İman ve!

İman ve!


“İman etmek” bir insanı “mü’min” yapar. Kime iman etti iseniz onun “mü’min”i olursunuz. 

 

Arzularınız onda tatmine erer. 

 

Peki siz neyi arzuluyorsunuz? 

 

Kimin rızasıdır sizin arzunuz! 

 

Güç mü, para mı, iktidar mı!

 

Din gününde “İlahınız ve Rabbiniz kim” sorusu sorulacak. Kur’an’da bu soru açıkça soruluyor. “Din büyüklerinizi ilah ve Rab edinmeyin” diye. Din büyüklerinizi edinmeyin de devlet büyüklerinizi ilah ve Rab edinin de denmiyor. Neyi onun ya da onların dediği gibi, dediği için, dediği şekilde, hiç düşünmeden yapıyor ve başkalarını da buna zorluyorsanız; bu sizin hem başkalarını İlah ve Rab edindiğiniz hem de başkalarını size ya da sizin taptıklarınızı, mabud edinip, kulluk ettiğiniz, kendilerine ibadet ettiğiniz anlamına gelir.

 

Her şey, onun için, onun adına, ona göre, ona inananlar tarafından yapılacaksa, o şey sizin İlah ve Rabbiniz olur.

 

Hani birileri bir şey söylediğinde, o şey üzerinde düşünmeden ve birilerinin dediği şeyi onun dediği gibi yapıyorsanız, o şey sizin İlahınız ve Rabbiniz olur. Ve o “İlah”ı reddetmeden de iman etmiş olamazsınız. “La İlahe” demeden Tevhide ulaşamazsınız ve sonra da “İllallah” diyeceksiniz. Evet Allah’tan başka İlah yoktur. Unutmayalım ki, “iman etmeden cennete giremeyiz ve birbirimizi sevmeden gerçekten iman etmiş sayılmayacağız!”

 

Geçen gün Ukrayna örneğinden yola çıkarak, Katolikleri, Protestanları, Ortodoksları, Evengelikleri, Angilikanları, Kalvinistleri, Lutheryenleri, Cizvitleri filan yazmıştım.

 

Onları yazarken kendi halimiz geldi aklıma, Kadirov’un askerlerinin Ukrayna’da, toplu namaz kılıp, Rus ordusunun yanında savaşa katıldığını görünce içim “cız” etti. Nereden nereye.

 

Şu halimize bakın. “Ehli sünnet vel cemaat” olmadan Müslüman mı olunur da, biz onu bir mezhep topluluğuna ad yaptık. 

 

Ya da, Kur’an’ın bütününün uygulandığı, dört halife dönemine, Selefi dönem demiyor muyuz da Selefiliği ayrı bir mezhep gibi görüyoruz. Ya da biz hepimiz Hz. Ali’den ve Ehlibeyt’ten yana değil miyiz ki, birileri Şiicilik yapıyor. Selefi geleneği ya da Hz. Ali ve Ehlibeyt’ten yana olmayı reddeden bir Müslüman olabilir mi? Peki bu  kendine Selefi diyen Vehhabiler, ya da Şiicilik yapan Safevi geleneğinin takipçileri.. İnandığımız gibi yaşamayınca yaşadığımız gibi inanmaya başladık sanırım.

 

Tek sorun Kadirov değil, her ülkede benzer sorunlar var. Allah’ın dini yeri-göğü, ölümü ve hayatı açıklar, bizim yaşadığımız din gelin kaynana, aile iç sorunları bile çözmüyor. Hep söylüyorum, yeniden iman edeceğiz. Dinimizi Allah’a has kılacağız. Kardeş olacağız. Allah’ın dinini ırklara, coğrafyalara has kılmayacağız. 

 

Doğduğumuz zaman, toprak, ana-baba, derimizin rengi ve cinsiyetimiz üzerinden birbirimizi aşağılayan ya da yücelten hesaplar yapmayacağız, din ve devlet büyüklerimizi İlah ve Rab edinmeyeceğiz.

 

Alın size Ukrayna krizinin geldiği yer. İster misiniz dünya savaşı çıksın. Çin denizinde, Ortadoğu’da çıkacak derken Ukrayna’da patladı. Ve bu konuda da ne yapacağımızı şaşırıp kaldık. 

 

Psikolojik Harp taktikleri ile uydurulan haberler üzerinden herkes birbirine yüklenmeye başladı. Ukrayna’nın tarihi, jeopolitik, jeostratejik ve jeoteolojik özellikleri hemen hemen hiç sorgulanmadı. Orasının Rusya açısından ya da ABD, AB açısından önemi ne? Rusya Ukrayna’yı kaybederse sadece bir miktar toprak mı kaybedecek, yoksa Karadeniz’de köşeye mi sıkışacak. NATO Ukrayna’dan sonra Gürcistan’ı, Ermenistan’ı da isterse ne olacak? Bakın eğer Rusya Ukrayna’yı kaybederse Gürcistan, Ermenistan ve Azerbaycan’ı ilhak etmeye kalkabilir.

 

Ukrayna’da gizli bir İsrail var.. 

 

Ukrayna’da gizli bir FETÖ de var.

 

Bu saatten sonra artık bölgede sadece Ukrayna sorunu yok. Bu sorun AB ve NATO’nun geleceğini belirleyecek. Ukrayna yeni bir Irak, Yemen, Suriye’dir.

 

Kriz patladıktan sonra o kadar bilgi kirliliği içinde ben bir şey söylemek istemedim. Durum henüz netlik kazanmaya başladı. 

 

Böyle bir ortamda kimsenin kimseyi dinlemediği, genel anlamda herkesin yüksek sesle konuştuğu, ciddi birkaç yorumcunun açıklamalarının bu gürültü içinde kaynayıp gittiği bir ortamda bir ses daha, mevcut tabloyu daha da kötüleştirmekten başka işe yaramayacaktı sanki. Ama bugün, konuşanlara bakınca kim kimdir yavaş yavaş belli olmaya başladı. 

 

Bundan sonra da kehanet, komplo, yalan haberler devam edecek, ama birileri söyleyeceklerini söylediler. Bundan sonra belki ortaya çıkan duruma ilişkin daha net şeyler söylemek mümkün olacak.

 

Bu oyunda kimse dürüst davranmıyor. Görünen o ki, kimse geri adım atmaya yanaşmayacak. Birileri geri adım atsa da sorun çözülmeyecek. 

 

Bu sadece Batı ve Rusya arasında bir savaş değil, batının da kendi içinde ciddi sorunları var, Rusya’nın da. Savaş hem bölgede hem de başka cephelerde genişleyebilir. Çatışmanın bütün tarafları, kendi içlerinde toplumsal, ekonomik ve siyasi krizler yaşayabilir. Türkiye de bu süreçten her anlamda en çok etkilenecek ülkelerin başında geliyor. 

 

Bugünkü dengeler değiştiğinde ittifaklar da değişebilir. 

 

Görünen o ki, bu süreçte ülkelerin, sınırları, rejimleri ve iktidar yapıları da değişecek. Bu süreç kısa sürmeyecek. Bu sürecin herkese ağır bir bedeli olacak. Eğer savaş yayılır, uzun sürer, nükleer silah kullanmaya kadar varırsa, dehşet dengesi sebebi ile dünya çok ağır bedeller ödeyebilir.

 

Çin, Hindistan bölgesindeki nüfus yoğunluğu sebebi ile trajik, dehşet verici durumlar yaşanabilir.

 

Bu savaş uzaya da sıçrayabilir. Sanal ortamda siber savaşa dönüşebilir. Işın silahları kullanılabilir. RF silahları, kimyasal ve biyolojik silahlar, robotlar, otonom sistemler, insansız kara, hava ve deniz sistemleri kullanılabilir. Bunların hepsi dehşeti daha da büyütecektir.

 

Tabii savaşın galiplerini kestirmek çok mümkün değil. Nasıl bir dünyanın bizi beklediğini de bilmiyoruz. Bu süreç ciddi anlamda bir psikososyal travmaya, teolojik bir travmaya sebeb olabilir. 

 

Onun için çok sabırlı olmamız gerek. Yardımlaşmamız gerek. Politik ve ideolojik tartışmalara bir son vermek gerek.

 

Devletleri, örgütlerin, Media’nın, sivil toplumun, cemaat yapılarının çok da masum yapılar olmadıklarını pandemi sürecinde gördük. Sermayenin ve akademinin nasıl güvenilmez olduğunu da. 

 

Dilerim bu derin uykudan artık uyanır birileri. 

 

Yoksa halimiz yaman. 

 

Eğer akıllı, dürüst ve cesur olmaz isek korkarım gelecek günler geçen günleri aratır, Allah korusun. 

 

Selâm ve dua ile.

Google+ WhatsApp