İman ettikten sonra, günahın kuşatmasından ve imana şirk bulaştırmaktan korunmak

İman ettikten sonra, günahın kuşatmasından ve imana şirk bulaştırmaktan korunmak

Kur’an’da, iman ettikten sonra günah işleyip de günahında ısrar ederek günahın kendisini kuşattığı bir konuma sürüklenen kimselerin, şirke girdikleri ve ebedi cehennemlik oldukları bildirilmiştir. Bakara Suresi 81. âyette şöyle buyrulmaktadır:

İman ettikten sonra, günahın kuşatmasından ve imana şirk bulaştırmaktan korunmak

 

 

Bismillahirrahmanirrahim

İman ettikten sonra, imanın gereği olan amelleri tamamen ya da kısmen ama sürekli yapmayanlar, süreklilik arz edecek biçimde bazı günahları ısrarla işleyenler, zamanla imanlarını kaybedip şirke bulaşırlar.

İmandan Sonra Günahı Kendisini Kuşatacak Duruma Gelenler Şirke Girip Ebedi Cehennemliklerden Olurlar

Kur’an’da, iman ettikten sonra günah işleyip de günahında ısrar ederek günahın kendisini kuşattığı bir konuma sürüklenen kimselerin, şirke girdikleri ve ebedi cehennemlik oldukları bildirilmiştir. Bakara Suresi 81. âyette şöyle buyrulmaktadır: “Gerçek şu ki, günah (kötülük) işleyip günahı kendisini kuşatmış (ve böylece şirke düşmüş) olan kimseler, işte onlar cehennemliktirler. Onlar orada ebedi kalacaklardır”.  Her kim bir kötülük, günah işler ve yaptığı kötülük, günah kendisini her tarafından kuşatırsa; kalbini, dilini ve diğer azalarını tamamen kaplarsa, o kötülüğü alışkanlık haline getirir ve normal karşılamaya başlarsa; işte bunlar ateş ashabıdırlar, onlar o ateşte süresiz kalıcıdırlar. İnsanı kuşatan bir tek kötülük böyle sonuç verirse birçok kötülüğe bulaşmış olanların halleri artık kıyas edilsin. İblis bir konuda isyan etmiş ve onu savunmuştu da kafirlerden olup Şeytanlaşmıştı. Şimdi “müslümanım” diyenler bile çok sayıda günah işleyip üstelik bunlarda ısrar edip kanıksamakta, buna rağmen de “müslüman” olduklarını söylemeye devam etmektedirler.

Tabii ki, işlediği günah kendisini kuşatmamış olanlar, yani süreklilik ve kanıksanma olmadan günah işleyen ve tevbe edip Rablerine dönenler cehennem ateşinde ebedî kalacaklardan olmazlar. Zaten ya günahı kendisini kuşattığı için imanını yitirmek sebebiyle cehennemde ebedi kalınacak ya da tevbe edip Allah’a teslim olunduğunda günahlar affedilip azaptan tamamen uzak kalınacaktır. Bu sebeple, kalbinde imanını koruyarak günahı günah bilenler ve onu kanıksayıp normal görür hale gelmeyenler ve sonuçta günahı kendisini kuşatmayanlar hakkında ebedî azap yoktur. (Elmalılı Hamdi Yazır Tefsiri). Bakara Suresi 82. âyette ise, “İman edip salih ameller işleyenler, işte öyleleri de cennet ehlidirler ve orada ebedî kalıcıdırlar.” hükmüne yer verilmiştir.

Ancak Zümer Suresi 53. âyette ifade edilen Allah’ın rahmet ve mağfiretini hak edebilmek için, 54 ve 55.  âyetlerde zikredilen şeyleri yapmak; yani ölmeden ve azap gelmeden önce tevbe istiğfarda bulunup Allah’a dönmek, Allah’a teslim/müslim olarak Kur’an’a uygun takvalı bir hayatı yaşamak üzere fiilî gayret ve çaba içinde olmak gerekir: “De ki: ‘Ey kendilerinin aleyhine aşırı giden kullarım! Allah’ın rahmetinden ümidinizi kesmeyin. Şüphesiz Allah, bütün günahları affeder. Çünkü O, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.” (Zümer, 39/53). “Azap size gelmeden önce Rabbinize dönün ve O’na teslim olun. Sonra size yardım edilmez.” (Zümer, 39/54). Yani 53. âyetteki “Allah’ın rahmetinden ümidinizi kesmeyin. Şüphesiz Allah, bütün günahları affeder.” hükmünün tecellisi gereğince ilâhî affa mazhar olabilmek için mutlaka azap gelmeden önce Allah’a dönmek ve O’na tam anlamıyla teslim olmak şarttır. Aksi takdirde Allah’ın yardımını hak etmek mümkün değildir. Zümer Suresi 55. âyette ise şöyle deniyor: “Siz farkında olmadan, ansızın başınıza azap gelmezden önce, Rabbinizden size indirilenin en güzeline (en güzel hükümlere-Kur’an’a) tâbi olun.” Yani, Allah’ın Kitabı’nda emrettiklerini en güzel şekilde yerine getirin, men ettiklerinden uzak durun. “Kur’an’ı hakkıyla okuyup, Allah’ın emir ve yasaklarına uyun, takvayı hakkıyla kuşanın” ki, tevbe ettiğinizde duanıza icabet edilsin ve günah sizi kuşatmasın.

Bu sorumluluğunu yerine getirmeden, söz konusu âyetler ve benzeri başka ayetlerin açıklaması mahiyetindeki Rasûlullah’ın (s) “Allah’ın rahmetinin, gazabına üstün olduğu” hadisine istinat ederek, seyyiat (günahlar-kötülükler) ile kuşatılmış ve imanına şirk bulaştırmış olanların dahi ateşte ebedî kalmayacaklarını vehmetmek; yahudilerin “bize ateş sayılı günlerden başka dokunmayacak” (Bakara, 2/80) kuruntusuna benzer bir sapmayı yaşamaktır ki, bu ilâhî adaleti inkâr etmek demektir. Yahudiler, kendilerinin hiçbir azaba uğramayacaklarına ve azaba uğrasalar bile bunun sadece birkaç gün süreceğine ve hatta sonra Cennet’e gönderileceklerine inanarak kendi kendilerini aldatıyorlardı. “Biz ateşe çok az bir zaman gireceğiz. Sonra çıkıp Cennete gideceğiz diyorlar”dı. Rabbimiz bu inanç sahiplerine “Allah’dan söz mü aldınız? Böyle ise Allah sözünden dönmez. Yoksa Allah’a karşı bilmediklerinizi mi söylüyorsunuz.” diyerek, “sizler böyle yalan iddialarla Allah’a iftira atıp söylemediklerini mi O’na isnad ediyorsunuz?” sorusunu yöneltmektedir. Maalesef bugün, günahı kendisini kuşattığı hâlde “müslüman” olduklarını iddia eden ve bazı ibadetleri şeklen ifa eden büyük çoğunluk da, aynı aldatıcı inanca sahip bulunmaktadır.

Hâlbuki, kötülük ve günahta ısrar edenlerin durumu, onları imanına şirk bulaştırmaya sürüklemektedir. Rabbimiz bunlar için, Mutaffifin suresi 14. âyette; Hayır; onların kazandıkları (işledikleri kötülükler/günahlar), kalpleri üzerinde pas tutmuştur (kalplerini karartmıştır).” buyurmuştur. İsyankârlıkta direnip günahta ısrar eden kişinin kalbi paslanır, kararır ve körelir. Üzerini kalın bir perde örter. Vahyin aydınlığının oraya girmesine engel olur. Onu bu aydınlıktan mahrum eder. Yavaş yavaş duyarlılığını kaybettirir. Zayıflamasına ve mânen ölümüne yol açar. Rasûlullah (s) kalbin paslanmasını şöyle izah etmektedir: “Bir kul günah işlediğinde, kalbinde siyah bir leke meydana gelir. Eğer o kul tevbe ederse, bu siyah leke kaybolur. Şayet tevbe etmez ve günah işlemeye devam ederse, bu leke onun tüm kalbini sarar.” (Müsned-i Ahmet, Tirmizi, İbn Mâce, Neseî, İbn Cerir, Hâkim, İbn Ebi Hatim, İbn Hibban.) Böyle olunca da, günahın kişiyi kuşatarak tevhidî imanı yok etmesi ya da imana şirk bulaştırıp hüsrana ve kötü bir akıbete sürüklemesi kaçınılmaz olur.

Bu ayetlerden anlaşıldığı üzere, Kitabın bir kısmını hayata geçirmeyenler, ona uygun yaşamayanlar bakımından, önce tek bir konuda ve bir defaya mahsus diye başlayarak işlediği kötülük başlangıçta günah kategorisine girse de, bu tek olayda Kitaba uymamak bile süreklilik arz edip kalıcı hâle geldiğinde, kanıksandığında hevanın ilahlığı başlamış demektir. Böyle tek konuda vahye aykırılıktaki tekrarlar ısrarla yaşandığında ve zamanla başka konularda da Kitabın hükümlerine uymamalar gerçekleşip günahlar kişiyi kuşatır hâle geldiğinde artık imanı da yok eden ve şirke yol açan bir sapma gerçekleşmiş demektir.

Günahı kendisini kuşattığı için imanına şirk bulaştıran kimselerin akıbetinin, içinde ebedi kalacakları cehennem olduğu vurgulanırken, iman edip sâlih ameller işleyen, yâni günahın kuşatmasından korunup Kur’an’a uygun bir hayat yaşayan takvalı kimselerin ise, cennet ehli, cennet ashabı oldukları ve o cennette ebedî kalacakları bildirilmiştir.

Mehmet Pamak'ın makalesinin devamını okumak için tıklayın...

 

mehmet pamak

islam ve hayat

Google+ WhatsApp