İnsan gene insan

İnsan gene insan


“İnsanlar çıldırmış olmalı”: Bu, Afrika’da çekilen yerlilerle ilgili bir filmin adı. “Tanrılar Çıldırmış Olmalı.” Batı kültürünün bir yansıması. Tanrı kavramının çoğulu onları tanımlıyor bir anlamda. Çoğulluk teslis ile başlar. Konumuz şimdilik bu değil. İnsanların çılgınlıklarının sonunun gelmeyişi ve giderek artması. Pandemide yaşananların bir benzeri desek yanlış olmaz.

İnsan hayatının bu kadar ucuz, sıradan ve basit olarak algılandığı bir başka zaman var mıdır? Çocuk istismarları, kadın cinayetleri, sosyal medya üzerindeki boşboğazlıklar, galiz küfürler, tahammülsüzlükler, insafsızca saldırılar. Bütün bunlar insanlığın dengesizliğinin bozulduğunu gösteriyor. Ne ki bu sadece sosyal medya üzerinde yaşanan savurganlıklarla ilgili değil. Cinsel saldırılar, insanların sınır tanımayışı, ölçüsüzlüğü. Dahası siyasal kutuplaşmaların giderek tırmanması. Irkçılığın bir ideolojiye dönüşmesi, kendinden olmayanlara hayat hakkının tanınmayışı. Belli kesimlerin üstünlük gütmesi. Adaletsizlik ve hakkaniyetsizlik.

İnsanların bir ayarı yok dense yeridir.

Bir denge ortaya koyarak genel duruma bakıldığında ortada bir hakkaniyetsizlik olduğu görülür. Bu ta yukarıdan aşağıya doğru iner.

Kültürümüzde kadının özel bir yeri var. Bölgeden bölgeye farklılıklar olsa da onların yanında bulundukları ortamlarda insanlar davranışlarına daha çok dikkat ederler. Kadın hoyrat davranışlarla algılanmaz. Değerlidir, narindir.

Kapitalist sistem ruh olarak insanı tüketir. Tüketim ruhuna sahip. Her şeyden çıkar devşirmeye bakar.  Varlığı bunun üzerine kurulu. Çocuk istismarlarının başlatıcısı kapitalizm. Masum olan çocuklara makyajlar yaptırılarak olgun insan havası verdirilmesi, çocukların da o havaya kapılması, cinsel açların ve saldırganların hedefine sokulması göz ardı edilebilir mi? Sadece saldırganları suçlamak ne kadar doğru? Kışkırtıcılık tüketime dayalı. Tüketimin sonsuz sınırsızlığı çok yönlü. İnsanı korumadan uzak.

Kaldı ki caniler de bu kültürün insanı. Helâl ve haram sınırları çoktan ortadan kalktı. Dayatmacı yasalar hiçbir zaman istenen sonucu vermiyor. Belli sınırlar içinde tutuyor. Cinayetler veya sapıklıklar nedensiz değil. Bu anlamda Dostoyevski’nin romanlarının okunmasında yarar var. Özellikle de Suç ve Ceza romanı. İnsanı öldürmek en büyük günah ve haram, o anlayışa sürüklemek de. Büyük günahlar ve haramlar yasalarla koruma altına alınmışken, insanların öldürülmesi, çocuk cinayet ve sapkınlıklarının artması nedensiz midir?

Google+ WhatsApp