İnsanın bozulması kâinatın bozulmasıdır

İnsanın bozulması kâinatın bozulmasıdır


Allah’ın arzında insanın insanlığını korumak, İslâm’ın asli maksadlarındandır. İslâm, insanı imha etmeye değil, ihya etmeye gelmiş olan bir dindir. Kur’ân-ı Kerim, haksız yere bir insanı öldürmekle bütün insanları öldürmeyi eşdeğer görür:

 

“Bundan dolayı İsrailoğullarına (Kitap’ta) şunu yazdık: “Kim, bir insanı, bir can karşılığı veya yeryüzünde bir bozgunculuk çıkarmak karşılığı olmaksızın öldürürse, o sanki bütün insanları öldürmüştür. Her kim de birini (hayatını kurtararak) yaşatırsa, sanki bütün insanları yaşatmıştır. Andolsun ki, onlara resûllerimiz apaçık deliller (mucize ve âyetler) getirdiler. Ama onlardan birçoğu bundan sonra da (hâlâ) yeryüzünde aşırı gitmektedir.” (Maide Sûresi/32)

 

Rivâyete göre Medine Yahudileri Hz. Peygamber’i ve sahabeden bazılarını öldürmek istiyorlardı. Bu sebeple Allah (cc) adam öldürmenin ne kadar büyük bir cinayet olduğunu göstermek için Hz. Âdem’in iki oğlunun kıssasını anlattıktan sonra onların kutsal kitaplarında da haksız yere bir insanı öldürmenin bütün insanlığı öldürmek, bir canı kurtarmanın da bütün insanlığı kurtarmak gibi olduğunun yazılı bulunduğunu haber veriyor.

 

Bu haber bugünkü Tevrat’ta yer almamakla birlikte Mişna’da, “İsrail’den tek bir kişiyi öldürenin bütün ırkı öldürmüş gibi cezalandırılacağı ve İsrail’de tek bir kişiyi koruyanın Allah’ın kitabına göre bütün dünyayı korumuş sayılacağı” şeklinde bir ibare bulunmaktadır. İslâm’da bütün müesseselerin hedefi, insanın insanlığını korumaya ve kollamaya matuftur. İnsanlığa zararlı olan müessese okul da olsa, cemaatte olsa, devlette olsa yok hükmündedir!

 

 

İnsan, insanla çoktur. İnsanı dışlayan insan, insan olarak yoktur. Yani yok hükmündedir. İnsan, bir kıyamettir. İnsanı kıymetten düşürmek kıyamettir.

 

İslâm’a göre insan, eşref-i mahlukâttır. Asla ve kat’a alınıp satılan bir meta’ değildir. İnsan asla ticarete konu olmamalıdır. Bu nedenle İslâm’da insana ait organların satışı helâl değildir. Kur’an insanın keremli yaratıldığını söylüyor: “Andolsun Biz Âdemoğlunu keremli (değerli) kıldık; onları karada ve denizde (çeşitli araçlarla) taşıdık, temiz ve güzel şeylerden rızıklandırdık, yarattıklarımızın pek çoğundan üstün kıldık.” (İsra Sûresi/70)

 

İnsan nevi şahsına mahsustur. Kendisine mahsus garip zaafları vardır. İnsan “neyse o olmayı” reddeden tek mahlûktur. İnsan tıpkı şişirilmiş bir tulum gibidir, ağzı açılınca söner. 

 

İnsan, insana olmamışsa ihsan; insanlar içinde de yalnızdır insan. İnsan, insana açılmış kapıdır. Buna engel olunamaz, çünkü bu, ilahi yapıdır. 

 

“Cahilsin, okur öğrenirsin. Gerisin, ilerlersin. Adam yok, yetiştirirsin. Paran yok, kazanırsın. Her şeyin bir çaresi vardır. Fakat insan bozuldu mu, bunun çaresi yoktur.”

 

Hayatta kendine gelmen için başkalarına gitme ihtiyacını hissetmiyorsan, sen enaniyetin tuzağına düşmüşsün demektir. Hayatın güzelliği, hayatımızdan bazı insanların gitmesi, bazı insanların da gelmesiyle anlaşılıyor.

 

Hayatlarıyla insanları köleleştirenlerin paralarıyla köle azad etmeye çalışmaları, paraya olan köleliklerini muhkemleştirmek içindir.

 

İnsanlığını koruyan yolda, duaya inanan da darda kalmaz.  İnsanı insana düşman etmeye, insanı insandan uzaklaştırmaya gerek yok; elbette bir gün mesafeler bitecek. Ayrılıklar değil kavuşmak galip gelecek. Şunu bilelim ki; yalnızlığı çok seversek, bir gün o da çekip gidecek!

 

İnsanlığın tükeniş günlerindeyiz. Konuşacak bir insanı bulmak kolay, susacak bir insanı bulmak zor. Kendi nefsine “Allah insana bir dil, iki kulak vermiş acaba neden?” diye sor! 

 

İnsan ne kadar bozulursa, kâinattaki işleyiş o kadar bozulur; ne kadar düzelirse, kâinattaki işleyiş o kadar düzelir. Çünkü insan, kâinatın prototipidir. Her insan kendi başına bir dünyadır.  Kur’an-ı Kerim’de “Düzene konulması (ıslah)ından sonra yeryüzünde bozgunculuk (fesad) çıkarmayın” (A’raf Sûresi/ 56)  buyrulur. Bu âyet-i kerimeyi bir okuyup bin düşünmeliyiz. Çünkü bu âyet, üzerinde uzun uzadıya tefekkürü gerektiren bir ayettir. Demek ki, bu kâinatın düzeni bizden önce kurulmuş, yeryüzü ıslah edilmiş, yani yeryüzünün düzeni barış, uyum ve denge üzerine kurulmuştur. Biz bu dünyayı düzeni kurulmuş olarak hazır bir şekilde buluyoruz. Bu düzene saygı göstermek zorundayız. Müslüman da olsak asla ve kat’a insanlığımızın üzerinden atlamayacağız. İnsan olarak doğduk. Ama İslâm fıtratı üzere Müslüman olarak doğduk. Müslüman olur Müslüman kalırsak insanlığımıza ihanet etmemiş oluruz. İslâm bize insanlığımızı hatırlatır. Bundan ötürüdür ki; “Önce insan ol. Dolayısıyla Müslüman olursun” denilmiştir. İslâm’a itiraz edenlerin insanlıklarında bir problem var demektir. İnsanın İslâm’a itirazı, ifsadının habercisidir. İnsan ifsad olunursa, kâinat fesada gider. Kâinatın sulhu selameti, insanın insanlığının muhafazasıyla kaimdir. İnsan maymundan değil, insandandır. Buna itiraz edenlerin tümü insanlığına isyandadır. 

Google+ WhatsApp