İmam-ı Azam bugün yaşasaydı müebbetle yargılanırdı

İmam-ı Azam bugün yaşasaydı müebbetle yargılanırdı

Tarihte düşünce suçundan yargılanan ilk insan olan Sokrates mahkemede kendisiyle ilgili ölüm cezası istendiğinde Atinalılara şöyle seslenir: “Sevgim ve saygım vardır sizlere. Ama ben, size değil, Tanrı’ya boyun eğerim daha çok. Son soluğuma değin, elimden geldiğince felsefeyle uğraşmaktan, sizleri buna

İmam-ı Azam bugün yaşasaydı müebbetle yargılanırdı

 

Tarihte düşünce suçundan yargılanan ilk insan olan Sokrates mahkemede kendisiyle ilgili ölüm cezası istendiğinde Atinalılara şöyle seslenir: “Sevgim ve saygım vardır sizlere. Ama ben, size değil, Tanrı’ya boyun eğerim daha çok. Son soluğuma değin, elimden geldiğince felsefeyle uğraşmaktan, sizleri buna yöneltmekten, felsefeyi öğretmekten geri durmayacağım. (…) İster dinleyin, ister dinlemeyin Anystos’u. İster salıverin beni, ister salıvermeyin, iyice bilin şunu, bir değil bin kez ölmem gerekse bile, hiç dönmeyeceğim yolumdan.” (1)

Tarihin tanıklığı göstermiştir ki, yüzyıllar boyunca özgür ve bağımsız düşünce her zaman iktidarların korkulu rüyası olmuştur. Çünkü aynı zamanda aklı düşüncenin merkezine yerleştirme faaliyeti olan özgür düşünmeye ve alternatiflere iktidarların tahammülü yoktur. Bu yüzden de bırakın alternatif düşünceyi toleransla karşılamayı, onlara hayat hakkı bile tanımak istemezler. Çoğu zaman hırsları akıllarına galip gelen iktidarların en çok başarılı oldukları alan ise alternatif düşünceleri itibarsızlaştırıp öcü olarak göstermektir.

Andre Maurois’un bu konuda Pascal’dan naklettiği şu cümle son derece manidardır: “Eğer geometri, hırslarımıza politika kadar karşı gelseydi, onun hakkında bu kadar iyi düşünemezdik.” (2)

***

Kısacası, eğer eleştirel düşünce iktidarlarımızı, çıkarlarımızı tehdit ediyorsa tez elden yok edilmelidir. Bu bağlamda değerlendirildiğinde, günümüzde İslam dünyasının yaşadığı en temel problemlerden birisi ne yazık ki özgürlük meselesidir.

Çünkü İslam tarihi boyunca yaşanan tecrübeler göstermiştir ki, Müslüman dünyanın oluşturduğu hemen bütün devlet yapılarında eleştirel düşünceye iyi gözle bakılmamış ve bireyin özgür düşünceye sahip olması fitne ve fesadın kaynağı olarak görülmüştür.

Kuşkusuz İslam toplumlarında kurulan bu despotik yapılara karşı hayatları pahasına seslerini yükselten, direnen büyük alimler, düşünce insanları da olmuştur. Bu isimlerin en önemlisi İmam-ı Azam Ebu Hanife’dir. Hayatının 50 yılını Emeviler döneminde, 17 yılını da Abbasiler döneminde geçiren Ebu Hanife, hiçbir şekilde devlet erki içinde yer almayı kabul etmemiş, zalim sultanlara ve adaletsizliklere karşı çağının en önemli mücadelesini vermiştir. Ve sonunda bu devrimci duruşunun bedelini canıyla ödemiştir.

Prof. Dr. Adem Çaylak ve Ayşe Ayten Bakacak’ın Ebu Hanife’nin ifade özgürlüğü konusunda Mevdudi’yi kaynak göstererek yaptıkları şu değerlendirme son derece ufuk açıcıdır: “Ebu Hanife ifade özgürlüğünü o denli benimsemiştir ki, yönetici meşru dahi olsa aleyhinde konuşulabileceğini söylemiştir. Hatta bir adım ileri giderek meşru bir yönetici hakkında argoyla bezeli kötü sözler söyleyerek hakaret edenlerin, hatta halifeyi ölümle tehdit edenlerin bile tutuklanmasına cevaz vermez. Sadece sözlerini eyleme döküp silahlı isyana kalkışan veya toplum huzurunu bozanlar, bu hususta cezalandırılabilir.” (3)

Ancak talihsizliğe bakın ki aklı ve eleştirel düşünceyi hayatının mihveri yapan, hukukun üstünlüğünü iktidarların tasallutundan koruyan Ebu Hanife’nin siyasetteki, hukuktaki bu erdemli duruşu, özgür düşünce mücadelesi ve siyasal görüşleri, kendi adıyla anılan Hanefi mezhebinde yer bulamamıştır. Bir başka deyişle, Sünni Müslümanların çoğunda ve Hanefi mezhebine müntesip olduğunu söyleyen İslam dünyasında ve bu arada Türkiye’de de, ne yazık ki Ebu Hanife’nin saray alimi ve dalkavuğu olmayan, zalim yönetimlere karşı vicdana, ahlaka, adalete ve hakkaniyete dayalı karşı duruş gösteren, aklı, sorgulamayı ve özgür iradeyi ön plana alan ‘siyasi fıkhı’ yerine, çoğunluğu Ebu Hanife’nin görüşleri diye kitaplarına sonradan sokulan/giydirilen, ibadet ve siyasi içeriği olmayan fıkıh ve muamelata ilişkin hususları içeren ‘Tabela bir Ebu Hanife portresi’ hakim olmuştur. (3)

Şunu açıkça ifade etmek gerekiyor ki, tarihimizde müstesna bir yere sahip olan Ebu Hanife’nin akla, bilgiye ve eleştirel düşünceye dayanan görüşleri İslam toplumlarının gündeminde hiçbir şekilde yer alamadığı için Müslüman dünyanın yaşanabilir bir devlet modeli oluşturma fırsatları heba edilmiştir. Özgür düşünceye yer açmayan ve de hukuksuzluğun devam ettiği Müslüman dünyanın bağnazlıktan kurtulması ne yazık ki mümkün değildir.

1- Eflatun, Sokrates’in savunması, s. 36-37

2- Yaşama Sanatı, Kaknüs Yayınları, s.25.

3- İslam Siyasi Düşünceler Tarihi, ‘Ebu Hanife’ makalesi

4- a.g.e, Ebu Hanife makalesi

 

 

Mehmet Ocaktan - Karar.com

Google+ WhatsApp