İman etmeniz neyi gerektirir?

İman etmeniz neyi gerektirir?


Tanımadığınız bir kişiyle karşılaştığınızda onun görüntüsüne bakarak bazı çıkarımlarda bulunabilirsiniz ancak kişilik ve mizaç özelliğini kestiremezsiniz. Mesela Afrika kökenli siyahî bir kadına rastlamış olsanız onun ait olduğu toplum ve kültürel yapısı hakkında tahminlerde bulunabilirsiniz. Ancak fert olarak hangi özelliklere sahip olduğunu, kişiliğinin nasıllığını, neleri sevip neleri sevmediğini, insanlarla ilişkilerini neyin üzerine bina ettiğini bilemezsiniz.

Çünkü onun hakkında hiçbir bilgiye sahip değilsiniz. Ancak aynı kadının anneliği hakkında sorulduğunda bunu en ufak detaylarına kadar açıklayabilir ve o annenin çocuğu ile ilgili duygularını kırk yıldır tanıyormuşçasına anlatmaya başlarsınız. Anne olan bir kadının hangi coğrafyada yaşarsa yaşasın müşterek bir değere sahip olduğunu bilir tereddüt etmeden sevgiye vurgu yaparsınız. Zira etnik yapısı, dili, kültürel dokusu ne olursa olsun anneye hayattaki en değerli varlığının ne olduğu sorulduğunda alacağınız cevap hep aynı olur: “Çocuğum ya da çocuklarım.” Fakat ilginçtir geçtiğimiz ay AKP teşkilatından bir hanımefendi, Cumhurbaşkanı ile yapılan toplantıda, “Allah çocuklarımın ömrünü alsın size versin” ifadelerini sarf ederek bildiğimiz inandığımız bu kalıpları yerle bir etti. Hele bir de bu ifadeler kendilerini muhafazakâr dindar olarak gören kişilerin dilinden dökülünce olay daha da vahim hale geldi. Lidere bağlılığın hangi ilkeler üzerine kurulması gerektiği yeniden tartışmaya açıldı ve itidal ve bilince vurgu yapıldı.

İslam, insandan aklını kullanmasını ve ak ile karayı seçebilmesini ister. İslam Allah’ın ulûhiyet ve rububiyet sıfatlarına hiçbir varlığın ortak edilmemesini ister ve bu konuda kulları uyarır. Fakat ne yazık ki, dünyevi menfaatler olunca birçok insan yön değiştirip hakikat ekseninden uzaklaşıveriyor.

Tarih hakikat ile cehaletin çatışmasından ibarettir. Vahyin merkezinde ise daima tevhit ve tevhidi dava olmuştur. Yani hiçbir varlığı Allah gibi kutsayamaz, yüceltemez, ona üst bir değer atfedemezsiniz. Allah tektir, birdir, eşi ve benzeri yoktur. Yerin de göğün de eşyanın da insanın da yaratıcısı O ‘dur. İslam’ın ilk şartı ise Allah’a şirksiz ve koşulsuz şekilde iman etmektir.

Allah’a iman etmek Müslümanlığın ilk şartıdır ve fıtri gereksinimlerimizin başında gelir. İnanma ihtiyacını doğru yöne tevcih etmemek ya da inandık deyip kalben sahte ilahlar üretmek ise insanın kendisine yapabileceği en büyük zulümdür. Zira hiçbir varlığı, hiçbir insanı Allah’ı sever gibi sevemeyiz ancak Allah için sevebiliriz. “İnsanlardan kimileri vardır ki, Allah’tan başka bazı varlıkları Allah’a denk sayar da bunları Allah’ı sever gibi severler. İman edenler ise en çok Allah’ı severler…” (Bakara 165). Bir kişinin inandım dediği halde kendine kutsallar edinmesi en büyük tehlikedir. Bu pirincin içindeki beyaz taştır ve siz onu aslı ile ayırt etmekte zorlanabilirsiniz.

İnandıklarını iddia ettikleri halde uğruna her şeylerine feda edebilecekleri kutsallar edinen kişiler bir taşla iki kuş vurma hevesine düşüyorlar ancak bu mümkün değil. Zira onlar hayatlarını edindikleri kutsallara adar ve onları Allah’ı sever gibi severler, Allah’ın rızasını değil kutsallarının hoşnutluğunu kazanmaya çalışırlar. Körü körüne yapılan itaati dini bir görev olarak addeden kişiler bağlı bulundukları cemaat liderine, siyasi liderlerine ya da peşinde sürüklendikleri kişilere ululuk atfederek onların günahlarında keramet aramaya yönelirler.

Bu durum onların inanç ve değerlerinde sapmalara ve imani sorunların ortaya çıkmasına neden olur. Fakat peşinde sürüklendikleri kişilere karşı körleştiklerinden onlara hakikati anlatamazsınız, hemen tepki verirler. Oysa Müslüman’ın hayatında muğlâk olan hiçbir şey yoktur. Resulullah bizlere Kur’an’ı nasıl yaşayacağımızı pratize etmiş ve bu konuda hiçbir boşluğa fırsat vermemiştir. Bizlere düşen O’nun izini takip etmektir. Samimi ve içten bir niyetle takip etmek…

Google+ WhatsApp