İnsanın öteki yarısı

İnsanın öteki yarısı


Akan şeyler arasından alıp zihnimizin kazanına attığımız birçok malzeme var. Bunların pek çoğu güncelliğini ancak saatlerle sınırlı olarak koruyabilen sade suya tirit şeyler... Bilgi deseniz değil, enformasyon deseniz karşılamaz, havaya karışmaya fevkalade müsait sabun köpükleri... Yine de zihnimizin kazanı içinde hiç de yabana atılamayacak boyutta ve hacimde yer tutuyorlar. Malum insanlar olarak hepimiz kendi doğal kabiliyetlerimizle sınırlıyız, bunun ötesine geçemiyoruz. Dolayısıyla, içinde sürekli bir şeyler biriktirdiğimiz zihinlerimiz de belli bir kapasiteye sahip... Kazanın almakta bir haddi var, dolduğu bir yer var. Her gün o kazanın içine bir şeyler koymak istiyorsak, bir şeyleri dışarı taşıracağımızın hesabını yapmalı, bu gerçekle yüzleşmeliyiz. Bu noktada, neyi kazanın içine koyduğumuz kadar, neyi dışarı taşırdığımızın da hayati bir mesele haline geldiğini görmeliyiz. İnsanın her gün ıvır zıvır bir şeyleri zihin kazanının içine doldurması onun meşguliyet haritasını ortaya çıkarıyor.

“Bu kargaşada aradığını bulabildin mi bari?” diye sordu kapıdan kafasını uzatan. “Bırak aradığımı bulmayı galiba ne aradığımı da unuttum!” dedi çaresiz bir halde içerideki.

Çoğumuzun meşguliyet haritasında ele gelir, sadra şifa pek bir şey yok bugünlerde, bu malum... Ancak evvel zamanda kazanın içinde bizi hayatımız boyunca belli bir muvazene ve sahih istikamet ile yaşatacak malzeme varlığını koruyorsa, oradan herhangi bir vakit bir yolunu bulup yeniden hakikat sahiline kendimizi atabiliriz. Ancak zihin kazanımıza her gün doldurmakta fazlaca heveskâr hale geldiğimiz fuzuliyat, bize asıl lazım olan malzemeden bir şeyleri günbegün taşırmakta ise orada durmak icap eder. Öyle icap eder, çünkü fuzuliyat seli üstümüze gele gele bizi boğulacak raddeye getirdiğinde, kazanın içinde arasak da bir can simidi bulamayız o vakit!

Bir de şunu düşünün; pikabın iğnesi plağa takıldığında durmadan aynı nakarata dönen şarkı ne hisseder?

“Kişi gücünün tutsağıdır. Ham bilgiye dayalı bir hafıza kişiyi ayaklı bir ansiklopedi yapar; tartışma yeteneği kavgacı; para kazanma becerisiyse cimri yapar, yani bir nevi dilenci” diyor ‘Yaşamın İradesi’ kitabında Ralph Waldo Emerson.

Son zamanlarda çok telaffuz ettiğimiz kelimelerden biri de ‘farkındalık’ kelimesi... O kadar çok bahiste, o kadar sık ve o kadar her derde deva umularak kullanılıyor ki bu kelime, insan ister istemez farkında olmama hali insanlığın temel bir problemi haline mi geldi diye soruyor kendine.

Lafı dolandırdığıma bakmayın, böyle bir problemin varlığı zaten aşikar... Sıkıntı, yokmuş gibi davrananların halen çoğunluğu teşkil ediyor olmasında...

Su insanın ne zaman aklına gelir? Susadığında... Ya yemek? Acıktığında... neye ihtiyaç duyuyor isek, o zorunlu biçimde aslî gündemimizin ilk sırasına yerleşir. Farkındalık kelimesinin bu kadar her şeyi açan anahtar muamelesi görmesinde, hiç şüpheniz olmasın ki zihinlerimizdeki kilitli kapıların bir etkisi, bir itkisi var. Olur olmaz her meselede bir sihirli formül gibi ‘farkındalık’ çağrılarında bulunulması, ruh çağırma seansından başka nedir?

Yine Emerson’dan bir cümleyle bitirelim: “İnsanın yalnızca yarısı kendisidir, öteki yarısı da kendisini nasıl ifade ettiğidir”

Google+ WhatsApp