İlahi Adalet Kapanındaki Suud Hanedanı

İlahi Adalet Kapanındaki Suud Hanedanı

Müslüman halklar; İslam dünyasında temel sorunun Şii-Sünni ihtilafı değil, Sünni olsun, Şii olsun Amerika’dan beri olduğunu ilan eden tüm hareketleri/hükümetleri bertaraf etmek için kiralanmış Suud/Körfez yönetimleri olduğunu net olarak idrak etmelidir

İlahi Adalet Kapanındaki Suud Hanedanı

 

 
İlahi adaletin tecelli ettiği günlerden geçiyoruz. Al-i Suud zillet bataklığına gömülmenin çaresizliğini yaşıyor.
 
Bir tarafta Trump’ın alaylı ve küstah bir üslupla Suud hanedanına okuduğu ‘Arkanızda durmasak iki haftada yıkılırsınız, bize daha çok haraç vereceksiniz’ teranesi; diğer tarafta İstanbul’da Suud Konsolosluğu’nda buharlaştırılıp yok edilen gazetecinin hesabını dünya kamuoyuna verme telaşı içindeki Suud yönetimi…
 
İki yüz yılı aşkın süredir Osmanlı başta olmak üzere İslam dünyasına ihanet ve emperyalizme uşaklık ile maruf bir kabilenin kurduğu garnizon devletten söz ediyoruz.
 
Amerika’nın tüm Ortadoğu operasyonlarında Suud’un dolaylı veya direkt kullanıldığını çok iyi biliriz. Mısır’da Sisi darbesinde, Suriye’de iç savaşın tutuşturulmasında oynadığı başrol hepimizin hafızasındadır.
 
İsrail ile kuruluşundan itibaren yürüttüğü gizli ilişkileri son yıllarda geliştirerek açıktan devam ettirmesi ve Siyonizme karşı cihadı haram sayacak seviyede bir işbirlikçiliğe soyunması da ihanetin boyutunu görmek açısından ibret vericidir.
 
Amerika’nın bölgemizde yürüttüğü harekatın psikolojik kolu ümmetin siyasi duruşunu yönlendiren, siyasi basiretimizi test eden bir öneme sahiptir.
 
Burada şu kritik soruyu sormak zorundayız: Ülkemizin kendisini İslamcı olarak tanımlayan siyasilerinin, kalemşörlerinin, kanaat önderlerinin  büyük çoğunluğu nasıl oldu da Arap Baharı sürecinde Amerika’nın psikolojik operasyonunu doğru okuyamadılar? Ortadoğu’nun yeniden dizaynı adına yapılan operasyonları örtmek için sunulan psikolojik hapları niçin yuttular?
 
Daha açık bir ifade ile; İslam coğrafyasında sorunun kaynağının İran ve Şiilik olduğu safsatasına nasıl kandılar?
 
İran’ı şeytanlaştırıp, Suud’a güzelleme yapan bir zihniyetin kime hizmet ettiğini/edeceğini hiç mi akletmediler?
 
1979 İslam Devrimi’nden bu yana sürekli tehdit edilen, ambargo uygulanan, maddi/manevi bedel ödeyen İran’ı İsrail ile aynı kefeye koyan ya da Amerika ile gizli iş tutmakla suçlayan ucube anlayışa niçin tavır koymadılar?
 
15 Temmuz darbe girişiminin gözleri açması ile hakikati görenlerin sayısında artma oldu ise de, hala Suud’a karşı sessiz kalan ya da olaylara tevilli yaklaşarak Suud’u masum göstermeye çalışan bir güruhun varlığının da farkındayız. İhanet makamındaki bu güruhun tamamen deşifre olacağı günlerin yakın olduğunu düşünüyorum.
 
Lübnanlı tanınmış Sünni Alim Şeyh Mahir Hammud’la yaptığımız bir sohbette, ‘Suud yönetiminin devrilmesi İslam dünyasının sorunlarının %50’sinin çözülmesi demektir’ şeklinde bir ifade kullanmıştı. Her geçen gün bu sözün haklılığına daha yürekten şahitlik yapıyoruz.
 
Bu vesile ile konuyu Yemen’ getirmek istiyorum.
 
Yemen’de de aynı hata yapılıyor. Amerikalıların yazdığı senaryo üzerinden okuma yapılıyor. Yemen’deki mücadele tüm dünya kamuoyuna ‘Şii-Sünni ayrışması’ olarak takdim ediliyor. Tabii olarak da İran-Suud vekalet savaşı olarak yorumlanıyor.
 
Öncelikle bazı ezberleri bozmak zorundayız. Yemen’deki gerçek; Ensarullah ve Halk Komiteleri’nin Amerika ve İsrail’den bağımsız bir ülke kurma mücadelesidir. Amerika bu direnişi kırma görevini Suud ve Körfez yönetimlerine ihale etmiştir.
 
Yemen direnişi sadece Zeydilerin değil, sadece İslamcıların değil; her mezhepten ve görüşten yalın ayaklıların direnişidir.
 
Yemen’de Amerika destekli Suud-Körfez çetesi bir yandan direnişi kırmaya çalışırken, diğer yandan hava operasyonları ile binlerce sivili katletti, katletmeye devam ediyor.
 
Bir tarafta Yemen İhvanı olarak bilinen Islah Partisi ile işbirliği yapan Suud, diğer taraftan Yemen El-Kaidesi’yle işbirliği yapan Birleşik Arap Emirlikleri birlikte Yemen’i yeniden Amerika’nın arka bahçesi kılacak bir projeye taşeronluk yapıyorlar.
 
Ekonomik, askeri ve siyasi açıdan stratejik öneme sahip Bab’ul Mendeb Boğazı’nı kontrol etmek adına yürütülen kirli savaşta; harap edilen yerleşim alanları, öldürülen ya da sakat bırakılan on binlerce sivil, açlıktan ya da hastalıktan ölme riski taşıyan milyonlarca insan ne Amerikan emperyalizminin, ne de işbirlikçi Suud ve Körfez rejimlerinin umrunda değil…
 
Müslüman halklar; İslam dünyasında temel sorunun Şii-Sünni ihtilafı değil, Sünni olsun, Şii olsun Amerika’dan beri olduğunu ilan eden tüm hareketleri/hükümetleri bertaraf etmek için kiralanmış Suud/Körfez yönetimleri olduğunu net olarak idrak etmelidir.
 
Ak Parti iktidarı da tüm politika belirleyicileri ve uygulayıcıları ile Suud ve Birleşik Arap Emirlikleri yönetimlerini açık bir şekilde deşifre edecek söylem ve duruşu ortaya koymak zorundadır. Hiçbir ekonomik ya da siyasi hesap bu zulmü örtmemelidir.
 
 

Serdar Duman/İslami Analiz

Google+ WhatsApp