İlk namaz

İlk namaz

Jeffrey Lang, 1954 doğumlu Amerikalı bir matematik profesörü. Katolik bir ailede yetişiyor, 18 yaşında ateist oluyor. 10 yıl kadar sonra Kur’an’la tanışıyor ve İslam’a seçiyor. Müslüman olduktan sonra yazdığı iki kitabı var: İslam’a Yolculuk ve Teslimiyet Mücadelesi. Jeffrey Lang, kıldığı ilk namazı, İslam’a Yolculuk kitabında bakın nasıl anlatıyor...

İlk namaz

 

 
Jeffrey Lang, 1954 doğumlu Amerikalı bir matematik profesörü. Katolik bir ailede yetişiyor, 18 yaşında ateist oluyor. 10 yıl kadar sonra Kur’an’la tanışıyor ve İslam’a seçiyor.
 
Müslüman olduktan sonra yazdığı iki kitabı var: İslam’a Yolculuk ve Teslimiyet Mücadelesi. Jeffrey Lang, kıldığı ilk namazı, İslam’a Yolculuk kitabında bakın nasıl anlatıyor:
 
“Kimsenin beni işitmemesini ve görmemesini umuyordum. Yavaş yavaş Fatiha suresi ile kısa bir sureyi Arapça olarak okudum. Öyle zannediyorum ki herhangi bir Arap beni dinlemiş olsaydı benim okumamdan bir şey anlamayacaktı. İkinci bir tekbir alarak Rükûa gittim. Rükûda biraz tedirginlik hissettim, çünkü hayatımda hiç kimseye eğilmemiştim. Odada yalnız olduğumu hatırlayınca sevindim. ‘Subhane Rabbiyel Azim‘ dediğimde kalbimin hızla çarptığını hissettim. Tekrar tekbir getirerek doğruldum ve artık secdeye varma zamanı gelmişti. Secdeye varmak üzere ellerimi ve dizlerimi yere koyunca dona kaldım. Secdeye gidemiyordum! Efendisinin önünde başını yere koyan köle gibi yüzümü, burnumu yere koyup kendimi zillet sandığım bir duruma düşüremiyordum. Üstelik bacaklarımı da katlayamıyordum. Utandım. Gülünç duruma düştüm zannettim. Bu durumda beni gören, arkadaş ve tanıdıklarımın önünde acınacak ve alay edilecek halimi düşündüm. Arkadaşlarımın kahkahalarını duyar gibi oluyordum… Bir müddet tereddüt ettikten sonra derin bir nefes aldım başımı seccadeye koydum, zihnimdeki bütün düşünceleri attım. Dikkatimi dağıtacak düşüncelere yer vermeden ikinci secdeye de vardım. Bu esnada kendi kendime ‘Daha önümde üç tur daha var‘ diye düşündüm ama kararlıydım. Neye mal olursa olsun bu namazı tamamlayacaktım. Kalan rekâtlarda işler gittikçe daha da kolaylaşıyordu. Son secdede tam bir sükûnet hissettim. Nihayet teşehhütten sonra selam verdim.
 
Selamdan sonra bulunduğum yerde olduğum gibi kaldım, geriye dönüp nefsimle giriştiğim savaşı aklımdan geçirdim, bir savaştan çıktığımı hissettim. Sonra başımı önüme eğerek mahcup bir şekilde: ‘Allah’ım tekebbürümden (kibrimden) dolayı beni bağışla, uzak bir yerden geldim ve daha önümde kat edilecek uzun bir yol var’ diye dua ettim. Sonra sebebini bilmeden ağlamaya başladım. Uzun bir süre başım eğik bir şekilde öylece diz üstü kaldım.”
 
 
(Kaynak: İktibasdergisi.com)

Google+ WhatsApp