İdeolojik yazı ve şiirlerle yıkanan beyinlerin hezeyanı!

İdeolojik yazı ve şiirlerle yıkanan beyinlerin hezeyanı!


İdeolojik yazı ve şiirlerle yıkanan beyinlerin hezeyanı!

 

 

Şiir sanatı açısından çok kötü olan şiirler ders kitaplarına tıkıştırılmıştı…

Behçet Kemal Çağlar şiirleri en önde gideniydi. Sağlığında Atatürk’ü, öldükten sonra da İnönü’yü yüceltmekte kendisiyle yarışırdı. O kadar kendinden geçmişti ki, Atatürk’ebir “Mevlid” bile yazmıştı:

“Ol Zübeyde, Mustafâ’nın ânesi/ Ol sedeften doğdu ol dürdânesi!

Gün gelip oldu Rızâ’dan hâmile/ Vakt erişti hafta ve eyyâm ile.

Geçti böyle, nice ay nice sene/ Vakt erişti bin sekiz yüz seksene.

Merhaba ey baş halâskâr merhaba/ Merhaba ey ulu serdâr merhaba!

Ger dilersiz bulasız oddan necât/ Mustafâ-yı bâ Kemâl’e essalât!”

Behçet Kemal, “Atatürk Mevlidi” yazarken,Tekin Alp takma ismini kullanan Moiz Kohen de “Türk’ün Yeni Amentüsü” dediği saçmasapanlığı yazıyordu:

“Kahramanlık örneği olan ve vatanın istikbâlini yoktan var eden Mustafa Kemâl’e, onun cengâver ordusuna, yüce kanunlarına, mücahid analarına ve Türkiye için ahiret günü olmadığına îmân ederim. 

 İyilikle fenalığın insanlardan geldiğine, büyük milletimin medeni cihanda en büyük mevkii kazanacağına, hamaset destanlarıyla tarihi dolduran kudretli Türk ordusunun birliğine ve Gazi’nin Allah’ın sevgili kulu olduğuna kalbimin bütün hulûsuyla şahadet ederim.”

Şair Edip Ayel,Atatürk’ü önce “peygamber”, sonra “tanrıya eş”, nihayet (hâşâ)“Allah” ilân ediyordu:

“Cennetse bu yurt, sen onu buldundu harâbe,

Bir gün olacaktır anıtın Türklüğe Kâbe.

Zindan kesilen ruhlara bir nur gibi doldun,

Türk ırkının, en son, ulu peygamberi oldun.”

“Tutsak seni lâyık, yüce Tanrı’yla müsâvi,

Toprak olamaz kalp doğabilmişse semâvî…”

4 Ocak 1934 tarihli Hâkimiyet-i Milliye gazetesinde Aka Gündüz, “Atatürk’ün tapkınıyız” diyor, Behçet Kemal, “Kaç yıldır Türkçeydi Tanrı’nın dili/ İnsana ne ilâh, ne de sevgili/ Ne de ana-baba aratıyordu/ Her an yaratıyor, yaratıyordu”diyerek “yaratıcılık” izafe ediyordu.

Bu yarışta Halil Bedii de vardı:

“Tanrı gibi görünüyor her yerde/ Topraklarda, denizlerde, göklerde;

Gönül tapar, kendisinden geçer de/ Hangi yana göz bakarsa: Atatürk.”

Şair Yaşar Nabi,“Sanayi Dini”ne “yeni mâbed” inşa etmekle meşguldü:

“Motorların şarkısı olsun yeni bestemiz,

Yeni din ezanları, minareler yerine,

Bulutlara püsküren bacalarda okunsun!”

Meşrutiyette Kemalettin Kâmi olan adını cumhuriyette Kemalettin Kamu olarak değiştiren şair, mısralardan inşa ettiği bir merdivenle milletvekilliğine çıkmak için çırpınıyordu:

“Ne örümcek, ne yosun/ Ne mûcize, ne füsun,

Kâbe Arab’ın olsun/ Çankaya bize yeter...”

Şair Faruk Nafiz Çamlıbel,Atatürk öldükten sonra, kalbinin üstüne şiirden “put”dikiyordu:

“Yürüyor, kalbimizin durduğu bir yolda değil, 

Kanlı bir gözyaşı nehrinde muazzam tabutun…

Ey ilâhın yüce davetlisi, göklerden eğil

Göreceksin duruyor kalbimizin üstünde putun!”

Şimdi düşünüyorum da, Atatürk, hiçbir ilke, inanç, ölçü tanımayan “övgücüler ordusu”nun arasında kim bilir nasıl bunalmıştır! 

Muhtemelen de hiçbirini ciddiye almamıştır. Ne yazık ki daha sonra ciddiye alındılar ve yazdıkları gariplikler ders kitaplarına girdi. Nesiller bunları okuya okuya yetişti.

23 Nisan’da Atatürk’ün mozolesinin önünde secdeye kapanmış kadını görünce, bunları hatırladım.

Manzaraya bakın da Kemalistlerin en küçük eleştirel yaklaşıma bile neden tahammül edemediklerini anlayın! 

 

yeni akit

Google+ WhatsApp