İnsani körleşme ve yozlaşma aracı olarak rüya

İnsani körleşme ve yozlaşma aracı olarak rüya

İnsanın yaşadığı en gizemli tecrübelerin başında rüya gelmektedir. Rüya, insani bir olgu olmasına rağmen, çoğu zaman rüyalara dayanılarak insanların gerçeklikten koptuğunu gözlemleyebiliriz. Gördüğü rüya sonucu kendisinin seçilmiş salih kişi, Mehdi, gavs, mürşit, müceddit ve

İnsani körleşme ve yozlaşma aracı olarak rüya

 

 

İnsanın yaşadığı en gizemli tecrübelerin başında rüya gelmektedir. Rüya, insani bir olgu olmasına rağmen, çoğu zaman rüyalara dayanılarak insanların gerçeklikten koptuğunu gözlemleyebiliriz. Gördüğü rüya sonucu kendisinin seçilmiş salih kişi, Mehdi, gavs, mürşit, müceddit ve daha pek çok şey olduğunu ileri süren kişilere, gruplara, tarikatlara ve kültlere rastlamak mümkündür.

Dinin ve hayatın rüya üzerine bina edilmesi, hayatın ölçüsü olarak rüyanın kabul edilmesi, içinde yaşadığımız coğrafyanın insanını her türlü bozulmaya, yozlaşmaya, çürümeye ve körleşmeye açık hale getirmektedir. Rüya sorununu çözümlemeden varoluşsal, bilgisel ve değersel bazdaki durumumuzu normalleştirmemiz mümkün gözükmemektedir.

Rüyalar ileri sürülerek, insanın aklı, maneviyatı, ahlakı, dini ve bilimi ortadan kaldırılmaktadır. Tarihimiz boyunca yaşadığımız en büyük sorun, gerçeklikten kopuk yaşamamızdır. Yüz yıllardır akıl ve düşünce kapılarını kapattığımız için hayaller ve fantaziler aleminde gördüğümüzü sandığımız yanılsamalara göre yaşamaktayız.

Velilerin, mürşitlerin, mücedditlerin, gavsların, sufilerin, mehdilerin, şeyhlerin rüyalarıyla hayatlarına yön verme şeklindeki cehalet bataklığı içinde boğulan kitlelerle karşı karşıya bulunmaktayız.

Rüyaların arkasına sığınarak dine, akla, maneviyata, hayata, düşünceye, kısacası insana ve Allah’a dair ne varsa her şeye ihanet edildiğini görmekteyiz. Rüyalar ileri sürülerek insan üzerinde tahakküm kurmak isteyen her türlü tarikat, kült, cemaat, mezhep gibi yapının gayrı meşru, gayri ahlaki, gayri insani ve gayri İslami olduğunun altının çizilmesi lazımdır.

Rüya adına dinin, aklın, düşüncenin ve insanın körleştirilmesi, hiçleştirilmesi ve köleleştirilmesi, aslında bireyin geleceğe dair hayaller kurmasına engel olmaktadır. Hayata dair düşleri olmayan insanların düşüncelerinin, duyarlılıklarının ve duygularının olması mümkün değildir. İnsan düşlerine duyarlılıklarını, duygularını ve düşüncelerini katmalıdır.

Rüyaları kutsal kaynaklar haline getirip insanlar üzerinde din ve maneviyat adına hegemonya kuran kişi, grup ve yapılar, insanları duyarsız, düşüncesiz ve duygusuz nesnelere dönüştürerek kendileri için kullanışlı araçlar olarak sömürmektedirler.

Allah’ı veya Peygamber’i rüyada gördüklerini iddia ederek kendilerinin özel ilahi görevleri ve güçleri olduğunu iddia eden birçok kişi ve grubun, geniş kitleleri kendi yalanlarına ikna ettiklerini söyleyebiliriz. Yalanın rüya olarak kurgulanması, insanları o yalanın doğru olduğu şeklinde bir yanılsamaya düşürmektedir. Rüyalarında kendilerinin Allah’tan veya Peygamber’den görev ve güç aldıklarını söyleyenler, aslında kendilerinin kutsal bir şekilde olaylara, insanlara, doğaya ve hayata müdahale edebilecek aktörler oldukları algısını insanların zihinlerine yerleştirmeye çalışmaktadırlar.

Allah, rüyalar üzerinden hiç kimseye bir görev ve güç vermediği gibi, hiç kimseye özel bir statü de vermemiştir. Peygamberimiz, rüyalar üzerinden kendisinden sonra hiç kimseye özel bir görev tevdi etmemiştir. Allah ve Peygamber’in rüyalar yoluyla istismar edilmesi, kullanılması, sıradanlaştırılması ve değersizleştirilmesi, derin bir varoluşsal, ahlaki, aklli ve manevi kriz içinde olunduğunu göstermektedir.

Allah ve Peygamber başta olmak üzere bütün dini unsurların kullanıldığı rüyaların, kişisel yaşantıların ötesinde birer ilahi mucize olarak kurgulandığının altı çizilmelidir.

Peygamber ve Allah’ı rüyada gördüğünü söyleyen kişilerin, aslında rüya kurgularını bir mucize olarak sunduklarını söyleyebiliriz. Rüyanın mucizeleştirilmesi, kişilerin akıllarını ve ahlaklaını körleştirmektedir.

Rüyalar, mucizevi olaylar değildir. Din ve hayat, rüyalar ve mucizeler üzerine bina edilemez. Muhammed İbn Sirin başta olmak üzere değişik kişilerin yazdığı Rüya Tabirleri ismini taşıyan kitaplar, Müslüman toplumlarda neredeyse her evde bulunmaktadır. Müslüman kadın ve erkekler, Rüya Tabirleri kitaplarını okuyarak hayatlarını düzenleme şeklinde güçlü bir eğilim içindedirler.

Din ve hayat, sadece akıl, ahlak ve adalet üzerine inşa edilmelidir. Rüyalar ve kerametler, bizi ahlaklı ve akıllı Müslümanlar haline getirmeyeceği gibi, başkalarının rüyalarına iman etmek de ümmete mensubiyetimizi güçlendirmemektedir.

Dini ve manevi kültürün rüyalar üzerine kurgulanması, aslında coğrafyamızda rüyaya farklı bir anlam yüklendiğinin göstergesidir. Rüyada Allah’ın, Peygamberin veya daha başka ulu ve veli kişilerin görüldüğü şeklindeki anlatılar, aslında rüyanın ilahi varlığa ve aleme ulaşma yolu olarak anlaşıldığını göstermektedir.

Rüya, insanın kendi iç dünyasında yaşadıklarına dair yeni tecrübeler oluşturma yetisidir. Rüyanın ilahi, Peygamberi, ruhi ve manevi olana erişildiğinin göstergesi olarak kullanılması aslında, ilahi, peygamberi, ruhi ve manevi olanın içinin boşaltılması demektir. Rüyalarında Allah ve Peygamber tarafından görevlendirildiğini ve kendisine birtakım güçler verildiğini söyleyen insanların, yapıların ve grupların bolluğuna rağmen, ahlakın, aklın, maneviyatın, adaletin ve üretmenin coğrafyamızda diplerde olduğu gerçeğiyle yüzleşmemiz lazımdır.

Rüyanın, Allah ve Peygamber gibi erişilmez sanılan ilahi aleme erişmenin yolu olarak sunulması, aslında aklın akıldışılık tarafından bastırılması ve etkisizleştirilmesi anlamına gelmektedir.

Rüyalarında Allah ve Peygamber’le görüştüklerini söyleyen kişilerin yalanlarının, akıl süzgecinden geçirilmeden kabul gördüğü, akıl dışılığın kutsallaştırılarak yüceltildiğini söyleyebiliriz.

Ortadoğu coğrafyasında rüya tecrübesinin, İslam’ın bizzat kendisi olduğuna dair bir algı oluşmuştur ve yerleştirilmiştir. İslam, rüya işi değildir. İslam, insan işidir. Rüyalarını din haline getirenlerin İslam’la hiçbir ilişkisi yoktur.

Rüyalar, İslam’ın insani tecrübe olarak yaşanması için gerçekliğe açılan yeni bir pencere açmamaktadır. Dini anlamlar yüklenen rüyaların, İslam’ın ve insanın gerçekliği idrak etmesinin önünde engel oluşturmaktadır.

Hayatımızı istişare ile yapacağımıza istihareyle yaşama şeklinde alışkanlıklarımız vardır. Hayatımızla ilgili vereceğimiz önemli konularda akıllar alemini istişare ile harekete geçirmek yerine, istihare ile kendimizi rüyalar ve fantaziler dünyasına hapsediyoruz.

Rüyalar, mucizeler ve kerametler yerine aklı, düşünmeyi öğrenmeyi, danışmayı, dinlemeyi ve araştırmayı tercih eden yeni bir yaklaşımı benimsemeliyiz.

Rüyalar, bizi ahlaka ve akla değil, riyaya ve sahtekarlığa götürmektedir. Başkalarının rüyalarının ve riyasının kölesi olmak yerne, kendi aklımızın ve ahlakımızın mimarı olmalıyız.

 

Prof.Dr. Bilal Sambur /Şarkul Awsat

Google+ WhatsApp