İnanmıyorsan göğe bak! Bilginin, zihnin, hızın sınırları zorlanıyor…

İnanmıyorsan göğe bak! Bilginin, zihnin, hızın sınırları zorlanıyor…


Açık söyleyelim:

Bugün dünyada; en iddialı, en kararlı, hedeflerini en iyi seçen, buna göre güç ve bilgi yatırımı yapan, olağanüstü bir akıl sıçraması ile küresel güç alanında yeni bir oyuncu olarak yükselen yıldız ülke Türkiye’dir.

Bu ışığı söndürmek için içeride ve dışarıda olağanüstü bir saldırı fırtınası yürütülüyor. İnanılmaz ittifaklar, şaşırtıcı cepheler kuruluyor. Haritalar yayınlanıyor, öngörüler havada uçuşuyor, “Türkiye’yi nasıl durdururuz” diye senaryo üstüne senaryo tartışılıyor.

Bu nasıl bir kavga, nasıl bir korku, ne büyük hesaplaşma!

“Dost” bildiklerimiz, “biz” bildiklerimiz, Türkiye’nin büyük iddialarını en çok savunması gerektiğini düşündüklerimiz işte, o Türkiye karşıtı cepheye geçiyor, bugüne kadar inandıkları, savundukları her şeyi terk ediyor, Türkiye’ye kurşun yağdırıyor.

Bu nasıl bir kavga, nasıl bir korku, ne büyük bir hesaplaşma? Nasıl bir “küresel cephe” kuruldu ki, Türkiye bir çıkış yaptığında, her alanda büyük yükseliş adımları attığında derhal saldırılar başlatılıyor.

Saldırı ABD’den geliyor, Avrupa’dan geliyor, bölge ülkelerinden geliyor, onların içerideki uzantılarından geliyor, kurdukları iç cepheden geliyor. Terör örgütlerinden geliyor, muhalif siyasi partilerden geliyor, kötülükle yatıp kötülükle kalkanlardan geliyor.

Bir büyük ayrışma: Türkiyeli değilsiniz!

Bu, hepimizin mücadelesi. Bu, yüzyılların siyasi tarihinin, coğrafyanın kendine dönmesi, kendini bulması, bugün tanık olduğumuz kötülüklerin, acıların son bulması için başlatılan büyük bir mücadele.

Burada da yoksanız, burada da Türkiye’nin karşısındaysanız, ülkemiz adına sevinemiyorsanız, biz, çok büyük bir ayrışma yaşıyoruz demektir. Ve bu ayrışma artık bir zorunluluktur.

Çünkü; Türkiye’nin yanında değil, başkalarının yanında yürüyorsanız, bunu seçmişseniz, Türkiye’den ayrışmışsınız demektir. “Türkiye” görünüp Türkiye’yi arkadan vurma ahlâksızlığına bir son verilmeli artık.

Erdoğan: İki yıl sonra Ay’a iniş.. Bunun hayalini bile kuramazdık.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye’nin on yıllık uzay programını on madde halinde açıkladı. Uzay alanında önde olan ülkelerin tamamının bunu çok dikkatle izlediğini biliyoruz. Ülkemizde büyük bir sevinç dalgasına yol açtığını gördük. Ama içerideki kötücülerin, milletin sevincini kursağında bırakma telâşını da gördük.

Neydi bu on madde:

1. Cumhuriyetimizin 100’üncü yılında Ay’a ilk teması gerçekleştirmek. Yani iki yıl sonra Ay’a ulaşılmış olacak. Eminim bir adım sonrası Mars’a ulaşmak olacak.

2. Yeni nesil uydu geliştirme alanında dünya ile rekabet edebilecek ticari marka ortaya çıkarmak. Devlet ve şirketler bu alana yönlendirilecek, teknoloji, marka ve yatırım alanında küresel ölçekte atılımlar yapılacak.

Zamanın ve mekânın yerlileşmesi, düşünce, iddianın küreselleşmesi..

3. Türkiye’ye ait bölgesel konumlama ve zamanlama (navigasyon) sistemi geliştirmek. Zamanı ve mekânı Türkiyeleştirmek, yerlileştirmek, Türkiye damgası vurmak demektir bu.

Zaman ve mekân yerlileşmesi, düşünce ve iddianın küreselleşmesi demektir.

4. Uzaya erişimi sağlamak ve bir uzay limanı işletmesi kurmak. (Dost ve kardeş bir ülkede.)

5. Uzay havası ya da meteorolojisi tabir edilen alana yatırım yaparak, uzaydaki yetkinliğimizi artırmak.

6. Türkiye’yi astronomik gözlemler ve uzay nesnelerinin yerden takibi konularında daha ileri bir seviyeye ulaştırmak.

7. Ülkemizde uzay sanayii eko sistemini daha da geliştirmek.

8. Bir uzay teknolojisi geliştirme bölgesi kurmak.

9. Uzay alanında etkin ve yetkin insan kaynağımızı geliştirmek.

10. Bir Türk vatandaşını uzaya göndermek.

Geleceği kuracak ülkeler rekabeti: Türkiye sürprizi…

Bütün bu başlıklar Türkiye’nin ilk kez çağın ötesine, geleceğe kapıları aralamasının temellerini atacak şekilde planlanmış. Yeni bir dönem başlıyor, yeni bir çağ açılıyor, Türkiye dünyanın öncü birkaç ülkesinden biri oluyor demektir.

Bütün bunların, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mustafa Varank zamanında olması, kişisel tarihi açısından olağanüstü bir kıymettir. Bu alanda çalışan herkes bu milletin alkışını hak ediyor.

Bu hayal değil. Âfâkî değil. Geleceği okuyan ülkeler ciddi hazırlıklar yapıyor. Geleceğin dünyasını kuracak ülkeler arasında yer almak için olağanüstü bir yarış var. Bazı ülkeler yorgun, bazıları çok dinamik, enerjik. Türkiye enerjik ülkelerin ilklerinden. İddiaları da, hedefleri de, hazırlıkları da bu yönde.

Her alanda büyük oynuyoruz.

Uzay programı tek başına bir atılım değil. Bir medeniyet sıçramasının, güç sıçramasının ana sütunlarından biri. Ekonomik alanda, enerji alanında, savunma alanında, sistemik dönüşüm alanında, bilgi devrimi alanında, jeopolitik hedefler alanında, geçmişin zengin siyasi mirasını bugüne taşıma alanında ve en önemlisi de bilinç, idrak ve inanç alanında çok büyük oynayan bir ülkeyiz.

Kişisel olarak hep hayalini kurduğumuz, uzak bir ihtimal olarak gördüğümüz bu yükselişe tanık olan bir kuşağın mensubu olmaktan büyük sevinç duyuyorum.

Bu “devrim” tamamlanacak.

İşte bunlar, zihinsel körlüklere, kötülüklere, hasede, kişisel hırslara, intikam duygularına kurban edilemez, edilemeyecek. Saldırı nereden gelirse gelsin, fırtına ne yönde eserse essin, ne tür kötülük ittifakları kurulursa kurulsun Türkiye bu büyük devrimi tamamlayacaktır.

Artık ölçek değişti. Türkiye algısı değişti. Güç alanı değişti. Her yeni gün, her yeni adım bu gücü ve etkinliği katlayarak artıracaktır. Türkiye’nin akıl dolu, kararlı ve iddialı adımları ve dünyadaki; yüzyıllardır görmediğimiz ölçekteki güç değişimi bize bu alanı sonuna kadar açmaktadır.

Bilginin sınırları, zihnin sınırları, hızın sınırları.. Bu sefer geç kalmayacağız

İnsan ırkı; bilginin sınırlarını, zihnin sınırlarını, hızın sınırlarını zorluyor. İnsanlık tarihi hiç böyle bir eşiğe ulaşmadı. Düşüncelerimiz yeryüzü ile, hayallerimiz dünya ile, bilgimiz geçmişle sınırlı değil. Çok ötelere doğru koşuyoruz.

İşte Türkiye; bu yarışta en önde olmaya çalışıyor. En önde de olacağız.

Buna Yeni Yükseliş Dönemi diyoruz.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın cümlesiyle bitireyim: “Coğrafi keşiflerle başlayan güç değişiminin farkına varmakta geç kaldık. Bugün dünya yeni bir döneme giriyor.”

Bu yüzden küresel güç rolümüzü başkalarına kaptırdık. Osmanlı bu yüzden çöktü. Yani bu sefer geç kalmayacağız. Bu sefer onlar çökerken biz yükseleceğiz.

Google+ WhatsApp