İdlib’den vazgeçmek yok! İdlib’de geri dönüş yok!

İdlib’den vazgeçmek yok! İdlib’de geri dönüş yok!


33 şehit…

Acımız çok büyük… Öfkemiz çok büyük…

Şehitlerimize Allah rahmet eylesin. Allah askerimizin yardımcısı olsun. Yine de güç toplayıp durmamak lazım. Bizim de yazmamız, anlatmamız lazım.

Türkiye dün çok zor, çok acı bir gece geçirdi.

Üzücü haberleri almamıza paralel, Ankara, 10 Şubat’tan itibaren, yani rejimin İdlib’de, Serakib yakınlarında yedi askerimizi ve bir sivil personelimizi şehit ettiği günden bugüne, Türk ordusunun ve desteklediği Suriye Milli Ordusu ile onlarla koordineli hareket eden muhalif güçlerin rejime verdirdiği kaybı açıkladı.

Buna göre,

Düne kadar 1709 rejim unsuru, 55 tank, 3 helikopter, 18 zırhlı araç, 29 obüs, 21 askeri araç, 4 doçka, 6 mühimmat deposu, 7 havan yok edildi.

Dokuz yıldır muhaliflere karşı yürüttüğü iç savaşı sürdürürken büyük zayiat veren ve Rusya ile İran arkasında durmadığı sürece ilerleme kaydedemeyen rejim güçleri için bu kayıp fazlasıyla büyük. Suriye meselesini yakından takip eden yabancı kaynaklara göre, bu rakamlar rejimin askeri araçlarının %5’ine tekabül ediyor.

Sadece 17 günde, üstelik Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın rejime Şubat sonuna kadar verdiği mühlet dolmamışken, Esad güçlerinin karşı karşıya kaldığı durum, süre dolduğunda Şam rejimi geri çekilmezse neler yaşayacağına dair yeterli ipucunu veriyor.

Ayrıca, bilindiği gibi, TSK’nın İdlib bölgesine yaptığı tahkimat, Fırat Kalkanı, Zeytin Dalı ve Barış Pınarı Harekatlarında yapılanın çok üstünde. Yani Türkiye her ihtimale hazır; hiçbir şekilde kaybetmemeye hazır.

Daha önce yazmıştık, bir kez daha tekrar edelim; Eylül 2018’de Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Putin arasında Soçi’de imzalanan İdlib mutabakatına rağmen rejim, Aralık 2018’de başlattığı İdlib saldırılarını anlaşmayı ihlal ederek hiçbir şekilde durdurmadıBuna rağmen ele geçirdiği alan çok az, kayıpları çok fazlaydı.Yani rejim muhaliflere karşı büyük kayıp vermesine rağmen ilerleme kat edemiyordu.  Bunun nedeni Rusya’nın, rejimin saldırılarını görmezden gelmesine rağmen, havadan ve karadan saldırılara destek vermemesiydi.

Ancak durum 2019’un Nisan ayının sonunda tersine dönmeye başladı. Yaklaşık bir buçuk yıl boyunca rejime askeri olarak destek vermeyen, fakat durdurmaya da yeltenmeyen Rusya, hava saldırıları ve sahadaki milisleriyle İdlib operasyonuna destek vermeye başladı. Putin, Cumhurbaşkanı Erdoğan’la yaptığı anlaşmaya hep sadıkmış gibi durdu ama sahada durum yer yer bunun aksi yönde oldu.

2019 Ağustos’ta Türkiye’de dikkatleri İdlib’e uzun zamandır ilk kez yoğunlaştıran olay yaşandı. Morek’teki (Murak) 9 no’lu gözlem noktasına intikal etmekte olan askeri konvoyumuzun geçiş yoluna yapılan hava saldırısı yapılmıştı. Üç sivil şehit olmuş ve 12’si de yaralanmıştı.

Esasen bu saldırı da, rejimin Türk askeri güçlerini tehdit eden ilk saldırısı değildi. Bundan önce 9 no’lu gözlem noktasına yakın bulunan Cebel Zaviye bölgesindeki 10 no’lu gözlem noktası da hedef alınmıştı. 27 Haziran’da gerçekleşen bu saldırıda Cebel Zaviye civarı iki saat içinde iki kez vurulmuş ve bir Türk askeri şehit olurken, diğer üç kişi de yaralanmıştı. Daha önce Morek ve Zaviye bölgesine benzeri şekilde, 

29 Nisan,

4 Mayıs,

12 Mayıs,

31 Mayıs

ve 8 Haziran’da beş saldırı daha düzenlenmişti.

Daha önce Rusya olmadan bu saldırıları düzenleyemeyen ve sahada zayıf kalan rejim, 28 Nisan’da başlayan aktif Rus desteğiyle saldırılarını yoğunlaştırmış ve ilerleme kaydetmeye başlamıştı. Türk konvoylarını ve pozisyonlarını da hedef alan bu saldırılar, rejimin (bilindiği gibi) Türkiye’nin gözlem noktalarından çekilmesini istediği, Rusların da buna destek vermeye devam edeceği anlamına geliyordu. Yeni bir mülteci akınıyla tehdit edilen Türkiye, buna rağmen geri adım atmadı ve İdlib’in güney sınır hattında çatışan muhaliflere anti-tank füzeleri, Grad roketleri, zırhlı araçlar başta olmak üzere yoğun silah desteği vermeyi sürdürdü.

Hama’nın kuzeyinde Han Şeyhun ve hemen ardından Maarat’ul Numan’ı alarak Türkiye sınırına doğru yoğun bir sığınmacı akışını tetikleyen rejim ve destek aldığı Rusya, kritik M5 karayolunun İdlib’in güneyinde kalan kısmını ele geçirince bu kez M5 karayolunun Halep’in batısındaki tarafına yöneldi. Burada İranlı milislerin de desteğiyle sivil, çoluk-çocuk tanımadan saldırılarını artırarak ilerleyen rejim, önceki gözlem noktalarımızın bazılarının yanı sıra, yeni kurulan Türk kontrol noktalarını da kuşattı. Kritik Serakib kasabasını alarak eski bir askeri üs olan Taftanaz’a kadar geldi. TSK’nın sahadaki aktivitesini artırması sonucu, rejimin ilerlemesi son 10 günde yavaşlarken, dün Serakib’in geri alınması rejim ve destekçileri tarafında büyük bir bozguna neden oldu. Yani Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın da dediği gibi, sahada durum aslında lehimize döndü. Ancak rejimin uğradığı bu bozgun, Rusya’yı da bozdu.

Serakib’in geri alınmasının ardından ya çatışmalar daha da hararetlenecekti ya da Ruslar rejim güçlerini geri çekecekti. İlk söylediğimiz oldu ve dün gece bizim de ağır kayıp verdiğimiz ama karşılığını misliyle ödettiğimiz, bugüne kadarki en kritik gece yaşandı.

Şimdi… İdlib’de sürekli ertelenen kaçınılmaz son kapımızda. İdlib’de sıkışıp kalan üç milyondan fazla Suriyeli sığınmacının bir milyonu da kapımızda. Türkiye, bugüne kadar hiçbir şey yapmayan Avrupa’yı müzakere masasında sıkıştırmak için Batı’ya yönelen kapıları gevşeterek yaşanacakların sadece Türkiye’yi etkilemeyeceğini göstermiş durumda. 

Bir öyle bir böyle konuşan, söylediğiyle yaptığı birbirini tutmayan Rusya da bundan sonra ne yapacağına karar vermek zorunda. Zira köşeye sıkıştırdığını düşündüğü Türkiye, ne tür engellerle karşılaşırsa karşılaşsın, İdlib’in kaderinin Halep gibi, Hama, Humus gibi olmasına izin vermeyeceğini net bir şekilde ortaya koymakta.

Türkiye son yılların en kritik, en önemli döneminden geçiyor ve İdlib’de hiçbir şekilde taviz vermeyecek.

Çünkü İdlib’i kaybetmek demek, Afrin’i, Cerablus’u, el Bab’ı ve dahasını kaybetmek demek… PKK’nın yeniden güçlenmesi demek… Suriyelilerin geri dönme ihtimalinin tamamen kaybolması demek… Sınırımızdaki tehditlerin yeniden yükselmesi demek… İdlib demek, Türkiye’nin geleceği demek…

Google+ WhatsApp