İnsanlık Günleri

İnsanlık Günleri


İnsanlık Günleri

 

 

İnsanlık adına türetilen günlerin her biri bir yılda sadece bir günün; bir konuya, bir şeye tahsis edilmesi ve onunla anılması sadece anlık bir dikkatten ibaret. Bir günlük. O bir gün geçince o şeyle ilgili ne varsa unutuluyor. Anneler, babalar, kızlar, babalar günleri vs.

İnsan her gün doğuyor, bu dünyaya geliyor ve her gün ölüyor, öteye göçüyor. Bu, yaratılış gereği olağan bir durum. Olağan olmayan bu kadar iyimserlikle sunulanların tersine yaşananların hiç de öyle olmadığı. Günleri oluşturanlar ve sunanlar insanlığa zulüm yaşatıyorlar. Çelişkili bir durum. İyimserliklerle kötümserliklerin at başı olduğu bir dengeden söz edemeyiz. Tam tersi bir durum var. Yılın bir gününü annelere ayıran ve annelik duygularını köpürten ama her gün annelerin canına kıyan, annelerin yavrularını zalimce öldüren bir dünyada nasıl bir dengeden söz edilebilir? Babalar, kızlar ve oğlanlar...

Düşmanlıklar alabildiğine artırılır ve zalimce her ana sığan öldürmeler, aşağılamalar, itilmelerle bir dünya yaşatılıyor. Hayat bu değil oysa. İnsanlığa sunulan güzellikler dünyasında insan bu denli zalim olabilir mi? İnsanlığın ruhu giderek karanlığa ve zulme yöneliyor. İnsanlık bir gelişme içinde değil tam tersine bir gerilemede.

İnsanlığın yüzeyselliği, sıradanlığı, kavrayışlardan uzaklaştırıyor. Duyguları öldürüyor. İnsanı daha zalim olmaya iten bir ruh hâli yaşanıyor. İnsanlığı kurtarmak yerine birbirine hasım hâle gelen, düşman olanlar gözlerini kırpamadan, ruhları incinmeden alabildiğine vahşileşiyor. Vahşilikleri için de gerekçeler oluşturuyor.

Taraflar nedensiz bir şekilde birbirlerine öfkeli ve kinlidirler. Ortam öyle oluşturuluyor. Şu son olaylardan sonra ulusalcı, ırkçı ve tutucu anlayışlar daha bir belirginleşiyor. Bahaneler bulmak için âdeta çırpınılıyor.

İslâm milleti bir bütündür. Irk ve meşrepler, mezhepler sadece birer ayrıntıdır. Ne yazık ki Tanzimat sonrasında yaşanan kırılmalar ile bu millet birbirinden ayrılmış, uzaklaşmış ve koca bir devlet dağıtılmıştır. İnsanlar küçük parçalara razı edilmiş, bununla var, özgür ve güçlü olabilecekleri vehmedilmiştir. Bu tutum ısrarla sürdürülmekte. Öylesine ki giderek hamasi duygular ile daha da tehlikeli boyutlara taşınmakta. İnsanın kurtuluşu için zerre bir çaba gösterilmemekte.

Ölüm çığırtkanlıkları baş döndürücü. Kelle hesabı yapılıyor. İşin tuhafı artık bu durumun dar bir ırkî duruma indirgenmesi. İnsanlık özgür ve bir başına düşünme yetisinden uzak. Küçüldükçe özgürlüğünün, gücünün azaldığının ve yalnızlaştığının farkında değil. Bu, İslâm milletine mensup bütün ırklar, kavimler ve topluluklar için geçerli.

Şu küçük devletçiklerin hiç biri özgür iradelerine sahip değildirler. Hepsi birer kukla. Onlar bütünüyle İslâm milletini temsil etmiyorlar. Çünkü onlar çıkar ve konumlarının köleleridirler. İslâm milletini temsilden uzaktırlar.

Her millet kendi içinde özgün ve güçlüdür. İslâm milleti, Hıristiyan, Budist, Yahudi ve diğerleri. Egemen emperyal ırkçı, bölücü, ayrıştırıcı güçler bilinçle ve ustaca insanlığı parçalara bölüyor ve kendi çıkarlarının kurbanı ve aracı ediyorlar. Ne yaz ki bilinçten uzaklaşan İslâm milleti bu tuzağın içine düşüyor. Çünkü Osmanlı Devleti’nin çöküşünü hazırlayanlar, ırkî gerekçeler oluşturdular ve buna taraf olanlar devletlerini çökerttiler, ya da çökmesine neden oldular.

Bütün kralcıklar, buna demokrasi ile gelenler de dahildir, özgün ve kendi iradeleriyle hükmetmiyorlar. Hemen hepsi birer oyunun kurbanıdırlar. Kime ve neye hizmet ettiklerinin farkında değildirler.

Her insanın zalimane ve haksız öldürülmesi bizim ölümümüz. Geleceğimizin, umutlarımızın ve heyecanlarımızın tüketilmesinden başka bir şey değildir. İnsanlığı kurtarma ve yaşatma, diriltme sorumluluğumuz bir bilince dönüşmedikçe giderek yok olacağız, gidişat böyle ne yazık ki.

 

MİLLİ GAZETE

Google+ WhatsApp