“İki papaz” kıyaslaması!

“İki papaz” kıyaslaması!


“İki papaz” kıyaslaması!

 

 

Amerika Birleşik Devletleri ile Türkiye karşılaştırması yapalım..

Bu karşılaştırmayı, artık kamuoyunda sıkça kullanıldığı üzere, “iki rahip”ekseninde yapalım..

Türkiye, Pensilvanya’da yaşayan, kendi vatandaşı olan, rahip olarak artık tanımlanan Fetullah Gülen’in kendisine verilmesini istiyor..

Öyle, “Yarın saat 18.00’e kadar” falan değil..

4 yıllık süreçte, “Buyrun yolladığımız belgeleri inceleyin. Öncelikle tutuklayın. Sonra da iade edin” talebi ile istiyor..

Türkiye’nin bu nezaketine karşılık, ABD kendi vatandaşı için ne yapıyor?

“Şu şu sebeplerle geri yollanmasını istiyoruz” demiyor.. Bir bilgi, bir belge sunmuyor.. Sunmaya gücü olsa, zaten mahkemeye sunacak, mahkemeden karar alacak..

Mahkemeden bir özgürlük kararı alamayacağını bildiği için..

Türk hükümetinden yardım istiyor..

Tamam, türk hükümeti de, kendisine yardımcı olabilir, “Bizim mahkemelerde, şu şu durumlarda tahliye kararı çıkar, şunları şunları mahkemeye sunun, tahliye kararı isteyin” diyebilir..

Bu yolda, ABD’den bir nezaket içerikli talep geliyor mu?

Hayır.

Ya ne geliyor?

Tehdit dolu ifadeler..

“Yarın saat 18.00’e kadar verdiniz verdiniz.. Vermezseniiiz..”

Böyle bir tehdit karşısında..

Tayyip Erdoğan’ı seversiniz, sevmezsiniz. Oy vermişsinizdir, vermemişsinizdir..

Kimden yana olmanız gerekir?

Kime “Haklı” demeniz gerekir?

Kime “Küstahlık yapıyor, şımarığın teki” demeniz gerekir?

Hiç tereddüt yok, ABD’ye “Küstah” demelisiniz. Trump’a “Şımarık” demelisiniz..

Bir başka açıdan iki papaz olayını kıyaslayalım..

Her ikisi de, vatandaşı oldukları ülkenin dışında yaşıyorlar.. 

Fetullah Gülen Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı.. Ama ABD’de yaşıyor..

Brunson ise, ABD vatandaşı olduğu halde, Türkiye’de yaşıyor..

Bizim papaz, kendi ülkesine karşı darbe girişiminde bulunuyor..

Onların papazı ise, kendi ülkesine değil.. Misafir olarak kaldığı ülkenin aleyhine suç niteliğinde eylemlerde bulunuyor..

Dolayısı ile..

Brunson’ı istemek için..

ABD’nin yüzü olamaz..

“Sen önce, misafir ettiğin bizim vatandaşımız statüsündeki papazı ver.. Sonra, bizim ülkemizde, bize karşı suç işleyen papazı istemeye yüzün olsun” sözüne, verecekleri küçücük bir cevap olamaz..

İki papazı, bir başka açıdan daha değerlendirelim..

Fetullah Gülen halen ABD’de, kendi ikametgahında.. 

Vatandaşlık sebebi ile değil, geçici izinlerle orada yaşıyor..

ABD açısından bakarsanız, Türkiye’ye yollanmasında, kendileri açısından hiçbir sıkıntı yok. Kendi vatandaşını, bir başka devlete teslim edecek değil..

Zaten iadesi istenen kişi, iadeyi isteyen ülkenin vatandaşı..

Türkiye’den oraya gitmiş.

İsteyen de, Türkiye..

“Al bu adamı.. Ne yapıyorsan yap. Zaten bize, misafir olarak gelmiş. Zaten izinlerini zar zor uzatmış durmuşuz.. 19 yıl olmuş.. Artık kendi vatandaşı olduğu ülke de istediğine göre.. Yollayalım gitsin.. Alın da, biz de kurtulalım”demeleri gerekir..

Bunun için, aslında bir mahkeme kararını siyasi baskı ile değiştirmeyeihtiyaçları yok..

Mahkemelerine karşı bir tehdit uygulamasında bulunmalarına gerek yok..

“Kalma izninizi iptal ettik” dedikleri anda..

Fetullah Gülen skandalından kendilerini kurtarmış olurlar..

Bunu bile yapmıyorlar..

Ama.. Bunu bile yapmayan ABD..

Ne yüzle ortaya çıkıyorsa..

Pensilvanya’daki zat henüz kendilerinde el bebek, gül bebek beslenirken..

Türkiye’deki ABD vatandaşı Brunson’ın hakkında mahkeme kararı olduğu halde.. 

Mahkeme kararının değiştirilip, kendilerine yollanmasını istiyorlar..

Onlar, bir mahkeme kararını değiştirmeden, Gülen’i bize yollayabilirler.

Yollamıyorlar..

Ama bizim, Brunson’u onlara yollamamız için.. Mahkemenin “ev hapsi” kararını, “tahliye” ile değiştirtmemiz gerektiği halde...

Bu hukuki gerçeği görmezden gelip..

Hiç utanmadan, bir de saat vererek, mahkeme kararının kaldırılıp, Brunson’ın yollanmasını istiyorlar..

Kendileri 4 yılda, bir dandik ikamet iznini iptal edemedikleri halde..

Türkiye, ABD’nin Brunson ile ilgili talebini yerine getiremediğinde, ABD’ye karşı savaş açmış bir kişiyi korumuş mu oluyor?

Hayır..

Ama Amerika..

Fetullah Gülen’i, Türkiye’ye iade etmediğinde..

Türkiye’ye karşı savaş açmış bir kişiyi korumuş oluyor..

Türkiye düşmanı bir kişiyi koruyarak, kendisinin de Türkiye karşısında olduğunu, belgelemiş oluyor..

Bu açıdan da, “iki papaz” olayı, maskeleri indiriyor.

Riyakarlıkları ortaya çıkarıyor..

Gelelim, ABD’nin küstahlığının sorumluluğuna..

Türkiye’nin, “Yarın saat 18.00’e kadar verdiniz verdiniz.. Vermezseniiiz..” diye tehdit edilmesinin sorumlusu kim?

“AK Parti iktidarı” diyecekler, maalesef yanılıyorlar..

ABD’ye bu küstahlığı yapması için cesaret verenler, yıllardır Türkiye’nin siyasetini yönlendirenlerdir..

Bürokratlarıdır.

İşadamlarıdır..

Çocuklarını doğurmak için ABD’ye gidenlerdir..

AK Parti iktidarı olmasaydı..

Evet, bu kavga olmazdı..

Ama kavga olmaması demek, o tehdidin yapılmaması demek değil.

O tehdit yapılırdı..

Türkiye o tehdide boyun eğer..

Brunson’u serbest bırakır..

ABD’nin isteği olurdu..

Sonuçta da kamuoyu, böyle bir kavgadan haberdar olmazdı..

Ama Amerika bilirdi ki...

Türkiye, tehditlerine boyun eğen bir ülkedir..

Türkiye’den isterlerse, bir adamlarını alırlar..

İsterlerse, Türkiye’ye karşı suç işleyen birisini iade etmezler..

Bugün bu kavga herkesin malumu oldu ise..

AK Parti’nin dik duruşu sebebi iledir..

Bu da, hayırlı olmuştur..

Her gün ölmektense.. Her gün tehdit altında yaşamaktansa..

Gerekirse bir gün ölünür..

Ama inşaallah, bu dik duruş sayesinde, ölümü değil, onurlu yaşamayı haketmiş durumdayız..

Bunun için de, “dik duruş” sergileyen idarecilerin yanında olduğumuzu, yalnız olmadıklarını göstermemiz gerekir..

Gün gelir, tehditlere boyun eğenler, başları önde yürümeye mahkum olurlar..

Gün gelir, “dik duruş” sergileyenler, yine başları dik, onurları ile hayatlarını sürdürürler..

 

yeni akit

Google+ WhatsApp