Irkçılık, ulusalcılık ve daralma

Irkçılık, ulusalcılık ve daralma


Irkçılık, ulusalcılık ve daralma

 

 

Giderek daralanılan bir sürecin sonuna doğru gidiliyor. Çıkarcı bir anlayış. İlkelerin ve ideallerin terki. Homojen, çok çeşitli, renkli bir yapısı olan Anadolu’da bile tutunulacak bir alan bırakılmıyor. Belli bir kesimin veya zihniyetin, anlayışın tutuklarına kapılmanın bir sonucu. Türkiye’de ırkçı anlayışı kendine temel edinen ve onunla var olmaya çalışan siyasal oluş hemen her dönemde birilerini araç olarak kullanıyor. Bu, değişmeyen bir kural. Türkiye öteden beri kucaklayıcı bir anlayışa sahip. Hemen herkes burada ev sahibi. Biri diğerinden ayırt edilemez.

Cumhuriyet’in kuruluşu ile Türkçü ırkçı anlayış merkeze oturtulmuş, eğitim, yaşama biçimi bunun üzerine kurgulanmış. Bu, bir anlamda kökleşmiş, cumhuriyet Türkiye’sinin bir ideolojisi olmuştur. Bütünleyici olmaktan çok belli kesimlerin belli bir kesime zorunlu teslim edilişi söz konusu. Bu, bir yere kadar yürüdü. Daha sonra giderek bütün değerlerin bir arada karşılık bulabileceği bir sürece girilmişken, şimdi, yeniden başa dönülmüş gibi görünüyor. Siyasal partilerin neredeyse tamamı bu durumda eli kolu bağlanmış bir teslimiyet içinde. Dahası egemen olan Türkçü ırkçı anlayış zıtların oluşumuna neden olmuştur. İçinden çıkılamayan bir karmaşadır.

İçinde bulunulan, şu sıralarda içinden çıkılmayan, çok daha keskin bir duruma dönüşen bir çıkmaz. Kucaklayıcı anlayış yerine iyice ayrıştırıcı bir süreç. Anlatmaya çalıştıklarımız Türk-Kürt geriliminin çok ötesinde. Bu, zaten başlı başına bir sorun. Irkçı bölünmelere zemin hazırlayan ortam oluşturan bir anlayış. Ülkemize sığınmış olan sadece Suriyeliler değil. Türkî cumhuriyetlerden, Afganistan’dan, Afrika’dan gelen bir sürü çaresiz ve mazlum insanlar var. Onlar yurtlarında rızklarını temin edebilecek bir durumları olsa zaten buralara ya da Avrupa’ya gitmezlerdi.

Yabancıların, göçmenlerin sınır dışı edilmesi ile birlikte yaslanılan temel değer veya anlayış “Türkiye Türk’tür Türk kalacak!” sloganı. Bu anlayış hangi zihniyetin egemen olduğunu gösteriyor. Aynı zamanda bir devlet felsefesidir ne yazık ki.

İnsanları kucaklayacak temel değerlerin göz ardı edilmesinin bir sonucu. İnsanlığın ölümü desek yeridir. Homojen bir yapısı olan bu coğrafyayı daracık anlayışlara sokmak asıl çıkmaz. Bu ülkeyi, bu insanları yalnızlaştırır. Nefret ve şiddete neden olur. Türkiye Türk ırkının toprakları olarak algılanıyorsa bu zaten başlıca bir absürtlük. Egemen anlayış bu olunca alan daralıyor. Bu da Türkiye’yi giderek yalnızlaştırıyor. İktidarın keskin ırkçı ve ulusalcı bir anlayışa teslim oluşu hem kendi sonunu getiriyor hem de bir anlayışı öne çıkarıyor ve merkeze oturtuyor. Bu ırkçı anlayış her dönemin egemenidir. Ustaca kendini bir yerlere oturtuyor. Birlikte olduklarını da uçuruma sürüklüyor. Zaten temel amacı da bu. Şöyle izah edebiliriz. Dereyi veya suyu geçmek için kurbağanın sırtına binen, karşıya geçince sokan, zehrini akıtan akreplerdirler. Onlar sırtına bindikleri kurbağayı zehirleyerek öldürürler sonuçta. Muhafazakâr iktidarın fark edemediği budur. Diğerinin gerilim ve kurnazca taktiklerinin kurbanıdır. Aslında bunu seçen de kendisidir. Ayakta kalma düşüncesi sadece anlık ve kısa süreliktir.

Müslüman’ca düşünüşün çok ötesinde bir durum. Yoksa bir zamanlar kapılarını kardeşlerine açmış bulunan bu anlayış şimdi, nedense bu ırkçı anlayışın kurbanıdır. Batıcı ve yabancı zihniyetler birbirinin devamıdır, tamamlayıcısıdır. Cehepe’nin seçimleri kazanmasının ardından bu anlayış giderek hızlanış bulunmaktadır. Suriyelilerin gönderilme düşüncesinde cehepe ile mehepeliler arasında hiçbir fark yoktur. İdeolojinin temel anlayışı ırk eksenlidir.

Bu anlayış Türkiye’yi giderek yalnızlaştırır. Irkçı jakoben anlayışlara yakınlaştırır. Irkçı, jakoben egemenlerin tuzağına düşürür. İslâm milletinin çok uzağına düşürür. Kardeşlik tanımlamaları, söylemleri sadece bir oyundur, hiçbir karşılığı yoktur.

 

milli gazete

Google+ WhatsApp