İdlib’de Büyük Bir İnsani Kriz Kapıda

İdlib’de Büyük Bir İnsani Kriz Kapıda

Demokrasi talepleriyle başlayıp uluslararası güçlerin müdahalesi sonrasında küresel bir hesaplaşma arenasına dönüşen Suriye’de insani bedel giderek büyüyor. Savaş sırasında uygulanan her türlü şiddet öylesine kanıksandı ki, yedinci yılında insani bilanço

İdlib’de Büyük Bir İnsani Kriz Kapıda

 
 

Demokrasi talepleriyle başlayıp uluslararası güçlerin müdahalesi sonrasında küresel bir hesaplaşma arenasına dönüşen Suriye’de insani bedel giderek büyüyor. Savaş sırasında uygulanan her türlü şiddet öylesine kanıksandı ki, yedinci yılında insani bilanço hakkında verilen rakamlar, artık adeta kimse için bir anlam ifade etmez hale geldi. 

Son iki yıldır ilan edilmiş olan “çatışmasızlık bölgeleri” ilk anlarda barış için önemli bir adım gibi görünmüştü. Ancak Esed rejiminin bu bölgelere yönelik saldırıları binlerce sivilin ölümü ile sonuçlandı. 

Bu çatışmasızlık bölgelerinden sonuncusu olan İdlib, bugün çok daha büyük bir insani krize gebe görünüyor. Çünkü kent ve çevresi, sadece 300.000 civarındaki yerel nüfusa değil, savaş nedeniyle ülkenin farklı bölgelerinden “güvenli olduğu” için buraya gelen 3 milyon mülteciye de ev sahipliği yapıyor. Bölgeye yönelik olası bir saldırıda birçok insan ikinci defa mülteci durumuna düşecek ancak ne yazık ki bu durumda da insanların artık gidecek bir yerlerinin olmaması ayrı bir trajedi sebebi. Kesin olan şu ki, hâlihazırda nüfusunun üçte ikisi zaten insani yardıma muhtaç olan İdlib, olası bir rejim saldırısı ardından daha büyük bir insani felaketle karşı karşıya kalacak.

Yeni İnsani Kriz

Yaklaşık 3 milyon insanın yaşadığı İdlib’de olası bir saldırı sonrasında en az 700.000 kişinin yeniden yollara düşmesi bekleniyor. Bu da Suriye savaşında bir seferde şu ana kadarki en büyük mülteci hareketi anlamına geliyor. Bu insanlardan en az 250.000’inin Türkiye’ye doğru hareket edeceği tahmin ediliyor. Bölge ile Türkiye arasındaki sınır kapısı Cilvegözü (Babülheva) insani yardımların tek giriş noktası. Aylık ortalama 400-450 arası yardım TIR’ı buradan Suriye’ye giriş yapıyor. Olası bir askerî saldırıda Türkiye’nin sınır kapısını kapatması, bu yardımların da bölgeye girişini aksatacak.

Daha önce Doğu Guta ve Halep saldırılarında en azından mültecilerin sığınabileceği özgürleştirilmiş yerler vardı. Ancak bu kez mültecilerin böyle bir şansı da bulunmuyor. Hasılı zaten haddinden fazla kalabalık olan bölgede, yaşam koşulları yeni bir saldırıyla daha da kötüleşecek.

Şu ana kadar yüz binlerce insanın çatışma ve bombalamalarda hayatını kaybettiği Suriye iç savaşında, İdlib’e düzenlenecek bir saldırı halinde bu rakamın daha da artmasından endişe ediliyor. Zira çok dar bir alanda bir arada bulunan militanlarla sivillerin ayrıştırılması mümkün olmadığından, olası hava operasyonlarında binlerce sivilin zarar göreceği muhakkak. 

Suriye iç savaşında çatışmalarda ölenler haricinde sadece açlık, hastalık ve benzeri nedenlerden dolayı hayatını kaybedenlerin sayısının 70.000 olduğu tahmin ediliyor. İç savaş boyunca öldürülen sivillerin 24.000’ini çocuklar, 100.000’e yakınını ise kadınlar oluşturuyor. 2 milyona yakın insanın da savaşa bağlı çeşitli nedenlerden ötürü yaralandığı bildiriliyor.


Suriye-Türkiye sınırının yakınındaki Kelbit mülteci kampından bir kare...

22 milyon nüfuslu ülkede insanların yarısı evlerini terk etti. Bunların 6 milyonu ülke içinde İdlib gibi güvenli gördükleri yerlere göç ederken 5 milyonu, başta Türkiye olmak üzere komşu ülkelere sığındı. 

İdlib’de mülteci ailelerin çoğu yoksulluk sınırının altında yaşıyor ve en temel ihtiyaçlarını karşılamakta dahi zorlanıyor. Gıda, barınak, sağlık ya da eğitim gibi temel ihtiyaçlarını karşılayamayan bu insanların yeni bir saldırı halinde büyük bir çaresizlik yaşayacağını tahmin etmek güç değil. 

Okulların yarısı ya hasarlı ya da sığınak olarak kullanıldığından bölgede çocuklara eğitim verilemiyor. İdlib’de bulunan hastane ve kliniklerin de yarıdan fazlası çalışamıyor. Milyonlarca hektar tarım arazisi ya yok edildi ya da kullanılamaz hale getirildi. Bu nedenle bölgeye başta un olmak üzere temel yaşam desteğinin sağlanmasının kaçınılmaz bir zorunluluk olduğu bildiriliyor.

İdlib’de Siyasi ve Askerî Durum

İdlib, Suriye’nin farklı illerindeki çatışmalardan kaçarak ya da anlaşma yoluyla bölgeye gelen muhaliflerin sığındığı son toprak parçası olma özelliği taşıyor. Bu nedenle burada rejime muhalif tüm grupların bir şekilde bulunduğu bir siyasal yapı söz konusu.

Bütün silahlı muhaliflere ev sahipliği yapan kentteki en önemli sorun, sivillerle militanlar arasındaki ayrımın yapılamaması. Hâlihazırda bölgedeki muhalif askerî yapılanmalar üç ana cepheye ayrılmış durumunda. 

Birincisi Ahrar’u-Şam, Nurettin Zengi ve Ceyşu’l-İzze, Cephet’u-Tahrir-i Suriye, Sukur-u Şam ve Ceyşu’l-Ahrar gibi genelde daha ılımlı İslami yapıları içeren ve bunların bir kısmını bünyesinde barındıran çatı kuruluş Cebhet’u-Vataniye. Grup, Esed rejimi ve Rusya’nın olası saldırısı karşısında kendilerini ve İdlib halkını savunacaklarını ilan etti. 

İkincisi, eski Nusra ve bazı yabancı savaşçıların dâhil olduğu Heyet’u-Tahrir eş-Şam (HTŞ) grubu. HTŞ İdlib şehir merkezi ve bazı kırsal bölgelerde hâkimiyet kurmuş durumunda. Eski adıyla Nusret Cephesi olan HTŞ’nin kendi içinde de tam bir mutabakat sağlanamadığı söyleniyor. Bölgedeki Arap basınına göre, HTŞ’de iki kanat olduğu ve özellikle Türkiye’nin pozisyonundan dolayı bazı grupların Hirasuddin adlı gruba geçtiği bildiriliyor. Dera’dan gelen Cundu Şam, Fursan, İman gibi sekiz grubun da HTŞ’den ayrılacağı söyleniyor. Mevcut konjonktür HTŞ’nin iki durumla karşı karşıya olduğunu gösteriyor: Birincisi ılımlı Cebhet’u-Vataniyye’ye katılarak kendini feshetmesi, ikincisi de başta yerel gruplara karşı olmak üzere silahlı direnişi seçmesi.

Bölgedeki üçün muhalefet yapılanması da çeşitli grupların bir araya geldiği, Türkiye destekli Özgür Suriye Ordusu.Bu gruplar bir müdahale durumunda Türkiye’nin belirleyeceği yol haritasına göre hareket edecekler.

Sonuç olarak İdlib, Suriye’de geride kalan yedi yıllık savaşın son büyük hesaplaşma arenası olma özelliği taşıyor. Türkiye’nin diplomatik çabaları söz konusu insani felaketin önünü alma yönünde; ancak Rusya, İran ve Esed rejiminin Astana’da alınan kararlara rağmen İdlib’e operasyon başlatmaları, bölgede büyük bir insani trajediye yol açacak görünüyor. Haliyle bu hamleyle hem son üç yılda bölgesel ve küresel anlamda oluşan yeni dinamiklerin altına dinamit konulmuş olacak hem de en önemlisi, bu süreç belki de Suriye’deki savaşı daha da uzatacak. 

 

riad domazeti

insamer

Google+ WhatsApp