İran... Türkiye... ‘Others’...

İran... Türkiye... ‘Others’...


İran... Türkiye... ‘Others’...

 

 

İran’ın her ABD-İsrail atağı, Rusya sıkıştırması arasında ayakta kalıp-kalamayacağına ilişkin en gelişkin analizler dahi düşük bahislerden öteye gidemiyor...

Tahran, 79 devriminden bu yana sayısız sınandığından, ağırlık, “bu da geçer” noktasında. Diğer taraf büyük konuşmuyor ama “bu sefer de geçse bile boyun eğdireceği”ne inanıyor...

Irak ve Suriye’de Tahran’ın boyunu kısaltma girişimleri, İsrail’in bundan güç alarak, Suriye’deki İran uzantılarını bombalaması, hele Rusya’nın bu hava taaruzlarını görmezden gelmesi, nihayet ABD ekonomik/enerjik yaptırımları, çoklu bir boğma telinin gittikçe sıkıldığını gösteriyor...

Üzerine, Barış Pınarı yüzünden Türkiye’ye ses yükseltmesi, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın da kulaklarını çekmesi gösteriyor ki, hep övülen İran Dış Politika mekanizması durumu her zaman eksiksiz kavrayamıyor...

Nükleer adımlarını sıklaştırması da bu bunalımın derecesini gösteriyor...

***

Yine de İran’a bakarken hangi “gözü” kullandığınız önemli. Büyük güçler bir yana, Pakistan’dan başka, Körfez’den başka, İsrail’den bambaşka ve Türkiye’den apayrı bir İran’ın göründüğünü söyleyebiliriz.

Şu an sönümlenmiş görünse de, önce Bağdat’ta başlayan ardından İran’da alevlenen gösteriler, ‘iki olay arasında ve arkasındaki bağı’ işaret eden Ankara’nın resmi okumaları, kısa sürede bu işin bitmeyeceğini gösteriyor...

Ortadoğu’da bir çok ülke gösterilerin ateşine benzin yetiştirmek için koşuştursa da, Ankara’nın soğukkanlı halinden herkesin ders alması gerekir.

İran’da hükümete karşı diklenebilirsiniz. Bu mümkün. Ancak bu rejimin halkta bir karşılığı olduğunu atlamamak lazım. İran’da elbette ekonomik ve sosyal rahatsızlıklar var ve politikaya da yansıyor.

***

İç kıvranmalar bu sefer farklı olabilir mi?

Ülkedeki eylemlerin ‘coştuğu’ anlarda İsrail’in Suriye’de- Kisva, Saasaa, Mezzeh askeri havaalanları, Jdaidat Artouz, Kudsaya ve Sahnaya’da, Şam’ın içinde ve çevresinde, onlarca hedefi-başta Devrim Muhafızları yuvalarını-vurması, İran’ın Lübnan’daki kollarına, silah, mühimmat, yardım ulaştırılmasının engellenmesi, nihayet, ABD uçak gemisi Abraham Lincoln ve destek gemilerinin üç gün önce ilk kez stratejik Hürmüz Boğazı’ndan geçmesinin de bir anlamı olmalı.

İlla askeri müdehale gerekmiyor. Birinin ellerini ‘boğaz’ınızda hissettiğinizde sıkmasına gerek yoktur. Yollarınız kesiliyor demektir...

***

Şu da önemli; Beyaz Saray’ın, S. Arabistan’daki askeri varlığını Kongre’de artırma/hızlandırma girişimi de mevcut. Bu sefer İran’dan tepki de göremedi. Tanker saldırıları veya ARAMCO’yu vurmaya kadar yükselttiği ‘cesur’ eylemlere kıyasla bir kaç cılız resmi açıklama mütevazı kaldı.

Keza Rusya da, tıpkı İsrail’in Suriye’deki operasyonlarına gösterdiği tepkiyi tekrarladı, “bölgede ABD askeri varlığına ek yapılması, Orta Doğu’da gerginliğin artmasına neden olacaktır”...

Yani, “devam et”...

İran’a yönelik yaptırımların ne kadar acı verdiğine ilişkin bir genel kabulü de-Türkiye’de de sık tekrarlanıyor-belki yenilemek gerekiyor...

İran’da yaşanan gösterilerin, sosyal ‘patlamaların’, ABD’nin Tahran’a yıktığı ekonomik sıkıntılardan kaynaklandığı kabulü yaygın. Yanlış değil. Ama eksik.

İran’ın zaaflarını İsrail’den iyi bilen olamaz. Ve onlar diyorlar ki, “kritik bir düzeltme yapmak gerekiyor; İran’ın petrol ekonomisi Arabistan veya emirlikler gibi değil. GSYİH, bu sektördeki istihdam, ülke ihracatındaki payı eskisi gibi değil. Petrol yaptırımları ilk uygulandığında İran’ın canı çok yandı. Şimdi de huzursuz ediyor/edecek ama ülkenin ekonomik hayatını durma/iflas noktasına getirmiyor”...

Petrol dışında, dar da olsa bir nefes borusunun varlığından bahsediyor İsrail...

İran küresel rekabete açık bir ülke değil. Bu hem ekonomik bağışıklık sistemini tanıdık olmayan mikroplardan koruyor hem de üretim ve tarıma yaslanan temelleri var. İran endüstrisi yerel pazarlara sahip ve üretimini genişletiyor. Mağazalarda İran yapımı/üretimi çok tüketim malı bulunuyor. “

«Direniş ekonomisi” mucize yaratamayabilir ancak petrol yaptırımlarının ilk şokunu atlatmasına yardımcı oluyor. İran’da herşey güllük-gülistanlık değil. Ama Batı’nın anlattığı gibi “çökük” de değil. İran halkı da-henüz-isyan etmiyor.

***

Kaldı ki, ABD’nin açıklamaları kime yarıyor? Başta Dışişleri Bakanı Pompeo olmak üzere ulusal güvenlik mimarisinin makamlarından gelen, “İran halkıyla dayanışma” mesajları, bizzat o halkın aklında şüphe uyandırıyor...

Yine İran’da yakın zamanda seçimler olacağı-tıpkı İsrail ve ABD’de de olacağı-gerçeği ile Tahran’daki siyasi rekabet unsurlarını hedef alan ‘dış mihraklı’ yaklaşımlar da derhal fark ediliyor. Bu yüzden İran’ın eylemlerin aktif olarak yurt dışından desteklendiği iddiası doğru.

İran’ın eksiği, bu kuşatılmışlık içinde ona nefes alma aralığı tanıyan tek ülke Türkiye’yi hakkıyla değerlendirememesi.

Bölgeye yönelik İran hırsları Ankara tarafından benimsenmiyor. İran bunu ikili rekabetin doğasına bağlıyor. Oysa basitçe; yaptığı yanlış! Öte yandan İran’ın yaşamsal değerlerine yönelik saldırılar da-aynı samimiyetle-Ankara’da kabul görmüyor.

İran artık bunu görürse iyi olacak.

Kendisi açısından!

yeni şafak

Google+ WhatsApp