I.Dünya Savaşı bitti mi?

I.Dünya Savaşı bitti mi?


I.Dünya Savaşı bitti mi?

 

 

Geçenlerde dünyâ liderleri Paris’de biraraya geldi ve I.Dünyâ Savaşı’nın nihâyetlenmesinin 100.sene-i devriyesini “kutladılar”. Türkiye Cumhuriyeti de bu toplantıda en üst seviyede , Sayın Cumhûrbaşkanı tarafından temsil edildi. Bu katılım iç siyâsette bâzı muhalif çevreler tarafından eleştirildi. I.Dünyâ Savaşının Osmanlı İmparatorluğunun felâketli sonunu getirmiş olduğundan hareketle bu katılımın yanlış olduğu dile getirildi.

 MAKALEYİ SESLİ DİNLEMEK
İÇİN TIKLAYIN

 

Evvelâ bu değerlendirmenin çok da düşünülerek yapılmamış olduğu kanaâtini taşıyorum. Elbette her savaşın gâlipleri olduğu kadar mağlûpları da vardır. Osmanlı İmparatorluğu da mağlûplar safındaydı. Ama bu toplantı, gâliplerin tek taraflı böbürleneceği bir “zafer” kutlaması değildi. Bu sebeple sâdece gâlipleri değil; niyet düzeyinde de olsa savaşın toplu bir felâket olduğu; nihâî tahlilde bir kazananı olmadığı, sözüm ona “kazananların” da ağır kayıplar verdiği noktay-i nazarından hareketle mağlûp tarafları da ihtivâ ediyordu. Sâniyen, Sayın Cumhûrbaşkanı toplantının en gerçekçi ve eleştirel değerlendirmesini yaparak, “aslında” I.Dünyâ Savaşının “bitmediğini”, sürdüğünü ifâde etti. Her neyse; biz esas mevzumuza dönelim…

Bilindiği üzere savaş târihsel bir hesaplaşmadır ve artık değerin gerek kaynaklarının gerek “yeniden üretimi”, yâni üretim ve tüketim süreçlerinin kontrolü odağında gerçekleşir. Bu, esâsında bir paylaşım meselesidir. Modern dünyânın savaş karşısındaki konumu hayli ikircikli görünüyor. Öznellik cephesinden bakıldığında, modern zihin bir tarafıyla, meselâ militarist ideolojiler mâğrifetiyle savaşı özendirir. Felsefî düşünce de yer yer buna suç ortaklığı yapar. Meselâ Hegel, savaşı” insanlığın üzerine çöken kirli bulutları dağıtan “ tâzeleyici bir rüzgâra benzetir. Bu cephesiyle modern zihniyet, geleneksel dünyânın Ispartavârî heroik kültlerini devralır ve yeniden üretir. Diğer taraftan barışı da bir ideal olarak işler. Geleneksel dünyânın barışçıl düşünürlerini kutlar. “Bana mesken olan toprak, sende savaş belirtileri var. Savaşa hazırlanıyor bu atlar, sürüler. Ama biz bunların sabana koşulduğunu da gördük; aynı boyundurukta yürüdüklerini de..Barış umutlarımız yok olmuş değil yine de” diye yazan Vergilius ne kadar da ilham vericidir..Helenler her dört senede bir savaşlarını nihâyetlendirmiş ve barış olimpiyatlarını tertip etme “olgunluğunu” göstermemişler miydi? Modern barış kavramını en ileri seviyede işleyen ,hiç şüphesiz Aydınlanma feylozofu Kant’dır. Kant, Aydınlanmanın hakkı verilmek sûretiyle “Ebedî Barış’ın mümkün olacağına inanıyordu.

Olgusal olarak bakıldığında ise, modern dünyâ ,geleneksel dünyânın savaşlarına rahmet okutan bir târihsel performansla karşımıza çıkıyor. Bunun için sâdece 19.Asra bakmak kâfidir. 1799-1815 arasındaki Napolyonik Savaşlar ilk büyük dalga olarak geldi. 1815’de Metternich’in girişimiyle Viyana’da “barışı” kuran bir anlaşma sağlansa da ,beş sene sonra, 1820’de Avrupa yeniden iç savaşlarla sarsıldı. Bunu 1830 ihtilâlleri tâkip etti. Hemen ardından 1848 savaşları yaşandı. 1856 Kırım Savaşı, Metternich sisteminin garantörü olan ve kendilerine Kutsal İttifak diyen devletlerden ikisini; Fransa ve İngiltere’yi, diğer bir garantör olan Rusya ile kanlı bir savaşa soktu.1866’da Prusya ile Habsburglar tutuştu.1870-71 arasındaki Fransa-Prusya Savaşı buna tuz biber ekti. 1871 sonrasında başlayan Belle Epoque dönemi umutları yeşerttiyse de ; 1914’de başlayan , o güne kadar yaşanmış en kanlı savaş ,I.Dünyâ Savaşı onları söndürdü. 1918’de savaşın sona ermesinden daha yirmi sene geçmemişti ki, insanlık I.Dünyâ Savaşına rahmet okutan II.Dünyâ savaşına sürüklendi. Eğer nükleer savaş tehlikesi olmasaydı, çok eminim ki 1950’lerde bir yerde III. Büyük Savaş patlardı.

Modern dünyânın savaş konusundaki sicili çok bozuk. Modern savaşları iki nesnel sebep tetikliyor. Birincisi , yukarıda da işâret edildiği üzere “paylaşım”; ikincisi ise kapitalizmin arz-talep dengesizliğinin doğurduğu krizler. Bu ikisi zâten eşleşiyor. Sitem karşıtı hareketler de bu sarmala eklemlenmiş durumda. Meselâ Bolşevik Lenin ile Spartakist R. Luxemburg-K.Leibknecht ikilisi arasındaki ideolojik kavganın kazananın Lenin olması çok açıklayıcıdır. Basit olarak söyleyelim;R.Luxemburg; “mâdem savaşılıyor; o hâlde biz savaşmayalım” derken; Lenin “mâdem savaşılacak,o hâlde biz de savaşırız” diyordu. Bolşeviklerin kazanması sâyesinde sistem karşıtı hareketler bir çırpıda sisteme dâhil oldu ve etkilerini kaybetti.

Yalta Barışı, savaşı merkez dünyâdan, yarı-merkez dünyâya ve çeperlere taşıdı. Yunanistan İç Savaşı (1946-1949), daha evvel, 1926’da başlamış olsa 1949 biten Çin İç Savaşı, Kore Savaşı (1950-1953); Vietnam Savaşı (1959-1975),Cezayir Savaşı(1954-1962),, Arap İsrâil Savaşları (1947 ve 1967) ,Lübnan İç Savaşı (1975-1990) İran-Irak Savaşı(1980-1988), Sudan İç Savaşı (1983-2005), Hocalı Katliamı(1992), Bosna Savaşı (1992-1995)…Nihâyet Körfez Savaşı ve elyevm idrâk ettiğimiz Sûriye Savaşı……Hatırladıkça liste uzayıp gidiyor. Bu savaşlarda, II.Dünyâ Savaşında ölenlerden fazla insan hayâtını kaybetti…

Sürdürülebilir bir barışın çok uzağındayız. Hâl-i hazırda ,Clausewitz’in bir zamanlar yazmış olduğu gibi,”Barış, savaşın ertelenmiş” hâli”nden başka bir şey değil. Bir savaşın bitmesi, sâdece geçici bir mizan; geçici bir hesap kesimi..Yepyeni başka hesapları doğuruyor. Basit bir akılyürütmeyle soralım: I.Dünyâ Savaşı bitseydi, II.’si yaşanır mıydı?

Hâsılı kimse aldanmasın…Savaş hayâtın merkezinde..1990 sonrasında Yalta Sistemi çöktü…Tıpkı Viyana ve Paris Anlaşmaları gibi târihin derinliklerine gömüldü. Savaş ihtimâli Merkez Dünyâyı da içine alan bir ihtimâl olarak tırmanıyor. Yeni Dünyâ Düzeni , yeni bir paylaşım olmadan kurulamayacak. Formül işliyor…Krizler ve paylaşım iştihaları birlikte yürüyor..Ne diyelim; bizden söylemesi…O.Wilde’ın dediği gibi “Yaşayan görür”….

 

yeni şafak

Google+ WhatsApp