İnsan ahlakıyla büyür

İnsan ahlakıyla büyür


Tramvayda iki kadının konuşmalarına tanık oldum. Kadınlardan birinin kuzeni Covid-19 şüphesiyle hastaneye gidip semptomlarından bahsetmiş, doktor acil test yapılması gerektiğini söylemiş ve test için numune almışlar. Fakat söz konusu kişi test sonuçları çıkıncaya kadar karantinada kalmak yerine düğünlere, özel toplantılara, merasimlere katılmış, semt pazarında gidip alış veriş yapmış. İki arkadaş vicdanlarının sesini dile getiriyor ve şöyle diyorlardı: “Ya masum insanlara bulaşırsa ne olacak.” Bu son derece yerinde ve haklı bir çıkıştı…

 

Otobüste iki kadının mütalaa ettiği bu olay benim vicdanımda da rahatsızlık uyandırdı ve virüs masum bir kişinin bedenine isabet etmişse bunun hesabını kim verecek diye sordum fakat bu soruya verilebilecek bir cevap yoktu o yüzden sustum, sessiz kaldım.

 

Uzmanlar ekranlara çıkıp, hemen her dakika virüsle ilgili bilgilendirme konuşmaları yaparken insanlarımızın neden bu konuda lakayt davrandıklarını düşündüm ve bir gerekçe aradım. Sonra Kohlberg’in şu meşhur ahlak teorisini hatırladım ve toplumumuzun büyük çoğunluğunun bu teoride belirtilen gelenek öncesi evrede yer aldıklarını düşündüm. İtiraz edebilirsiniz fakat eğer virüsün bulaşma etkisini bildiğiniz halde insanların mağduriyetini hesaba katmadan rahatça hareket edebiliyorsanız, kendi sağlığınızı koruyabilmek için gösterdiğiniz çabanın zerre kadarını dahi karşı taraf için göstermiyorsanız kusura bakmayın siz bencilliğin kıskacından kurtulup insanlaşamamışsınız…

 

Kohlberg meşhur ahlak teorisini oluştururken yaptığı araştırmasında çocukların oyunlarını gözlemlemiş, onlara sorular sormuş ve aldığı cevapları sınıflandırıp, fertlerin ahlaki gelişimlerini tamamlarken gelenek önceci düzey, geleneksel düzey, gelenek sonrası düzey olmak üzere üç aşamadan geçtiklerini ortaya koymuş. Ancak daha sonra bu kategorilere ikişer alt katman ilave ederek çalışmasını 6 evrede değerlendirmiştir.

 

3-9 yaş dönemini kapsayan gelenek öncesi düzeyde çocuk dışsal kurallara bağlıdır, neleri yapıp neleri yapamayacağını otoritenin tavrına göre belirler. Otoritenin koyduğu kaidelere uymadığında cezalandırılacağını düşünen çocuk kuralları sorgulamadan doğru kabul edip benimser. Bu süreçte çocuk ben odaklıdır, ötekinin ne hissettiği, ne düşündüğü ile ilgili değildir, sadece kendi ihtiyaçlarına odaklıdır. Ona göre otorite güçlüdür, bu gücün oluşturduğu kurallar dizesine sorgusuz sualsiz uyulmalıdır. Aksi takdirde işin sonunda ceza vardır. Ne yazık ki insanlarımızın büyük çoğunluğu bu sürecin ötesine geçememiş, ötekinin haklarına karşı hassasiyet geliştirememiştir. O nedenle eğer cezalandırılmayacaklarına kanaat getiriyorlarsa, tavırlarının karşı tarafa verebileceği zararı zerre kadar önemsemiyorlar.

 

Geleneksel evrede ise çocuk diğerlerinin taleplerini, haklarını bilişsel düzeyde anlamaya çalışır ve insanlarla iyi ilişkiler kurabilmek için bunun gerekli olduğunu kavrar. Bu süreçte onun için kişi ya da kişilerin beklentileri büyük önem arz eder. Çocuğun empati duygusu gelişmeye başlamıştır, düşünce düzeyinde kendini ötekinin yerine koyabilmekte ve olaylara onun bakış açısı ile bakabilmektedir. Daha evvel otoritenin doğru kabul ettiği kurallar iyi olarak görülürken şimdi buna başkalarına yardım etmek başkalarının onayını almak ve haklarını korumak gibi değerler de eklenmiştir ve iyi çocuk olarak görülmek onu mutlu etmektedir. Bu süreçte adalet kavramı gelişmeye başlamıştır ve çocuk ötekilerinin haklarına riayet etmenin hayata uyum anlamına geldiğini fark etmektedir.

 

4. evrede kanun ve kurallara göre davranan çocuk grubun refahı doğrultusunda hareket eder ve kişiler arası ilişkileri sosyal yapı içindeki yerine göre şekillendirmeye çalışır. Bu dönem birey otoriteye itaatten önce kuralları sürdürmeyi esas almaktadır. Artık akran gruplarının koyduğu kuralların yerini toplumun kuralları almıştır. Yasalar toplumun iyiliği için vardır ve uyulmalıdır. Geleneksel sonrası düzeyde ise birey olayları evrensel değerler ekseninde değerlendirir. İyi bir toplum oluşturabilmek için çabası vardır ve kişi toplumun kurallarını içsel düzeyde de kavramış ve kabullenmiştir.

 

5. evrede kişi bireysel hakları değerlendirir ve insanların farklı düşünce ve değerlere sahip olabileceğini kabul eder ve bunu çoğunluğun görüşüne ters düşse bile korumaya çalışır. Burada bireyin toplumun üzerinde bir bakış açısı vardır, kanunlar esnektir ve toplumsal düzeni korumak ve özgürlük haklarını güvence altına almak için vardır. 6 evrede ise kişi kuralları sırf sosyal düzenin kurallarıyla değil kendi vicdanının sesiyle de değerlendirir ve tanımlanır. Bu sürece ulaşan kişi artık ahlaken olgunlaşmıştır, bir sorumluluğu yerine getirmek ve insanlara zarar verecek bir davranıştan kaçınmak için kanuna ihtiyaç duymaz, vicdanının sesine kulak verir ve buna göre davranır.

 

Başta da bahsettiğim gibi Kohlberg’in gelenek öncesi düzey diye tanımladığı 3-9 yaş sürecinde çocuk ben odaklıdır, ötekinin ne hissettiğini değil kendi ihtiyaçlarını dikkate alır. Ne yazık ki bazı insanlarımız bedenen olgunlaşsalar da ruhen bu süreci geçememiş, kişisel olgunluğa ulaşamamış ve ahlaki gelişimlerini tamamlayamamışlar. Eğer işin sonunda ceza yoksa karşı tarafın görebileceği zararı hesaba katmıyorlar… Çünkü bencilliğin kabuğunu kırıp özgürleşmemiş, yaşlarının getirdiği olgunluğa ulaşamamışlar…

Google+ WhatsApp