İnsanlık Dramı Göçmenlik-II

İnsanlık Dramı Göçmenlik-II


Göçlerin nedenlerinin en başında zalim ve güçlülerden kaçan insanlığın dramı olduğu bir gerçek. Tarih boyunca zalim krallar dünyayı sadece kendilerine mülk bildiklerinden başkalarını ya köle olarak görürler ya da yurtlarından terke mecbur ederler. En kolay yolu ise insanları katletmek, yaşama hakkı tanımamak.

 

İnsanlık dünya mülkünde en rahat yaşayacağı, huzur bulacağı, rızkını temin edeceği ve varlığını sürdüreceği güvenilir alanlar seçer. Göçlerin bir nedeni de budur. Tarih boyunca bu, böyle süregelmiştir. Türkler Orta Asya’dan Avrupa’ya doğru gelmişlerdir. Avrupalılar Amerika’ya gitmişlerdir. Asıl toprak sahiplerini ortadan âdeta kaldırmış yerleşmişlerdir.

 

Göçler kimi zaman savaşlar hâlinde olmuş işgaller ile topraklar işgal edilmiş. İşgal ettikleri yerlerdeki yerlileri topraklarından atmışlardır.

 

Kimi savaşlar da ise yerleştikleri topraklarda olan insanlarla bir arada yaşamışladır. Bu nadir örneklerden biri. Müslümanların fethettiği bölgelerde yerliler ile birlikte yaşamışlardır. Bu, birlikte yaşanabilirliğin özel bir örneği.

 

Sömürgecilik ve emperyalizmin başladığı süreçte ise yerlilerin, toprak sahiplerinin yaşama hakları ellerinden alınmış, köleleştirilmişlerdir. İngiliz sömürgeciliğinde Hindistan örneği asla göz ardı edilemez ve unutulamaz. Fransızların Cezayir ve Kuzey Afrika ülkelerindeki durumu da bunun bir benzeri.

 

İşgallerde halkların dillerine ve kültürlerine doğrudan bir müdahale var. Buna Müslümanlar örnek gösterilemez. Endülüs, Osmanlı Müslümanları bu anlamda özel örnektirler. Çünkü onlar bulundukları yerlere medeniyet ve kültür götürürken yerliler ile birliktedirler. Fakat Müslümanlar bu topraklardan uzaklaştırıldıktan sonra onlardan hem insan hem de kültür bağlamında hiçbir iz bırakılmamıştır. Sanki o topraklarda Müslümanlar hiç yaşamamışlardır.

 

Müslümanlar gittikleri yerlerde insanî ve birlikte yaşanabilir bir ortam oluştururlar. Kültürlerine müdahalede bulunulmaz, hayatlarını olduğu gibi sürdürürler.

 

Sömürgecilik ve emperyalizm zaman içinde tarz değiştirdi. Toprakları doğrudan işgal etmese de onların görevini yapar, taşeronluğu üstelenen yerli yöneticiler bulur. Ya da zihniye olarak onları kendine benzetir ve dönüştürür. Onlarda kişilik bırakmaz.

 

Oryantalizmin asıl amacı da budur. Bir milleti kendi inancından uzaklaştırmak kendi inancına dönüştürmek. Fransız pozitivist düşüncesinin temel amacıdır. İngiliz-Amerikan-Siyonizm sömürgeciliği bunun üzerine oturmuştur.

 

Bugün için dünyanın başına belâ olan bu zihniyettir. İngilizler devreden çıkmış gibi görünseler de aynı ruhun temsilcileridirler ve birliktedirler.

 

Modern dünyanın tüketici sektörlerinin acımasızlığı, doymazlığı yurtları işgalle yetinmiyor. Dolaylı yollarla yerlileri topraklarından ediyor, göçe zorluyor. Onlara yaşama alanı dahi bırakmıyor. Kendi topraklarından oldukları gibi kendilerine sığınmacı olmalarına sala tahammül etmiyorlar.

 

Afganistan, Pakistan, Irak, “Arap Baharı” aldatmacalı süreçte, Libya, Suriye bunların başında geliyor. Onların yer altı ve yer üstü kaynaklarını aldıktan sonra da onları tam anlamıyla sefalete sürüklemişlerdir. Akdeniz göçmenlerin cesetleriyle dolu. Hani şu sadece kendine “hümanist” olanlar başkalarına asla bu anlayışı göstermiyorlar. Bu insanların ölümleri ve sefaletleri modern dünyanın ve Batı insanlığının yüz kızartıcı hâli. Modern ve sonsuz güç gibi görünen modernlerin yüz ifadesi keçe gibi. Kızarmayı asla bilmiyor.

 

Suriye konusu onlarca yazı yazdık, bu konuda bir de eserimiz var: Felaketin Eşiği Suriye adıyla. Siyonizm yani, İsrail için bölge ve çevre boşaltılıyor. Filistin sorunu on yıllardır sürüyor, bu insanların acılarını, çığlıklarını sağır insanlık duymuyor bile. Hani şu hümanist, insan severler tarafından. Çok yüzlü emperyallerin arasına sıkışmış kalmış birer halk Filistinliler ve Suriyeliler.

Google+ WhatsApp