‘İnancımızın Bayramları’nı, yeniden aslî mihverlerine oturtmalıyız

‘İnancımızın Bayramları’nı, yeniden aslî mihverlerine oturtmalıyız


‘İnancımızın Bayramları’nı, yeniden aslî mihverlerine oturtmalıyız

 

 

Bayram ve düğünler değil, hattâ cenazeler bile birbirini uzuuun zamandır göremeyen dostların, âşinâların bir araya gelmesine, zayıf veya koptu sanılan bağlara yeni ilmekler atılmasına vesile oluyor. ‘Modern’ denilen/ sanılan hayat, her birimizi otomatlaştırdı, robotlaştırdı. Teknolojik buluşlar ve gelişmeler insanın rahat yaşamasına belki yeni imkânlar sundu; ama, insan ilişkilerini bir o kadar da sığlaştırdı. Her şeye sadece kendi maslahat veya beğenileri açısından bakan bir ‘Ben Nesli’ dalgası giderek büyüyor, belki bir tsunami’ye dönüşecek. 

Eskiden bayram günlerinde akraba’y-ı taallûkatı, eş-dostları ziyaret esas iken, bu ‘yeni insan’ tipi bayram ziyaretleri yerine, tatil yörelerine koşuyorlar. Bu, sadece maddî imkân ve huzurların dünyasında yaşayan ve bunalmışlığına çare arayan, amma, digergâmlığı/ başkasını düşünmeyi unutmuş,hodgâm bencil bir yeni insan tipinden haber veriyor. 

***

Habertürk yazarı Murat Bardakçı, ‘1931 yılının Ramazan Bayramı’ndan birkaç gün önce yazılıp’, M. K. Paşa’nın ‘Kalem-i Mahsus (Özel Kalem) Müdürü’ Hasan Rızâ Soyak’ın  özel şifreli (ve hâlen de Cumhurbaşkanlığı Arşivi’nde 04016646-51 numarada muhafaza edilen)bir telgrafını herhangi bir yorum yapmaksızın yayınladı, 11 Ağustos günkü yazısında.  O telgrafta, ‘Reisicumhur hazretleri dinî bayramlara fazla bir mevki vermemek için, vâkî olan tebrikata cevap vermemeyi tercih buyurmuşlardır. Kemâl-i t’âzimle arzederim..’ yazılıydı. 

Bugün sosyal hayatın bağlarını koparan menfi gelişmeler, sanki, tam da o anlayışın hedefiymiş diye izah edilebilir.  

***

20 sene önce bugünlerde 1999’da meydana gelen Marmara Depreminin içinde yaşamış bir tanıdık anlatmıştı: ‘Köyden tereyağı, peynir, yoğurt, yumurta, bulgur, tarhana vs. ile şehre gelen dayılarımız, halalarımızı çocuklarımız soğuk karşılar, ‘Akrabamız diye n’apalım yani? Gitsinler otele.’ derlerdi. Ne zaman ki, o büyük felâkette evlerimiz yıkıldı, hayatta kalanları köylerdeki o yakınlarımızın evine götürüp şehre döndük, yıkıntılar arasından bir şey kurtarabiliriz, diye.. O felaket oldu da, akrabalık bağlarımız yeniden güçlendi ve akrabalığın ne demek olduğunu o zaman daha bir anladık..’ demişti. 

***

Denilebilir ki, hele de 17 yılı AK Parti’nin, ülkedeki maddî geri kalmışlığı gidermeye, maddî refah seviyesini yükseltmeye öncelik tanıyan döneminde yetişen 25 yaş altındaki yeni nesiller, büyük felaketler ve ekonomik buhranlar görmediklerinden, insanî bağların değerini anlayamıyorlar. 

Hele de internet ve cep telefonu çağı, bu ilişkileri daha bir sığlaştırdı. Eskiden tebrik kartları göndermek epeyce yaygındı. Şimdi ise, her muhataba uygun gelecek şekilde belirlenmiş kalıp cümleleri bir tıklamayla, bütün telefon numaralarına göndermekle yetiniyorlar. Ve bir çok tlf.’dan, aynı cümlelerden onlarcası kutlama mesajı şeklinde geliyor. 

Bir araya gelenler oluyorsa, onlar da saatlerce aynı yerde oturdukları halde, bir-kaç cümlelik hal-hatır sormadan sonra, her birisi kendi akıllarını cep telefonlarına rehine bırakıyorlar ve gelen mesajları okumak ve cevaplamakla meşgul oluyorlar. Sonra da güya, görüşmüş oluyorlar. 

Bu sosyal değişim sadece büyük şehirlerde değil, Anadolu’da da böyle artık. Makineleşme ve robotlaşma hâlet-i rûhiyesi giderek hepimizi kuşatıyor. 

***

Yeni nesillerin sadece Bayram namazlarına bile, kimsenin hatırlatması veya teşviki olmaksızın katılmaları, onları pamuk ipliğiyle de olsa, kendi aslî değerlerine götüren bir ipucu mahiyetinde olup, kendini sorgulayan, ‘Ben neyim, kimim, nereye, hangi değerlere aidim?’ diyen genç nesillere yine de bir cevabî mesaj veriyor. 

Bu arayış içinde olanları def’etmek yerine, hikmet ve güzel nasihatlerle kazanmak, kendi aslî değerlerinin gelecek nesillere de ulaşmasını arzulayan herkesin üzerine düşen bir vazifedir. Sadece karamsarlık ve yakınmakla varılacak olumlu bir yer yoktur. 

 

star

Google+ WhatsApp