İnsan kendinin psikoloğu olabilir mi?

İnsan kendinin psikoloğu olabilir mi?


İnsan kendinin psikoloğu olabilir mi?

 

 

Büyüklerimizin bir sözü vardır: “İnsan kendisinin psikoloğu olmalıdır.” Çocukların karanlık zindanlara kapatıldığı, gençlerin hunharca katledildiği, kadınların ırzına geçildiği ve masum insanların bombalar altında yaşam mücadelesi verdiği bir çağda acaba bu mümkün olabilir mi? Ya da bu ifade bencilleşen ve öteki ile iletişimini sıfır noktasına indirgeyen Z kuşağı için bir anlam ifade edebilir mi? Bu ifade teknolojinin insan yaşamını istila ettiği bir çağda geçerliliğini koruyabilir mi sizce? Bilmiyorum…

Yaşadığımız kaygı, stres, öfke ve depresyon gibi sorunların tetiklenmesinde sadece çağın getirdiği problemler değil, İslam coğrafyasında yaşanan şiddet, kıyım, sürgün ve işgallerin de büyük etkisi var. Fakat şartlar ne olursa olsun bizi ayakta tutacak içsel ve dışsal dinamiklere sahibiz, o nedenle maruz kaldığımız imtihanlar bizi çıkmaza sürüklememeli, aksine sabır, dua ve tevekkülle daha da güçlendirmelidir.

Peki nedir bu dinamikler?

Dua, teslimiyet, sabır ve olumlu düşünce… Kıyıya vuran çocukların cesetleri, topluca katledilmiş masumların bedenleri ve bombalanan şehirler yüreklerimizi kanatıyor. Fakat yaşananlar karşısında kalben buğz etmenin ötesine geçemiyoruz. Hamdolsun Yaratıcımızla aramıza girecek hiçbir varlık yok, yüreğimizi ve ellerimizi açıp halimizi O’na arz edebiliyoruz. Yaşadığımız imtihanlarla başa çıkabilmek için duaya ağırlık veriyor ve teslimiyet gösteriyoruz.

Geçen gün bir arkadaşım, daha evvel olaylara negatif anlamlar verip, insanların davranışlarına olumsuz anlamlar yüklediğini, gittiği terapistin vasıtasıyla olumlu düşünmeye çalıştığını ve bu konuda epey yol kat ettiğini ifade etti. İnsanlarımız terapistin kendilerine verdiği tavsiyelere riayet edip titizlikle uyarken Allah’ın koyduğu ilkeler konusunda gerekli hassasiyeti göstermiyorlar. Görünen o ki; Allah’a güvenmiyorlar… Oysa tabi olduğumuz din insanlara karşı hüsnüzan beslemeyi zaten bir sorumluluk olarak yükler. Buna göre insanlar hakkında olumsuz yargılarda bulunamazsınız zira fertlerin iç dünyalarını bilme şansına sahip değilsiniz. O nedenle hüsnüzan beslemek zorundasınız…

Caddede karşılaştığı arkadaşının kendisine selam vermemesine çok içerleyen kişi suizanda bulunur ve arkadaşının kibrine yenik düştüğünü, kendisini küçümsediğini ya da sevmediğini, yok saydığını düşünür. Terapist kişinin davranışının farkına varmasını sağlar ve olaylara olumlu yanından bakmayı tavsiye eder. Peki zaten tabi olduğumuz din bunu bize emretmiyor mu? İslam suizan yapmayı yasaklar, hatta bunu hak bağlamında ele alır. Fakat insanlarımız Allah’ın söylediğini değil, kulun söylediğini dikkate alıyor, ne garip değil mi?

Yaşadığımız ruhsal sıkıntıların en büyük nedeni ruh ve beden dengemizi ayakta tutan değerlerin zayıflamasıdır. Zira İslam’ın koyduğu ilkelerden uzaklaşan kişi, ihtiras, doyumsuzluk, menfaatçilik, rekabet gibi olumsuz hasletlerin kıskacına düşüyor ve varlığını ayakta tutan dengeyi kendi elleriyle yıkıyor. Bu durum ruhsal sorunları tetikliyor. Peki bütün bunlara rağmen insan kendi kendinin psikoloğu olabilir diyebilir miyiz? Diyebiliriz. Fakat bunun için şu değerleri kendimize kalkan yapmak zorundayız: İman, teslimiyet, tevekkül ve dua….

 

milli gazete

Google+ WhatsApp