İlahî Adalet Yerine Konmazsa Zulüm Dünyayı İfsat Eder

İlahî Adalet Yerine Konmazsa Zulüm Dünyayı İfsat Eder


İlahî Adalet Yerine Konmazsa Zulüm Dünyayı İfsat Eder

 

Ahmet Akdemir/ Manisa

Soru: Ben İslamı enine boyuna bilen birisi değilim. Fakat bazı olaylar bana çok ters geliyor. Örneğin devrimden sonra İran da İslam adına yapılan bir takım uygulamalar kafamı karıştırıyor. Suçlu olduğu söylenen insanların vinçlerin ucunda idam edilmesi gibi. Sorum şu: İslam da idam cezası var mıdır ve hangi suçlara ölüm cezası verilir?

Cevap: Öncelikle samimi itirafınızdan dolayı teşekkür ediyoruz. Bilmediğini bilmek ve bunu açıkça itiraf etmek bir erdemdir. Bilmediğini bilen insan doğru söze kulak verdiği takdirde öğrenme ve kendini düzeltme şansı var demektir. Ancak bilmeyen ve bilmediğini de bilmeyen insanın ise doğruyu öğrenme ve kendini düzeltme şansı yoktur.  Ümit ederiz ki, sizler bu şansı kullanarak doğru bir seçim yapanlardan olursunuz.

Gelelim İslam’da idam cezası olup olmadığı konusuna.  Rabbimiz idamla ilgili konuyu şöyle bildirmektedir:

“Allah ve Resulüne karşı savaşan ve yeryüzünde fesat çıkarmaya çalışanların cezası, ancak öldürülmeleri veya asılmaları yahut ayak ve ellerinin çaprazlama kesilmesi, ya da yeryüzünde başka bir yere sürgün edilmeleridir. Bu, dünyada onlar için bir zillettir. Ahirette ise onlar için büyük bir azap vardır.” (Maide 5/33)

“Yalnız bunların içinde tarafınızdan yakalanmadan önce tevbe edenler olursa biliniz ki Allah affedicidir ve merhametlidir.” (Maide 5/33-34)

Bu ayette görüldüğü üzere İslam’da ölüm cezası da vardır; öldürme şekli olarak idam edilme cezası da. Yukarıda mealini vermiş olduğumuz ayeti dikkatlice okuduğumuz zaman hem öldürmenin hem de asılarak öldürmenin zikredildiğini göreceğiz. Olay bununla da bitmiyor, çaprazlama el ve ayağın kesilmesi ve ya sürgün edilmelerinden de bahsediliyor.  Bu ceza kimler için veriliyor? Allah’a ve elçisine karşı savaşan ve yeryüzünde fesat çıkaran/ nefsi ve nesli ifsat eden bozan kimseler için. Bunun tespiti ve uygulaması ise; o günün otoritesine bırakılıyor. İşlenen suçun durumuna göre cezanın dozunu ve şeklini o günkü otorite yani devletin içtihadı belirliyor.   İşlenen suç, Allah ve resulüne karşı savaşmak ve yeryüzünde fesat çıkarmak. Meşru bir İslam devletine isyan ederek devlete karşı savaşan insanlara ölüm cezası verildiği gibi, yeryüzünde fesat çıkaranlara da ölüm cezası verilmektedir. Ayrıca işlenilen suçun çeşidine göre el ve ayakların çapraz olarak kesileceği gibi suçun durumuna göre sürgüne de gönderileceği bildiriliyor.

İşte bu ayete dayanarak devrimden sonra İran İslam Cumhuriyeti devletinin ruhani lideri Humeyni, uyuşturucu tacirlerinin işlemiş oldukları suçun niteliğini; “yeryüzünü ifsat etmek” olarak değerlendirdiği için bunların idam ederek cezalandırılmasına hükmetmiştir.  Çünkü bunlar milyonlarca masum insanın hayatını ifsat eden bir işi yapmaktadırlar. Bu öyle bir hastalık ki bir kere kullanan insanı bile ebediyen madde bağımlısı yapıp hayatının perişan olmasına neden olmaktadır.   Bu gün kullananların yaş haddi, orta öğrenim seviyesine kadar inmiştir. Gencecik yavruları zehirledikleri bilinmektedir. Bunlara hukuk dilinde “müfsidül fil arz” yeryüzünü fesada verenler/ nefsi ve nesli bozanlar denilmektedir. Aslında fesat kavramı sadece toplumsal kargaşa ile sınırlı da değildir. Ayeti kerimede rabbimiz onlara yeryüzünde iktidar / imkân verdiğimiz zaman ekini ve nesli bozarlar” (Bakara 2/205) buyurmaktadır.  Gerek ahlak,  gerekse anlayış olarak toplumları bozdukları gibi meyve sebze ve bil umum tohumların genleri ile oynayarak ekini bozmaktadırlar. Dünyevi çıkarları için insanlığın geleceğini karartan bu insanların da aynı durumda olduğunu görmemiz gerekir. Genleriyle oynayarak doğallığını bozdukları meyve, sebze ve tahılların insan hayatı için ne tür tehlikeler ürettiği henüz tam olarak bilinmiyor ise de bilinenler bu konuda yeterli bilgiyi veriyor. İsrail tohumlarını alanların kanseri eşantiyon olarak aldıkları artık gizlenmiyor. Bu halleri ile bunlar da yeryüzünü /ekini ve nesli bozmakta, doğallığı ifsat etmektedirler. Muktedir bir otorite bunlara asla izin vermemesi gerekir. İnsan sağlığı her şeyden daha önemlidir. İnsanın sağlıklı olması için yiyecek ve içeceklerin doğal ve sağlıklı olması gerekir. Bırakın insanların yiyeceklerini;  gerçekten sağlıklı bir yaşam için hayvanlara verdiğimiz yemlerin de doğal olması gerekmektedir. Etinden, sütünden, yumurtasından istifade ettiğimiz hayvansal ürünler ile de insanların sağlığı etkilenmektedir. Bunlar da birer ifsattır. Hayvan atıklarını yeme katmaları nedeniyle doğası bozulan hayvanların deli dana hastalığı diye bir hastalığa yakalandıkları ortaya çıkmıştı. Bunlar kamuoyundan gizlenemeyenler. Bilmediğimiz duymadığımız ve duyurulmayan nice ifsatlar vardır!..

Merhameti sonsuz olan Allah, bu isyankâr ve fesatçılar için dört çeşit cezalandırma önerdikten sonra; “siz onları yakalamadan evvel tevbe ederlerse biliniz ki Allah çok bağışlayıcı ve merhamet edicidir “ buyurarak gerçekten tevbe edip düzelenleri bağışlayacağını ilan etmektedir.

Bundan sonra kasten adam öldürmenin cezası olarak ta kısas/ ölüm cezası verilmektedir. Yani “kısasa kısas” tabir edilen bir ceza olarak öldüren öldürülür buyurmaktadır:

“Ey iman edenler! Öldürülenler hakkında size kısas farz kılındı. Hüre hür, köleye köle, kadına karşı kadın (öldürülür). Ancak her kimin cezası, kardeşi (öldürülenin velisi) tarafından bir miktar bağışlanırsa artık (taraflar) hakkaniyete uymalı ve (öldüren) ona (gereken diyeti) güzellikle ödemelidir. Bu söylenenler, Rabbinizden bir hafifletme ve rahmettir. Her kim bundan sonra haddi aşarsa muhakkak onun için elem verici bir azap vardır.” (Bakra 2/178)

“Ey akıl sahipleri! Kısasta sizin için hayat vardır. Umulur ki suç işlemekten sakınırsınız.”(Bakara 2/179)

İnsana verilen fıtrat insanlık tarihi boyunca değişmemiş bundan sonra da değişmeyecek. Bu nedenle bizden asırlar önce gelen Tevrat’ta da aynı hükümlerin varlığını bizzat Kur’an zikretmektedir:

“Tevrat’ta onlara şöyle yazdık: Cana can, göze göz, buruna burun, kulağa kulak, dişe diş…  Yaralar da karşılıklı kısastır (Her yaralama misli ile cezalandırılır). Kim bunu (kısası) bağışlarsa kendisi için o keffâret olur. Kim Allah’ın indirdiği ile hükmetmezse işte onlar zalimlerdir.” (Maide 5/ 45)

“Eğer ceza verecekseniz, size yapılan işkencenin misliyle ceza verin. Ama sabrederseniz, elbette o, sabredenler için daha hayırlıdır.” (Nahl 1/126)

İslam fıtrat dini olması nedeniyle insanlığın selameti için gereken köklü tedbirleri almaktadır. Tüm insanlığın malı, canı. Aklı, nesli, dini ve namusu emniyette olması için gerekli olan ceza yasalarını koymuştur. Bunların da titizlikle uygulanmasını istemektedir.(Nur 24/2) Bu nedenledir ki,  Allah’ın Elçisi Muhammed (as) : “Kızım Fatıma da olsa elini keserim” buyurmuştur.  Çünkü zalime merhamet mazluma zulümdür. Suçluya verilen ceza mazlumun hakkını korumak içindir. Böylece insanların canını, malını, namusunu, neslini ve dinini koruyarak toplum emniyete kavuşturmuş olacaktır. Hümanistlerin timsah gözyaşları safi zihinleri bozarak, zalime payandalık yapmak; toplumun ifsadını artırmaktan başka bir işe yaramaz. Şunu bütün ayrıntıları ile bilelim ve inanalım ki, kulları için Allah’tan daha merhametli, daha adil kimse olamaz. Herkese layık olduğunu veren O dur. O’ nun terazisi asla şaşmaz…

 

iktibas çizgisi

Google+ WhatsApp