel yönlerini ıskalamayı göze almak anlamına gelir. İşte bu yüzden hepimiz stresliyiz, kimimiz depresyon tedavisi görüyoruz.

Ömür boyu süren “olumsuz ihtimal” baskısına hiçbir yürek dayanamaz.

Çoğu atasözlerimiz de ne yazık ki, bu yanlış yönelişe destek veriyor. Bunlardan biri de  “İşini kış tut, yaz çıkarsa bahtına!” sözüdür.

Çoğumuz böyle yaşıyoruz. İşimizi kış tutuyor, gelecek endişesiyle günümüzü zindan ediyoruz. Mutluluğumuzu “olumsuz gelecek” hayalinin gölgesinde mutsuzluğa dönüştürüyoruz. 

Meselâ mutlu bir anımızda gülmeye başlasak elimizi ağzımıza bastırıyor, “Hayrolsun, gülmek ağlamaya işarettir” diye kendimizi endişeye gark ediyoruz (gülmeyi bile kendimize yasak ettik).

Bunun ekonomik sıkıntılarla filan ilişkisi elbette var, ancak salt ekonominin belirleyici olduğunu düşünmüyorum. Daha çok yüreğimize pompalanan korkuların esiriyiz.

Mesela annelerin kızlarına öğrettikleri tehdit ve tehlikelerin başında “erkekler” gelir. Hemen her anne, kızına şöyle öğütler verir: 

“Dikkat et, erkek milletine güven olmaz!..” 

Oysa annenin babasıyla birlikte genç kızın babası da bir erkektir...

Buna karşılık erkek çocuklara da kadının “fitne odağı” olduğu öğretilir: Hâlbuki erkek çocuğunu bir kadın doğurmuştur. 

Kendi annesini “fitne odağı” gibi gören bir erkek önce karısını, sonra kızını döver. 

Bu alışkanlıklardan kendini kurtaramadığı için de “Dayak cennetten çıkmadır” sözünü allayıp pullayarak vicdanını rahatlatma cihetine gidebilir.

Diyeceğim şu ki, çocukluğumuzdan itibaren yüreklerimize çeşitli endişeler ekiliyor…

Olumsuz telkinlerle besleniyoruz.

Bunu kırmak lâzım: Yani “işimizi yaz tutalım!”

“Kış çıkarsa bahtımıza!” 

Google+ WhatsApp