İmamın kızı

İmamın kızı


“Babam Muhammed Abîdî, Tunus’un kuzeyindeki Grumbelya’da cuma imamıydı. Aynı zamanda, büyük-küçük insanların gelip Kur’ân öğrendiği ‘küttâb’ dediğimiz kursların idarecisiydi. Babam bizi tesettür konusunda asla zorlamadı. Ben ve kız kardeşlerim tamamen kendi isteğimizle örtündük. 1980’lerin başında, biz genç kızken ve henüz tesettüre girmemişken, babamın bazı öğrencileri ondan ders almayı bırakmışlar. Gerekçe olarak da “Sen kızlarını örtmüyorsun!” demişler. Babam bunu duyunca, “Ben sizin gönlünüz olsun diye kızlarımı zorlayamam. Bu onların kendi kararı ve özgürlüğü. Kendileri karar verecekler. Ama gelip benden ders okumak isterseniz, sizi de reddetmem” demiş.

Ben, Sûse şehrindeki yüksek öğretmen okulunda okurken örtünmeye karar verdiğimde, 21 yaşındaydım. Uzun süre düşündüm, kararımı verdim ve örtündüm. Babamın beni ilk örtülü gördüğü ânı hiç unutmuyorum: Sûse’den ailemin yaşadığı Grumbelya’ya trenle gelmiştim. İstasyon evimize çok yakındı. Yürüyerek eve giderken, ikindi namazına çıkmış olan babamla yolda karşılaştık. Bana doğru yaklaşırken, beni önce tanıyamadı. Tam karşısına geldiğimde artık örtündüğümü fark etti. Yüzüme ciddiyetle baktı, “Kızım bu sorumluluk isteyen bir iştir. Kararını etraflıca düşünerek verdin mi?” dedi. Ben de kararımın ciddi olduğunu söyledim. Cevabımı duyunca, sokağın ve kalabalığın ortasında bana sımsıkı sarıldı, uzun süre kollarının arasından bırakmadı.

Bundan belki 10 sene sonra, mütercim-tercümanlık yaptığım Paris’te yaşarken, bir gün tanımadığım bir adam bana sokakta seslendi: “Sen Şeyh Muhammed’in kızı mısın?” Şaşırdım ve biraz da endişelendim. Ailemin Nahda Hareketi’yle bağlantısından dolayı, Tunus istihbaratından birileri peşimde olabilirdi. Yine de ona “Evet” dedim, “Nerden bildiniz?” Bunun üzerine adam, çok şaşırdığım şu açıklamayı yaptı: “Babanın sokakta sana sarıldığı gün, ben kenarda bir cafede oturuyordum. Babaların kızlarına açıktan sevgi ve muhabbet göstermesi çok nadir olduğundan, bu manzara hepimize büyük ders vermişti!” Rahmetli babam, hepimizi böyle bir şuurla yetiştirdi.”

Nahda Hareketi’nin üst düzey yöneticilerinden Mahriziyye Abîdî, 2019’da BBC’ye verdiği röportajda, babasını ve yetişme çağlarını böyle anlatmıştı.

Röportajda, 2011’de Tunus Cumhurbaşkanı Zeynelabidin bin Ali’nin devrildiği haberini, geçici Cumhurbaşkanı Roza Otunbayeva’nın davetiyle anayasa hazırlama çalışmalarına katılmak üzere gittiği Kırgızistan’dan dönüşünde Paris Charles de Gaulle Havaalanı’nda kocasından aldığını belirten Abîdî için, sonrasında tamamen farklı bir dönem başladı. Nahda Hareketi lideri Râşid Gannûşî’nin “Sana ihtiyacımız var” diyerek kendisini Tunus’a davet etmesiyle aktif siyasete atılan Mahriziyye Abîdî hem milletvekili seçildi, hem de meclis başkan vekilliği görevinde bulundu. Meclisin bazı oturumlarına başkanlık ederken, dünya basını, Abîdî’den şu sıfatla söz ediyordu: “Ortadoğu ve Kuzey Afrika’da, seçimle en yüksek makama gelmiş kadın siyasetçi.” Abîdî ayrıca, Tunus Meclisi’nin başörtülü ilk başkanıydı.

Mühendis olarak çalışan kocasıyla birlikte 1986’da gittiği Paris’te uzun yıllar yaşayan Mahriziyye Abîdî ana dili Arapça’nın yanısıra Fransızca ve İngilizce’ye de ileri düzeyde hâkimiyeti sayesinde, Nahda Hareketi’nin dünyadaki görünen yüzlerindendi. Birçok ülkede partisi adına toplantılara katılmış, Gannûşî’yi temsil etmiş, Tunus’un marka isimlerinden biri haline gelmişti.

Sempatik ve hep gülümseyen tarzıyla muhalif siyasî çizgi mensuplarının bile saygısını kazanan Mahriziyye Abîdî, geçtiğimiz aylarda nörolojik bir rahatsızlık teşhisiyle Paris’te tedavi altına alınmıştı. Geçtiğimiz hafta da vefat haberi geldi. Beyin kanaması nedeniyle 57 yaşında dünyasını değiştiren Abîdî, 24 Ocak 2021 Pazar günü, Grumbelya’da babası Şeyh Muhammed’in imamlık yaptığı camide kılınan cenaze namazının ardından toprağa verildi. Törende Tunus devlet erkânı tam kadro hazırdı.

Muhterem Ayşe Böhürler Hanımefendi, üç kıtada 13 Müslüman ülkeden yaklaşık 200 kadınla görüşerek “Duvarların Arkasında” adlı bir belgesel ve ardından da -aynı isimle- kitap hazırlamıştı. Aslıhan Eker’in de katkı sunduğu kitap 2008’de yayımlandığında büyük bir heyecanla alıp keyifle okumuştum. İslâm dünyasında kadının oynadığı çok çeşitli toplumsal ve siyasî rollere dair, ufuk açıcı bir panoramaydı.

O tarihten günümüze coğrafyamızda yaşanan baş döndürücü gelişmeleri ve öne çıkan yeni aktörleri de dikkate aldığımızda, “Duvarların Arkasında’nın ikinci cildi de yazılsa ah…” demekten kendimi alamıyorum doğrusu.

Google+ WhatsApp