İndirimin sindirimi

İndirimin sindirimi


“Domateslerin o eski tadı kalmadı” diye söylendi adam. “İnsanların kaldı mı?” diye sordu tabaktaki alıngan domates.

Nerede duracağımızı bilemiyoruz. Kimin neresinde? Kimin yanında, kimin yakınında, kimin uzağında? Kimin dışında? Kimin içinde? Aslında kimin neresinde duracağımızı değil, nerede duracağımızı bilemiyoruz? Bir yerimiz yok duygular, düşünceler içinde. Hayatlar, insanlar, günler, geceler içinde... Önce aramalı ve bir yer bulmalı insan kendine. Yerini bulmalı insan; her şeyden önce hayatın içinde ve hayatın içinde olan her şeyin ötesinde.

“Öyle sözcükler vardır ki, diğerlerinin arasına gizlenmiş, taşa benzerler. Onlara öyle özel bir aşinalığımız da yoktur, oysa bir anda sahip olduğumuz hayatı, hem de tümünü birden, allak bullak ederler, hem zayıf yönlerini hem de güçlü yönlerini... İşte o zaman paniğe kapılırsınız... Çığ düşmüştür tepenize... Duyguların üzerinde sallanırsınız, öylesine, idam sehpasında gibi... Bir kasırgadır bu, gelip geçmiştir, dayanamayacağınız kadar güçlü, o kadar şiddetlidir ki, sırf duygulardan yola çıkarak böyle bir şeyin olabileceğine asla inanmazdınız” diye yazmış Louis Ferdinand Celine, ‘Gecenin Sonuna Yolculuk’ta.

‘Bir şeye dokunurum ve o şey canımı yakar’ korkusuyla bütün bir ömrü hiçbir şeye dokunmadan geçirmeyi mi seçeceğiz? Her şeye birden dokunmaya çalışırsak, belki dokunma hissinden kurtulur, yaralanma risklerini en aza indiririz mi diyeceğiz? İnsanı, dokunuşları kendinde tutar, dokunmazsak, incinme korkusuyla dokunmaktan kaçınırsak kaybolur gideriz.

“Yolunu kaybediyor küçük bir dere/ Ve bir daha anlamadan olup biteni/ Kuruyup gidiyor çölde/ Kan ter içinde koşuyor atlet/ Ama göğüsleyebileceği ip de koşuyor/ On adım ileride” diyor Cahit Koytak, İlk Atlas’ kitabındaki ‘Ruhta Olanlar’ şiirinde.

Çıkmaz bir sokağa girmişsen er ya da geç yürüdüğün o yolu geri döneceksin, hayat böyle!

Bir şiirin iki dörtlüğü arasında şair susup köşesinde öylece oturuyor mu sanıyorsun?

“Hayvanların iç güdüleriyle hareket ettiğini bilmiyor musun?” diye sordu tartışanlardan biri. “Bunu insanlar mı söylüyor?” diye sordu diğeri, alaycı bir şekilde gülerek.

“Adamın biri bir gün” diye başlayan o çok komik hikayelerden birinin bir gün bizim hikayemiz olmayacağını nereden biliyoruz?

İndirimli satışlarda duymaktan sıkıldığımız o cümlenin ne kadar haklı olduğunu insanlıktan indirim yaptığımızda anladık. Gerçekten “kurtarmıyor abi!”

Hayat, ekranlardan kafasını kaldırıp yaşamaya fırsat bulamayan yetişkinleri paçasından çekiştiren küçük bir çocuk gibi mahzun son zamanlarda.

Bu köşe yaz köşesi! Burası kış köşesi! Ortada trend topic gişesi!

“Herkes bir gün on beş dakikalığına meşhur olacak” demişti Andy Warhol. Keşke ihmal etmeyip, geri kalan bütün zamanlar boyunca hepimizin yine sıradan insanlar olacağımızı da ekleseydi buna!

Herkes sürekli birbiri üstünde kendi çapında ‘algı oluşturma’ya çalıştığına göre, dünyada büyük bir algılama boşluğu yaşandığını artık hepimiz kabul etmeliyiz.

“Ne bekliyorduk” diye sordu beyaz saçlı adam, “biz ondan kaçıp dururken ‘anlam’ın peşimizden geleceğini mi?”

Google+ WhatsApp