İletişim ve İmtihan

İletişim ve İmtihan

İçine doğduğumuz ve daha önemlisi bize kurulu olarak servis edilen hayat, bugün gelinen noktada çoğumuz adına, içinden çıkılamaz bir hale gelmiştir. İnsan önce çevresindeki diğer kişilere, en nihayetinde de kendisine bile

İletişim ve İmtihan

 

İçine doğduğumuz ve daha önemlisi bize kurulu olarak servis edilen hayat, bugün gelinen noktada çoğumuz adına, içinden çıkılamaz bir hale gelmiştir. İnsan önce çevresindeki diğer kişilere, en nihayetinde de kendisine bile yabancılaşmaktadır. Son tahlilde, genel olarak iletişim kabiliyetimiz sıfırın altında, kimse kimseyi umursamıyor ve dahi dinlemiyor bile. İhtiyaç duyarsa eğer karşısındaki kişi hakkında kendi kriterlerince(!), kendi kendine hükmü veriyor ve mutlak doğru varsayıyor o kadar.
Bilge bir kişiye sormuşlar;
– “Efendim, dünyada en çok kimi seversiniz? ”
– “Terzimi severim,” diye cevap vermiş.
Soruyu soranlar şaşırmışlar:
– “Aman üstat, dünyada sevecek o kadar çok kimse varken terzi de kim
oluyor? O da nereden çıktı? Neden terzi? ”
Bilge, bu soruya da şöyle cevap vermiş:
– “Dostlarım, evet ben terzimi severim. Çünkü ona her gittiğimde, benim
ölçümü yeniden alır. Ama ötekiler öyle değildir. Bir kez benim hakkımda karar verirler, ölünceye kadar da, beni hep aynı gözle görürler. ”
Çevremizdeki insanlarla sağlıklı ve uzun ömürlü ilişkiler kurmak istiyorsak eğer hikâyedeki terzi örneğine ya da özenine dikkat çekmek isterim. Nasılsın diye başlayan muhabbetlerden geriye kalana baktığımız zaman aslında ne demek istediğimiz rahatlıkla anlaşılacaktır. Çoook eskiden içi dolu dolu ve samimiyetle sorulurmuş karşıdaki insana “nasılsın” diye. Sorulurmuş ki ahvalden haberdar olunsun ve soranın sorulana yapabileceği, katkı sunabileceği ne var ise ortaya çıksın, derde derman olunsunmuş. Ancak daha sonraları bir rutin mesabesine indirilen bu “nasılsın” kelimesinin asli işlevi, cümlelere başlama/giriş sözü haline gelmiş oldu. Basit ve işlevi belli bir kelime idi artık “nasılsın”. Şimdilerde mi artık yok denecek kadar az, bırakın samimiyetle sorulmasını, artık cümlelerin giriş sözü bile değil. Devir ekonomi devri ya fazla söze gerek yok, doğrudan diyeceğini de, soracağını sor, lafı uzatmaya ne gerek var canım. Nerde kaldı nezahet, nerde kaldı nezaket! “Nasılsın” mazide kalmış, görevini tamamlamış bir şeydir artık. Aslında yapmaya çalıştığımız şey “Nasılsın” kelimesi özelinde, çevremizdeki insanlarla olan iletişim eksiliğimiz ve sorumluluk duygusu sorgulamasıdır.
Sanal ortamlarda yazışmak/eyleşmek, muhabbetin, sorgulamanın en önemlisi düşünmenin yani tefekkürün yerini işgal etti ve insan teslim oldu. Hep şikâyet ediyor olduğumuz ama kendimizi alamadığımız bir mesele bu aslında. Serzenişte bulunduğum bu konuya bir arkadaş, “aç ara birilerine telefon et, davet et, dahası mektup yaz, olmadı seyahat et” şeklinde müdahil oldu. Muhakkak ki her bir öneri gerçekten de önemli iletişim kanalarını açık tutma adına ama ne kadarını yaptığımız ortada.
Konuşmak, temas etmek, haberdar olmak, sorgulamak…
Beslediği hayvanıyla, kullandığı eşyasıyla ne bileyim kapısının önündeki ağacıyla, çiçeğiyle konuşan insanlarken ne ara aynı çatı altında bile, birbirimizle iletişim sorunları yaşar hale geldik. Kızılderili’ler den aktarılan şu tespit “tam da sorun bu” dedirtecek cinsten değil mi; “çok hızlı gittik, bedenlerimiz burada ancak ruhlarımız gerilerde bir yerlerde kaldı”. Sahi bizim ruhlarımız nerede kaldı? Nerede bıraktık ya da ne zaman vazgeçtik! Bizi biz yapan o değerlerimizin, tıpkı ruhun bedeni terk etmesi gibi, bizi terk etmezine zemin hazırladık ya da düpedüz bile isteye mi vazgeçtik o değerlerden. Hayatı çok hızlı ama bereketsiz yaşıyoruz. O kadar mekanik/ruhsuz bir döngüdeyiz ki olup biten hakkında bir itirazımız ve farkındalığımız yok. Yetmeyen bir zamanı yetiştirme adına, tüm duyu organlarımızı pasife alıp koşturuyoruz asla yetişemeyecek olsak da. Böyle olunca da kaçırdıklarımızın ve kaybettiklerimizin farkında bile değiliz, doğal olarak tekrar elde etme şansımızda kalmıyor. Daha çok koşturmaca, daha az insanla temas. İlişkiye geçilen insan sayısı artıkça yetişmeye çalıştığımız şeye hiç yetişemeyeceğimiz kaygısı ile sürekli azaltıyoruz çevremizdeki insan sayısını. Zaman kaybı ölçeğine düşmüş bir insani iletişimden bahsediyoruz. Düşünebilen herkesin rahatlıkla görebileceği gibi bu gidiş, bir çöküşe, insanlık adına bir tükenişe doğru gidiyor. Bugün yaşananlar o tükenişin göstergeleri ve bunu anlamak için dahi olmaya da gerek yok, acı bir şekilde tecrübe ediyoruz çünkü.

İnancımızın bize yüklediği (ancak uzun zamandır sırt döndüğümüz) sorumluklarımıza yeniden sahip çıkmalıyız. Şöyle ki kişinin kendisine karşı en önemli sorumluluğu, düşünmeden hareket etmemesi ve her halükarda sahih bilgi ışığında akledebilmeyi öncelemesidir. Ancak bu sorumluluğunu yerine getirmesi sonucudur ki tefekkür edebilen bir kişi olarak, İslam’ın ve insanlığın geçmişi, anı ve geleceği hakkındaki rolünün farkına varabilir. İslam’ın bize öğütlediği sorumluluklar yerine getirilirse eğer, bu âlemde daha onurlu bir yaşam, hesap gününde ise kurtuluşa vesile olacak adımları atmamızla geçekleşebilecek bir rolden bahsediyoruz.
O halde ne yapmalıyız;
Evvela kendi iç dünyamız ile olan diyalogu, yani tefekkürü elden bırakmamalıyız. Hemen ardından, (modernlik adına bize dayatılan) kendi aramızdaki gereksiz protokollerden vazgeçmeliyiz. Aramızda yeniden selamı yaygınlaştırmalıyız. Hal hatır sormayı önemsemeliyiz ki aramızda kıymetli bir bağ oluşsun. Birbirimizin sevincini paylaşma ve derdine derman olma adına imkânları zorlamalıyız. En dar halkadan, en genişine kadar etrafımızdaki insanlara karşı kesintisiz ve halis bir niyetle iletişim tesis etmenin derdine düşmeliyiz. Kime, nasıl faydalı bir temasım olabilir meselesine kafa yoracağız. İnsanların geçmişi ve kusurlarını araştırmanın peşine düşmeyip, birlikte nasıl bir gelecek oluşturabilinir meselesine odaklanmalıyız. Önyargısız, menfi bir hesap yapmadan, samimiyetle, ailemize, akrabalarımıza, komşularımıza kısaca çevredeki tüm insanlara karşı hukukumuzu görmezden gelmemeliyiz, iletişimi geliştirmeliyiz ki hesap günü hakkında umudumuz sahici olsun. Unutmayalım ki birbirimizle imtihan oluyoruz. İmtihandan kaçmak gibi bir ihtimal yok maalesef. İletişim kurmazsak imtihandan muaf tutulmuyoruz. İlişki kurmaz ya da kötü ilişki kurarsak kaybedeceğimiz, ilişkiden kaçmaz ve güzel bir ilişki kurar isek kazanabileceğimiz bir imtihan var.
Allah’ım işimizi kolaylaştır, yükümüzü hafiflet ve bize imtihanımızı verebilmek nasip eyle.

 

aykut akça

iktibas çizgisi

Google+ WhatsApp