İlk seçimden bugüne

İlk seçimden bugüne


İlk seçimden bugüne

 

 

Türkiye’de ilk milletvekili seçimi, 1876 Anayasası ile gerçekleşti. Osmanlı tahtında Sultan İkinci Abdülhâmid Han (1876-1909) oturuyordu. 

Balkanlar’dan, Ortadoğu’dan, Afrika’ya kadar birçok milletten oluşan Devlet-i Âliyye’de ilk kez gerçekleşen bu seçim, demokrasinin de kaynağı oldu. 

35 yaşını bitirmiş herkes seçilme, 25 yaşını bitirmiş olanlar da seçme hakkına sahipti. 

Milletvekili seçimleri Birinci ve İkinci Meşrutiyet döneminde devam etti. Fakat o dönemde yapılan seçimler şimdi yaptığımız seçimlerden çok farklıydı: Halk “müntehib-i sâni” denilen “ikinci seçici”leri seçiyor, onlar da meb’usları (milletvekili) seçiyordu. 

Bu tür seçimler, Birinci Meşrutiyet döneminde (1877) sakin geçmiş, ancak İkinci Meşrutiyet döneminde (1908) bazı İttihatçı (İttihad ve Terakki Partisi yandaşı) fanatiklerin taşlı-sopalı saldırılarına sahne olmuştu.

İstanbul işgali sonrasında dağıtılan Meclis (o zamanki adıyla, Meclis-i Meb’usan) 1920 yılının 23 Nisan’ında Ankara’da toplandı. İstiklâl Savaşı’nı bu meclis yönetti (Lozan’ı onaylamayacağı anlaşılınca dağıtılıp İkinci Meclis oluşturuldu).. 

Mustafa Kemal Paşa 1906 yılında “Vatan ve Hürriyet Cemiyeti”ni kurarak aktif siyasete başladı. 1919 yılında “Anadolu ve Rumeli Müdafai Hukuk Cemiyeti” ile“Şarkianadolu Müdafai Hukuk Cemiyeti”ni, 1923 yılında da “Cumhuriyet Halk Partisi”ni kurdu.

İstiklâl Savaşı’ndan sonra gerçekleşen milletvekili seçimleri tek parti sisteminin gerektirdiği şekilde idi: Yani Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) seçimlere rakipsiz olarak giriyordu. Rakipsiz olduğu için de ülkeyi keyfine göre yönetiyordu. Bu da yokluk ve yoksulluk demekti.

Düşünün ki, Urla gibi bir Ege’nin yıldızı sayılan yerlerde bile açlıktan ölen insanlar vardı. 

Taşköprü Müftülüğü,kefen bezi yokluğunda ölülerini kefensiz gömüp gömemeyeceklerini Diyanetten soruyor, Diyanet, “Diyanet İşleri Reisi Şerafettin Yaltkaya” imzasıyla, 16.11.1942 tarihli ve 153 sayılı fetvada,temiz ve beyaz olmak kaydıyla pamuklu, yünlü, keten, ipekli herhangi bir bezin kefen olarak kullanabileceği bildiriliyordu. 

Bu açlık, yokluk ve yoksulluk döneminde, şehir girişlerini tutan jandarma, milletin fukaralıktan dolayı başına sardığı bez parçalarıyla uğraşıyor, “İnkılâp Türkiye’sinde sadece şapka giyilir” denilerek halk itilip kakılıyordu. Minarelerden “Ezan-ı Muhammedî” okunmuyor, camiler onarılmıyor, imam yetiştiren okul ve kurslar yasaklandığı için, millet ölülerini kaldıracak imam bulmakta zorlanıyordu.

Sahilden birkaç balık avlamak bile vesikaya bağlanmıştı… Ekmek karne ile veriliyordu. 

Kısacası deniz bitmiş, tek partili sistem çürüyüp çözülmüştü. Sonuçta partinin içinden muhalif sesler yükselmeye başladı. 

Yöneticiler giderek güçlenen itirazlara daha fazla duyarsız kalamazlardı. Zaten dünya çok partili sistemi çoktan benimseyip özümsemiş ve Türkiye’ye baskı yapmaya başlamıştı… 

Türkiye hür dünya ile bütünleşebilmek için, çok partili sisteme geçmek zorundaydı. 

Cuma devam ederiz inşallah! 

 

yeni akit

Google+ WhatsApp