Irkçılık bir düşünce midir?

Irkçılık bir düşünce midir?


Irkçılık bir düşünce midir?

 

 

İnsanın ve sözün değeri nedir, tartı nasıl bir şeydir? Ne, neye göre ölçülür biçilir?

Irkçılık bir din midir? Din ise amentüsü ve kuralları var mıdır? İbadet şekilleri nelerdir? Neye tapınılır, neyle amel edilir? Yüce Türk ırkının veya diğerlerinin(!) akideleri, ameli eylemleri, ibadetleri nelerdir? Irkın bu kadar öncelenmesi ve merkeze alınması pagan düşünceye götürür. Kişilere, sultanlara, nesnelere tapınmaya zorlar. Bunu Türk ırkı ile somutlamamız doğru değil bilirim. Ne ki Türk ırk iddiasının doğuşu nedensiz değil. Birbiriyle paralel oluşların etkisi çok. Alman ırkçılığı, Rus ırkçılığı ya da milliyetçiliği, İtalyan ırkçılığı aynı dönmelerin yansımaları. Yahudilerin, onlarla bağımlı olan masonların ırk duygusunu öne çıkarmaları da bir rastlantı değil. Dünyayı çok parçalı hâle getirmek milletleri etkisiz kılmadır amaç. Dünya derken dengeyi sağlayan bir Osmanlı Devleti var ve çok güçlü. Avrupa’nın doğusu ve batısı karşısından en etkili güç. Bu, aynı zamanda dünya dengesi. Ne yazık ki Osmanlı İslâm milletinin parçalanma sürecinde onların rolü oldukça fazladır. Buna uyanlar da aynı düşüncede olanlardır. Devlet-i Aliye sınırları ve bütünlüğü içinde bulunan Türklerin, Arapların, Arnavutların ve diğer toplulukların kopuşu bu anlayışın bir sonucu. Tanzimat sonrasında dillenen, giderek yükselen, ardından da İttihat ve Terakki ile şekillenen, Cumhuriyet’in temel ideolojisini oluşturan ırk düşüncesi ciddî bir alan daralmasıdır. Osmanlı’yı temsil eden inanç ve düşünce ortadan kaldırılarak Anadolu’nun daracık sınırlarına mahkûm edilmiş. Müslümanların dengesi bozulmuş, Batılılar üstünlük sağlamışlardır.

Bir ırkın kendini soyutlaması, üstün görmesi, başkalarını yok saymasıdır. Bunu yaparken himayesine aldıkları kimseler onların nazarında, bakışında sadece köle ya da hizmetkâr konumudur. Günümüzde, ülkemizde başlı başına öncelenen bir sorun veya bir hedef. Irkçılığın temelleri nerede ve kimler tarafından atıldı?

Çünkü onların bakışında bir ırk üstündür. Onun kan özellikleri farklıdır. Her topluluk onlara uymak zorundadır. Onların diliyle konuşmak, onların örf ve yaşama biçimlerini benimsemek zorundadır. Dilleriyle konuşamazlar, şarkılarını söyleyemezler, nesnelerini kendi dilleriyle tanımlayamazlar.

Kendini üstün sayanların özellikleri nelerdir? Zekâları mı, renkleri, kafa ölçüleri, boyları mı?

Bir kavim kendisinden başka bir topluluğun, kavmin, ırkın, farklı rengin aynı yerde coğrafyada, çevrede yaşamasına izin verir mi? Verirse kendisini yadsımamız mı?

Bir ırk kendini yüce gösteriyorsa bir dine ya da kültüre gerek var mı? Peygamberlere gereksinim olur mu?

Bir medeniyet dairesi içinde bulunan inanmışların ortak değerleri var. Bizim için Osmanlı toplumu, devleti, milleti homojen bir topluluk ve Müslüman. Irk ve renk çeşitliliği var. Onları bir arada tutan bir araya getiren ortak değerler nelerdir? Coğrafyalar medeniyet bağlamında değil de kültür bağlamında farklılıklar gösterir.

Müslümanlar aynı dili konuşmasalar bile birbirlerini anlarlar. Farklı diller konuşan Müslüman topluluklar bir araya geldiklerinde birbirlerini iyi bilirler. Aynı sofraya oturduklarında ilk eylemleri besmeledir. Yemek yeme, oturma ve davranış biçimlerinde birbirlerine yabancı değildirler.

Milletlerin bütünlüğünü sağlayabilenler dinlerdir. Bir araya getiren ve birlikte yaşamayı sağlayan. Müslümanlar çok ırklı ve çok renklidir. Birlikteliği sağlayan düşünce ve inanç birliğidir. Aynı safta durmayı sağlayan, secde eden, ibadetlerini gerçekleştiren bir inanç bütünlüğü.

Müslümanları Kâbe’de buluşturan öz nedir? Asıl soru burada. Kâbe insanlığın ortak inanış merkezi. İnsanı Tanrı’ya götüren biricik merkez. Büyük bir çağıltı ile, bir nehrin akan suları gibi tek yöne gidiş. Allah’a bağlanış. Putları reddediş. Burada ırkın fazlaca bir önemi yok. Sadece insanlığın bir çeşitliliği. Yeryüzü insanlığının birlikte olabilmesini sağlayan öz.

 

milli gazete

Google+ WhatsApp