Hz. Peygamber’in Cenazesini 17 Kişinin Kıldığı İddiası

Hz. Peygamber’in Cenazesini 17 Kişinin Kıldığı İddiası

Resulüllah’ın vefat ettiği gün sahabenin başkanlık/halifelik seçimi için toplandığı, bu nedenle cenazesinin ortada kalıp üç gün bekletildiği, üçüncü günde ise sadece 16 kişinin cenazeye katıldığı, Hz. Ali’nin imamlık yaptığı ve böylece 17 kişiyle namazının kılındığı gibi

Hz. Peygamber’in Cenazesini 17 Kişinin Kıldığı İddiası

 

 

Resulüllah’ın vefat ettiği gün sahabenin başkanlık/halifelik seçimi için toplandığı, bu nedenle cenazesinin ortada kalıp üç gün bekletildiği, üçüncü günde ise sadece 16 kişinin cenazeye katıldığı, Hz. Ali’nin imamlık yaptığı ve böylece 17 kişiyle namazının kılındığı gibi iddialar dillendirilmektedir. Ayıca bekletme nedeniyle cesedinde bazı bozulmalar olduğu ve adeta yalnızlığa terk edildiği gibi bir algı oluşturulmaktadır.

İddia hakikaten dikkat çekici ve vahim bir durumu ima etmekte.

Evet, Resulüllah’ın vefat ettiği gün ashabın başkanlık tartışması yaptığı doğrudur, ancak bu tartışmalara bütün sahabe katılıp cenazesini ortada bırakmış değildir. İbn İshâk, Vâkıdî, İbn Sa’d ve Belâzurî gibi erken döneme ait kaynaklar incelenirse görülecektir ki, tartışmaya katılanlar son derece sınırlıdır. Zaten başlatanlar da ensârın ileri gelenlerinden bir guruptur. Ardından kendi aralarında anlaşamayınca, muhâcirlere de haber verilmiş ve üç kişi daha katılmıştır. Ayrıca tartışmanın yapıldığı Benû Saide Gölgeliği (Sakîfetu Benû Sâide), cenaze evinden çok uzak değildir. Tıpkı herhangi bir cenazede toplanan bir gurubun kendi aralarında bir konuyu konuşmaları gibi ensârın ileri gelenlerinden bir gurup da o sırada kendi aralarında bu meseleyi müzakere etmiştir.

Her ne olursa olsun Resulüllah vefat eder etmez ashabın bir gurubunun başkanlık tartışmasına girmiş olmasını, bu günün değer yargılarıyla izah etmek gerçekten çok zordur. Ancak Arap örfü ve dönemin ruhu açısından bakılırsa ensârın aceleciliğinin anlaşılabilir sebeplerinden bahsedilebilir.

Öncelikli olarak belirtelim ki, idare veya idarecinin kim olacağı meselesi henüz Resulüllah’ın hastalığı sırasında gündeme gelmiştir.  Nitekim Resulüllah’ın amcası Abbâs, birilerinin ortaya çıkmaması için Hz. Ali üzerinden iktidarın Hâşimîler’de kalmasını sağlamaya çalışmış ve Resulüllah’a gidip bu meseleyi açmayı önermiş, ancak Hz. Ali “Ya bize vermezse, bir daha kimse bize bu konuda hak tanımaz” mealinde bir açıklama yaparak öneriyi reddetmiştir.

Aynı şekilde ensâr da kendi aralarında bu işi konuşmuştur. Onların kaygısı, başkanlığı muhâcirlerin alması durumunda bir daha kendilerine bu konuda hak tanımayacak olmalarıydı. Bu yüzden vefat günü muhâcirlere haber vermeden kendi aralarında toplanmışlar, ancak anlaşamayınca muhâcirlere de haber vermişlerdir. Daha sonraki gelişmelere bakılırsa, ensârın kaygılanmakta ve aceleci davranmakta haklı olduğunu görüyoruz. Nitekim ensâr ilk denemeden sonra bir daha başkanlık için ortaya çıkamamış ve böylece yönetim tasarrufu tamamen Kureyş tekeline geçmiştir. Ardından uydurulan bir rivayetle de Hilâfetin Kureyş’e ait olduğu tezi adeta tescillenmiştir. Dolayısıyla onlar açısından aceleciliğin anlaşılabilir nedenleri vardır.

Peki, cenaze gerçekten ortada mı bırakıldı?

Kesinlikle hayır. Az önce belirttiğim gibi toplantıya sadece ensârın ileri gelenlerinden bir gurup ile muhâcirlerden Hz. Ebû Bekir, Hz. Ömer ve Ebû Ubeyde b. el-Cerrâh katılmıştır. Oysa Medine halkı olduğu gibi cenaze evinde veya mescidin yanında toplanmıştır.

Üstelik Sakîfe’deki toplantı günlerce sürmemiştir. Hatta muhâcirler geldiği zaman toplantı bitmişti. Hz. Ebû Bekir durumu öğrenince bir konuşma yaparak başkanlığın kendi hakları olduğunu gerekçeleriyle açıklamış ve orada bulunanları ikna ederek bazı itirazlara rağmen başkanlık meselesi muhâcirlere bırakılmış, böylece o toplantıda bulunanların bir kısmı Hz. Ebû Bekir’e biat edip toplantı son bulmuştur. Müteakiben cenaze evine dönülmüş ve cenazenin nereye defnedileceği meselesi konuşulmuştur. Daha sonra defin gerçekleşince umumi biat yapılmıştır. Sadece bu gelişmeler bile cenazenin ortada kalmadığının belgesidir. Zira aşağıda da işaret edileceği üzere cenaze ertesi gün defnedilmiştir.

Resulüllah’ın vefat ettiği gün veya zaman dilimi ile ilgili rivayetler hayli muhtelifidir. Örneğin Pazartesi günü kuşluk vakti öldüğünden bahsedildiği gibi, aynı günü öğlenden önce, öğlenden sonra, güneş batmak üzereyken öldüğünden de bahsedilmiştir. Keza Pazartesi günü gece defnedildiği de iddia edilmiştir. Ayrıca yine Pazartesi günü ölüp Salı günü defnedildiği, ya da Pazartesi günü ölüp Çarşamba günü defnedildiğine dair de rivayetler vardır. Hatta Salı günü vefat edip Çarşamba günü defnedildiğinden de bahsedilir. Pazartesi günü vefat edip Çarşamba günü defnedildiğini ileri sürenler cenazenin üç gün bekletildiğini iddia etmektedir. Ancak gelişmelerin akışına bakılırsa Pazartesi günü vefat edip Salı günü defnedilmiş olduğuna dair haberler daha ikna edicidir.

Sonuçta Resulüllah üç gün bekletilmemiştir. Aksine vefatın ertesi günü defnedilmiştir. Ne ki, cenazenin bekletilmesiyle ilgili haberler, mesnetsiz bir şekilde başkanlık tartışmalarıyla ilişkilendirilmiştir. Oysa tüm Medine halkı toplantıda değil, cenaze evi etrafındadır ve Sakîfe’deki tartışma da birinci gün bitmiştir. Vefat günü adeta şehirde hayat durmuş ve halk cenaze evine akın etmiştir. Her şeyden önce kabilesi Hâşimîler cenaze evini terk etmemiştir. Diğer yandan hastalığı sırasında Resulüllah’ın göndermeyi planladığı Üsâme b. Zeyd komutasındaki ordu da, vefat haberi üzerine karargâh merkezi olan el-Curf’dan ayrılıp şehre dönmüştür. Bu ordu mensupları da yine cenazenin yanındadır.

Arap örfüne göre cenazeyi en yakınları teçhiz-tekfine hazırlar ve defneder. Ayrıca cenazeler bekletilmez. Ancak Resulüllah’ın defni sırasında bu prosedür dışına çıkılarak civardaki müminlerin de katılımını sağlamak için cenaze bir gün bekletilmiştir.

Diğer yandan cenazenin geciktirilmesinin bir başka nedeni ise nereye defnedileceği sorusuydu. Kimisi Mekke’ye götürmeyi, kimisi Bakî’ mezarlığına, kimisi de mescidin içine gömülmesini önermişti. Net bir sonuca varılamaması üzerine Hz. Ebû Bekir’in önerisi ile Resulüllah’ın vefat ettiği odaya defnedilmesine karar verilmiştir. Dikkat edilirse nihai kararda onun adı geçmektedir. Bu detay bile Sakîfe’de uzun uzadıya müzakere yapılmadığına karinedir. Dolayısıyla defnin gecikmesinin ana nedeni bu iki hadisedir. Kaldı ki, civardaki kabilelerin katılımını sağlamak için defnin üçüncü güne sarkıtılmasında da bir beis yoktur.

Kimi rivayetlerde vefattan sonra Resulüllah’ın küçük parmağının büküldüğü, karnının şiştiği ve cesedinde bozulmaların görüldüğü söylenir ki, bu durum bütün cenazeler için geçerlidir. Sıcak hava nedeniyle bir günlük bekletmeden kaynaklı olarak bu tür emarelerin görülmesi, cenazesinin ortada bırakıldığı anlamına gelmez. Diğer yandan Resulüllah’ın mezarı gece kazılmıştır. Hatta kazma ve kürek seslerinin yan odadan duyulduğundan da bahsedilir.

Cenazesini 17 kişi mi kıldı?

Bu iddia kesinlikle asılsızdır. Yaptığımız bütün taramalara rağmen erken döneme ait olan hiçbir kaynak veya rivayette ne 16 ne de 17 kişinin namazını kıldığına dair bir bilgi bulunmaktadır. Üstelik sadece Sünnî kaynaklarda değil Şîa’nın referans aldığı kaynaklarda bile böyle bir iddia yoktur. Dolayısıyla bu iddiayı ortaya atanlar kesinlikle mesnetsiz söylentileri bilgi diye sunmaktalar. Kaldı ki, böyle bir iddia kaynaklarda yer almış olsa bile, bu durum iddiayı doğrulamaz. Zira rivayetin kim/kimler tarafından ortaya atıldığına bakmak gerekir.

Cenazeye 16 kişinin katılıp 17. kişi olarak Hz. Ali’nin imamlık yaptığı iddiası da kesinlikle yanlıştır. Bu iddia Hz. Ali’ye paye çıkarabilmek adına Şîa tarafından uydurulmuştur. Namaz tarihi çalışmış birisi olarak şunu hatırlatayım ki, Resulüllah zamanında cenazelerin imam eşliğinde kılındığına dair bir tek örnek yoktur. Nitekim Resulüllah birçok sahabenin cenazesine katılmış,  ancak hiçbir cenazeyi kıldırdığına dair bir iddia yoktur. Nitekim onun katıldığı cenazelerle ilgili haberlerden bahsedilirken, cenaze için dua ettiğinden/namazını kıldığından söz edilir. Diğer bir deyişle kıldırdığından bahsedilmez. Ayrıca cenazeler mescide/camiye getirilmez, evden alınıp doğrudan mezarlığa götürülürdü.

Dolayısıyla Resulüllah’ın cenazesini kimse kıldırmamış veya imam olmamıştır. Buna mukabil herkes cenaze önünde dua etmiştir. Zaten salâtın bir anlamının dua olduğunu da hatırlatalım. Üstelik sadece erkekler değil, kadın ve çocuklar dahil ashabın tamamı guruplar halinde gelip cenazenin bulunduğu odaya girerek dua etmiştir. Kanaatimce 17 rakamına dair iddia, bu haberlerden mülhem olarak ortaya atılmış olabilir, ancak bu rakamı tevsik edecek bir bilgi de yoktur.

Hiçbir klasik kaynakta yer almayan mezkûr iddia, tahminimize göre olsa olsa Şîa tarafından ortaya atılmış olabilir. Zira Şîa Resulüllah’tan sonra Hz. Ali’nin başkan/imam olması gerektiği tezini savunmaktadır. Hatta bunu bir inanç doktrinine dönüştürdüğü gibi, ilk üç halifeyi onun hakkını yemekle itham etmişlerdir. Dahası imamet konusunun nasla sabit olduğunu ileri sürerek, Allah’ın emrine uymadıkları iddiasıyla ilk üç halifeyi küfürle itham etmektedirler.

Kanaatimizce Hz. Ali’nin cenazeye imamlık yaptığı ve namazını çok az sayıdaki kişini kıldığı iddiası, diğer müminleri ilzam etmek adına ortaya atılmıştır. Deyim yerindeyse Hz. Ali’nin hakkını yeme ve halifeliği ele geçirme pahasına, sahabenin cenazeyi ortada bıraktığı gibi bir algı oluşturulmuştur. Anlaşıldığı kadarıyla Ali’nin namazını kıldırdığı iddiası da, Resulüllah’ın hastalığı sırasında Hz. Ebû Bekir’in namaz kıldırmakla görevlendirildiğine dair rivayetlere nazîre olarak ona paye çıkarmak adına ortaya atılmış olabilir.

Maalesef dinî konularda ahkâm kesmek harcı âlem bir meslek olduğu için, iki kitap okuyan kendisini allame sanıp ahkâm kesebilmekte veya malumatfuruşluk yapabilmektedir. Yazıya konu olan iddiada da benzer bir durum söz konusudur. Deyim yerindeyse “bir deli bir kuyuya taş atmış, kırk akıllı çıkaramamış” misali, beyhude tartışmalarla zihinler bulandırılmaktadır.

Sonuç itibarıyla kaynaklarda olmayan bir iddia üzerinden bu tür spekülasyonlar yapılmasının veya dillendirilmesinin kimseye bir faydasının olmadığını düşünüyorum. Keşke bu tür içi boş iddialarla enerjiler boşa harcanacağına, Resulüllah’ın öğretisinin kurucu ilkelerine dair hassasiyetler ön plana çıkarılsa veya öncelense…

 

 

israfil balcı

samsun haber

Google+ WhatsApp