İkinci dalga mı?..

İkinci dalga mı?..


Gerçekten de merak içindeyim: Her şeyin içine soktuğumuz şu burnumuzu maskenin içine neden sokmuyoruz?

Yoksa “çene maskesi” modası çıktı da benim mi haberim yok?

Maskeyi ya çeneye bağlıyoruz, ya burun altına indiriyoruz.

Bazılarına nazınız geçiyor, ikaz ediyorsunuz: “Dostum, maske…”

“Var ya işte…”

“Evet var, ama çeneye (burun altına) bağlamışsınız.”

Mazeret malum: “Valla maske ile nefes alamıyorum.”

Kabrin nefes yeri mi var acaba? “Ya ölüyor yahut öldürüyorsun!”

Bunu da söyleseniz, yine bir şey ifade etmeyecek. “Kader” deyip yürüyecek. “Kontrollü sosyal hayat” gibi “kaderi” de yanlış anlamışız bu çok belli. 

Maskeyi çeneye ya da burun altına bağlama “moda”sının dayanağı, cezadan kurtulmak!

Hani var ya üç bin küsur lira ceza, işte bu cezaya karşı tedbir alınıyor. Koronavirüs’ün cezası ölüm, ama ona tedbir yok: Tedbiri devlet alsın!

Almadı mı? Hatta bizim düşünmediğimiz sağlığımızı düşünüp bizi aylarca eve kapatmadı mı?..

Muhalefetin çıldırdığı şehir hastanelerini devreye sokmadı mı?..

Kırk beş gün içinde üç bin yatak kapasiteli ve tam donanımlı iki hastane inşa etmedi mi?..

Vicdanımın sesi olarak söyleyeyim ki, Türkiye’nin başında Sayın Recep Tayyip Erdoğan olmasaydı, Türkiye Brezilya’dan beter olurdu.

Büyük Marmara depreminde olduğu gibi, “Saldım çayıra Mevlâ kayıra” modunda yollarda yahut yönetim zaafından dolayı mezbelelik haline gelmiş hastane koridorlarında ölürdük!

Kemal Kılıçdaroğlu’nun yönettiği dönemdeki SSK hastanelerinin halini unutmayın!

Yani, şu salgın döneminde (pandemi benim kültürümün kelimesi değil) Türkiye’nin perişan olmamasını Sayın Tayyip Erdoğan’ın kaptanlığına borçluyuz!

Ekonominin diğer bazı devletlerin ekonomisi gibi yerlerde sürünmemesi, salgına rağmen 4.5 büyüme sağlanması, pek çok ülkeye de yardım gönderilmesi, aynı anda terörle kesintisiz mücadele edilmesi yine onun liderliği sayesindedir.

Binaenaleyh aklı başında hiç kimse, salgın konusunda devlet üzerine düşeni yapmadı diyemez: Tabii öğretilmiş çaresizlik içinde peşin hükümlerini gerçek zanneden ebedi muhalif bir azınlık dışında!..

Devlet, görevini fazlasıyla yaptı. Ne hastayı, ne ölüyü sahipsiz bırakmadı. Hatta uzman ekipler kurup testi pozitif çıkanların temas ettiği kişileri buldu, tedaviye aldı…

Garibanları maaşa bağladı… Bazı ekonomik kayıpları göze alarak, bizim sağlığımız için sokağa çıkma yasağı uyguladı.

Salgını belli bir noktaya kadar düşürdükten sonra da milletine döndü ve dedi ki: “Bundan sonrası görev sizin! Kural 1: Maske takılacak; 2: Sosyal mesafe korunacak; 3: Beden ve çevre temizliğine (hijyen kelimesi de bizim kültürün değil) dikkat edilecek!”

Dikkat ediyor muyuz? Hayır! Kurallara uyuyor muyuz? Hayır! Yakın teması kestik mi? Hayır! 

O zaman bekle: Sıra sana da gelebilir!

Madem böyle yapacaktık, neden kendimizi aylarca hapsettik? 

Google+ WhatsApp