“İdlib’de sınırlar değişti” diyenler bunu neye dayandırıyor?

“İdlib’de sınırlar değişti” diyenler bunu neye dayandırıyor?


Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Rusya Devlet Başkanı Putin, dün Moskova’da neredeyse altı saat görüştü. Bu muazzam bir süre ve iki liderin sadece İdlib konuştuğunu düşünmek yanlış olur.

 Libya’dan Doğu Akdeniz’e, ikili ilişkilerden Avrupa’ya yönelen sığınmacılara, S-400’lere pek çok konu masaya gelmiştir. Zaten hepsi birbirine bağlı olduğu için bunda şaşırtıcı bir şey yok.

 Moskova’da İdlib konusunda imzalanan protokole gelince…

 2017’de İdlib çevresindeki Türk, Rus ve İran gözlem noktalarının kurulması üzerine anlaşılan Astana mutabakatının ve 2018 Eylül ayında Rusya ve Türkiye’nin Soçi’de imzaladığı, İdlib’in çevresinde oluşturulan “silahlardan arındırılmış bölge” anlaşmasının maddelerini değiştiren, revize eden yeni bir anlaşma ile karşı karşıya değiliz. Astana süreci ve Soçi anlaşmasına eklenen ve bunun vurgulandığı bir ‘ek protokol’ var karşımızda…

 Dolayısıyla televizyonda ve sosyal medyada dolaşıma sokulan, “rejim M4 karayolunun kuzeyine çıkamayacak,” (aslında “rejim M4 karayolunun güneyine kadar çıkabilecek,” demek istiyorlar) ya da “M5 karayolunu rejime verdik,” veya “İdlib’de yeni sınırlar çizildi,” türü söylemlerin hiçbir gerçeklik taşımadığını akıldan çıkarmamak gerek. Yani İdlib’de sınırlar değişmedi.

 Soçi mutabakatında belirlenen sınırlar değişmediğine göre, dünkü ek protokolde “yeni sınırlar” gibi bir ifade bulunmadığına göre, burada değişen bir durum yok.

Rejim güçlerinin geri çekilmesinden bahsedilmediği için sahada yeni sınırlar çizilmiş gibi düşünebilirsiniz. Ancak Türkiye’nin gözlem noktalarının da çekilmesinden bahsedilmiyor. Dolayısıyla M5 karayolu üzerinde iç içe geçmiş, üst üste binmiş noktalardaki durum karanlıkta kalmış durumda olsa bile, bu konuda karara varılmadığı, her iki tarafın da “Soçi anlaşması” vurgusu yapması nedeniyle “eski sınırları tanıdığı” anlaşılıyor.

Öte yandan, Savunma Bakanlıklarının karşılıklı olarak üzerinde çalışacağı hususun, sadece M4 karayolu üzerinde, 12 kilometre derinlikte oluşturulacak “güvenli koridor”un işleyişi ve burada yapılacak “Türk-Rus ortak devriye” faaliyetleri üzerine olduğunu ifade eden protokolün ikinci maddesine bakarsak, çatışmaların yaşandığı M5 karayolu üzerine varılmış bir mutabakat yok.

 Malumunuz, M4 karayolu Lazkiye ve Halep’i birbirine bağlayan bir otoyol. M5 ise Şam’ı Halep’e bağlıyor. Rejimin ikmal yollarını açabilmesi için İdlib’deki temel önceliği de önce M5’i, sonra M4’ü ele geçirmek. “M4 ve M5 karayollarının güvenliğinin sağlanması” hususu Soçi mutabakatında ifade olarak geçmesine rağmen, bunun nasıl sağlanacağına dair, maddenin içini dolduran bir açıklama yoktu. Dolayısıyla bu konu, o günden bugüne havada kalmıştı.

 

Ek protokolden anlaşılan, rejimin ilk olarak ele geçirmeye çalıştığı M5 karayolu Rusya’nın önceliği değil. Rusya, Lazkiye-Halep hattının güvenliğinin sağlanmasını, Lazkiye’de bulunan Hmeymim üssünün HTŞ gibi terör gruplarının oluşturduğu tehditlerden korunmasını istiyor.

Ayrıca M4 karayolunda 15 Mart’ta başlayacak Türk-Rus ortak devriyelerinin Serakib’in iki kilometre batısından itibaren Lazkiye’ye doğru uzanmasından, Serakib gibi M4-M5 kavşağındaki kritik şehrin M5 karayoluna dokunmamak adına özellikle dışarıda bırakıldığını anlıyoruz.

 Yani taraflar, M5 karayolu konusunda, şimdilik uzlaşamamakta uzlaşmış gibi görünüyor. M4 karayolu üzerine bir mutabakata varılmasına rağmen, M5 karayolu konusunun, er ya da geç yapılması gerekecek yeni bir ek protokole kadar ertelendiğini söyleyebiliriz.

 Üç maddeden oluşan ek protokolün son iki maddesinin tamamen Rusya’nın çıkarlarını gözetmek üzerine olduğunu söyleyebiliriz. Ancak, burada oluşturulacak güvenli koridorun Rus-Türk ortak devriye faaliyetleriyle korunacak olması, Rusya’nın sürekli öne sürdüğü “terör” argümanını da elinden alacak. Yani terörle mücadele edilecekse, Türkiye’nin de öne sürdüğü gibi, birlikte edilecek.

Esasen, bu ek protokoldeki en önemli madde, dün gece yarısı itibarıyla başladığı ilan edilen ateşkes. Ateşkes tüm tarafların silahlarını susturması anlamına geliyor. Bunun ne kadar süre sürdürülebileceği, Rusların Esad’ı ve İranlı milisleri ne kadar dizginleyebileceğine bağlı. Açıkçası, Eylül 2018’de imzalanan Soçi mutabakatından hiç de memnun olmayan, Aralık 2018’de İdlib’e saldırmaya başlayan rejim ve İran’ın milisleri yine durduğu yerde durmayacak ve belli bir noktadan sonra yeniden muhaliflerle çatışmaya başlayacak. Rusya bu ateşkes ihlallerini görmezden gelse bile, havadan destek vermediği sürece, daha önce olduğu gibi rejimin ilerleme sağlayamayacağını, hatta 2019’un ilk altı ayında olduğu gibi ağır kayıplar vereceğini tahmin edebiliriz. Bu durumda, rejim ateşkesi ihlal ettiği için, Türkiye muhaliflere destek vermeyi sürdürecek. Ancak, Türk askerine ve gözlem noktalarına saldırı olmadığı müddetçe, 10 Şubat’tan düne kadar yaptığı üzere, rejimin üzere ateş olup yağmayacak. Eğer böyle bir durum oluşursa, —ki sahadaki rejim güçleri Rusya’dan destek görmediği sürece bunu yapamaz, yaparlarsa arkalarında Rusya desteği olacağını öngörmek gerekir, — o zaman Türkiye cevabını fazlasıyla verecek.

 Elbette ateşkesi ihlal edebilecek diğer taraf ise, HTŞ ve de özellikle Huras-ud Din gibi terör grupları… Esad rejimi İdlib’e saldırmadığı sürece, muhalifler daha önce yaptıkları gibi bu terör gruplarını durdurmayı başarabilir ve Türkiye’nin bölgedeki askeri varlığını sürdürmesiyle bu örgütlerle mücadele edilebilir. Terörle mücadele, Türkiye’nin İdlib’deki varlığına yeni bir anlam kazandırabilir ve Halep’in kaybedilmesine bahane edilen bu örgütlerin İdlib’in kaybedilmesine de neden olmasının önüne geçebilir.  Lakin, İdlib gibi üç milyondan fazla insanın sıkıştığı bir bölgede teröristleri sivillere zarar vermeden ayıklamanın, Türkiye’nin önceki üç kara operasyonundan daha zorlu olacağını not etmek gerekir. Bu nedenle İdlib’deki terör örgütleriyle bugüne kadar doğrudan mücadele etmemeyi tercih eden Türkiye’nin, bu protokolle fazlasıyla öne çıkan bu konuda nasıl bir strateji izleyeceği büyük bir önem taşıyor.

 Ek protokolün en kritik kısımlarından biri ise, “… mültecilerin ve ülke içinde yerinden edilen kişilerin güvenli ve gönüllü olarak Suriye'deki asıl ikamet yerlerine geri dönüşlerinin kolaylaştırılmasının …” öneminin vurgulandığı bölüm. Han Şeyhun, Maarat-ul Numan, Serakib ve benzeri yerlerdeki evlerinden kaçıp sınırımıza dayanan yaklaşık bir milyon insan “güvenli” ve de “gönüllü” bir şekilde geri dönebilecek mi? Bunun gerçekleşmesi için, en başta rejimin aldığı bölgelerden geri çekilmesi gerekecek. Rusya bunu sağlamazsa, ek protokoldeki bu vurgu da sadece yazılı bir cümle olarak kalacak. 

Özetlemek gerekirse, İdlib’deki siviller, bir kez daha, yeni bir ateşkes ihlaline ve tansiyon yükselmesine kadar, biraz da olsa nefes alabilecek. Taraflar, yeni bir çatışmaya kadar güç toplayıp hazırlık yapacak. Ateşkes, er ya da geç ihlal edilirse, —edileceğine şüphe yok, — yeni bir mutabakata kadar çatışmalar sürecek.

 İdlib’i daha çok uzun süre konuşacağız.

Google+ WhatsApp