Hz. Peygamber Ve Hissi Mucize

Hz. Peygamber Ve Hissi Mucize

Hissî mucize, tabiat kanunlarının normal akışının dışında meydana gelen ve insanların duyularına hitap eden mucizelerdir (Râgıb el-İsfahânî, 1992: 547). Bunlara kevnî mucizeler de denir. Bu tür mucizeler, Yüce Allah’ın tabiata her an müdahale edebileceğini gösteren ilâhî fiiller olup

Hz. Peygamber Ve Hissi Mucize

 

 

Hissî mucize, tabiat kanunlarının normal akışının dışında meydana gelen ve insanların duyularına hitap eden mucizelerdir (Râgıb el-İsfahânî, 1992: 547). Bunlara kevnî mucizeler de denir. Bu tür mucizeler, Yüce Allah’ın tabiata her an müdahale edebileceğini gösteren ilâhî fiiller olup inanmayı tercih edenlerin imanını, inanmak istemeyenlerin de inkârını kuvvetlendirir.

Kur’an’da mucize kelimesi geçmez. Ayet kelimesi ilgili bağlamlarında mucize anlamına gelir.

Tarihe yön veren şahsiyetlerin hayatı etrafında, gerçekleri yansıtan haberlerle birlikte mitolojik anlatımlar da oluş(turul)muştur. Hz. Peygamber’in hayatına dair siyer malzemesi de bundan nasibini almıştır. Öyleyse siyer araştırmalarında mitolojik malzemenin nasıl değerlendirileceği ve ayıklanabileceği hususunda donanıma sahip olmalıyız.

Farklı peygamber algıları, farklı müslüman tiplerini ortaya çıkaracaktır. Bu durum da islam toplumunun din anlayışında eksen kaymalarına yol açacaktır. Mevcut hal bu algının neticesidir.

Kur’an’ın ısrarla üzerinde durduğu konulardan birisi, Hz. Peygambere hissi mucize verilmeyeceğidir.  Şu ayetler bunun delilidir:

“Ona Rabbinden ayetler (:mucizeler) indirilmeli değil miydi?” dediler. De ki “Ayetler yalnızca Allah’ın katındadır. Ben ise, ancak apaçık bir uyarıcıyım.” Kendilerine okunan kitabı sana indirmemiz onlara yetmedi mi? Bunda iman eden bir kavim için bir rahmet ve bir hatırlatma vardır. (Ankebut, 29/50-51)

“Bize yerden pınarlar fışkırtmadıkça sana kesinlikle inanmayız.” dediler. “Ya da sana ait hurmalıklardan ve üzümlerden bir bahçe olup aralarından şarıl şarıl akan ırmaklar fışkırtmalısın. Veya iddia ettiğin gibi, gökyüzünü üstümüze parça parça düşürmeli ya da Allah’ı ve melekleri karşımıza getirmelisin. Yahut altından bir evin olmalı veya gökyüzüne yükselmelisin. Bize okuyabileceğimiz bir kitap indirinceye kadar senin yükselişine de inanmayız. De ki Rabbimi yüceltirim. Ben ancak resul olan bir beşerim?” (İsra, 17/90-93)

Büyük çoğunluğu hurafe veya mitolojik hikâyelerle süslenerek anlatılan mucize iddiaları, birçok yönden vahyin gerçeklerine aykırı tasvirler içermekle birlikte, dile getirilen iddialar giderek yerleşik bir inanç doktrinine dönüşmüş ve adeta sorgulanamaz addedilerek Hz. Peygamber’in risaletinin bir parçası haline getirilmiştir. Böylece Kur’an’ın tanıttığı peygamber yerine, tamamen rivayet kültürüne dayanan ve daha ziyade, olan yerine olması tasavvur edilen bir peygamber portresi oluşturulmuştur. Böyle bir peygamber portresi ise vahyin tanıttığı peygamberden öte, adeta beşeri özelliklerinden arındırılıp olabildiğince mucizelerle veya olağanüstülüklerle bezenmiş bir peygamber kimliğinden başka bir şey değildir.

“Bizi, Ayetler (mucizeler) göndermekten alıkoyan tek şey, öncekilerin bu Ayetleri yalanlamış olmasıdır…” (İsra, 17/59)

Hz. Peygamber dışında diğer peygamberlerin hissi mucizelerini bilen müşrikler Peygamberimizden da hissi mucize talebinde bulunmuşlardır.

Bu konuda Kur’ân’ı Kerîm onların mucize taleplerini ilgili ayetlerde şöyle belirtmektedir:

“İnkârcılar kendilerine bir ayet gelirse kesin olarak inanacaklarına dair olanca güçleriyle yemin ettiler. De ki “Ayetler, ancak Allah katındadır.” onlara ayetler gelse de inanmayacaklarının farkında değil misiniz?   Onların kalplerini ve gözlerini ters çeviririz. İlkin ona inanmadıkları gibi onu (:mûcizeyi) gördükten sonra da inanmazlar ve onları taşkınlıkları içinde şaşkın şaşkın bırakırız. Biz onlara melekler indirseydik, onlarla ölüler konuşsaydı ve her şeyi karşılarına toplasaydık, -Allah dilemedikçe- yine de onlar inanmayacaklardı. Ama onların çoğu bilmezlikten geliyorlar.” (En’am, 6/109-111)

 “Bir de diyorlar ki “Rabbinden üzerine bir ayet (:mucize) indirilse ya!” De ki “Gayp yalnızca Allah’ındır. Bekleyin, ben de sizlerle birlikte bekleyenlerdenim.” (Yunus, 10/20)

 ‘‘Onlar, “Hayır, bunlar karma karışık yalancı düşlerdir. Hayır, onu kendisi uydurdu; hayır, o bir şairdir. Eğer böyle değilse, önceki peygamberlerin (mucizelerle) gönderildikleri gibi o da bize bir mucize getirsin” dediler.” (Enbiya, 21/5).

‘‘Dediler ki: “Ona Rabbinden bir mucize indirilse ya!” (Ey Muhammed!) De ki: “Şüphesiz Allah’ın, bir mucize indirmeğe gücü yeter. Fakat onların çoğu bilmiyor.” (En’âm, 6/37).

‘‘İnkâr edenler, “Ona Rabbinden bir mucize indirilseydi ya!” diyorlar. Sen ancak bir uyarıcısın. Her kavim için de bir yol gösteren vardır.’’ (Ra’d, 13/7).

‘‘Dediler ki: “Ona Rabbinden mucizeler indirilseydi ya!” De ki: “Mucizeler ancak Allah katındadır ve ben ancak apaçık bir uyarıcıyım.” (Ankebût, 29/50).

‘‘Ey Muhammed!) Belki de sen, (müşriklerin) “Ona bir hazine indirilseydi veya beraberinde bir melek gelseydi ya!” demelerinden dolayı sana vahyolunanlardan bir kısmını göz ardı edeceksin ve o yüzden göğsün daralacak. Fakat sen, ancak bir uyarıcısın. Allah ise her şeye vekildir.’’ (Hûd, 11/12).

‘‘Bir de dediler ki: “Ona (açıktan göreceğimiz) bir melek indirilse ya!” Eğer (öyle) bir melek indirseydik, artık iş bitirilmiş olurdu, sonra da kendilerine göz açtırılmazdı. (En’am, 6/8).

‘‘İnkâr edenler diyorlar ki: “Ona (Muhammed’e) Rabbinden bir mucize indirilseydi ya!” De ki: “Şüphesiz Allah dilediğini saptırır, kendisine yöneleni de doğru yola eriştirir.’’ (Ra’d, 13/27).

Yukarıdaki ayetleri dikkate alarak şu sonuçları çıkarmak mümkündür:

1- Vahiy, karma karışık yalancı düşlerdir. 2- Hz. Peygamber onları kendisi uydurdu. 3- Tebliğ edilen vahyin doğruluğu için bir kant getirilmelidir. 4- Bu mucizeleri inkâr edenler talep etmektedir. 5- Yüce Allah’ın mucize indirmeye gücü yetmektedir. 6- Mucizeler Yüce Allah’ın katındadır. 7- İnsanların çoğu bu hakikati bilmemektedir. 8- Hz. Peygamber bir uyarıcıdır. 9- Müşriklerin mucize taleplerinden dolayı Hz. Peygamber rahatsız olmaktadır. 10- Yüce Allah mucize indirmiş olsaydı, inkârcılar hakkında hüküm verilmiş olacaktı.

Mekkeli müşriklerin Hz. Peygamber’den mucize bağlamındaki talepleri ve Hz. Peygamberin Mekkelilere İslâm’ı tebliğ etmeğe başladığı zaman karşılaştığı ilk tepki: “Biz, bizim gibi bir insana asla inanmayız.” şeklinde olmuştur.

Kur’ân-ı Kerîm Mekkelilerin hem bu durumunu hem de peygamber telakkilerini şöyle anlatmaktadır:

“Senden önce de ancak, kendilerine vahyettiğimiz birtakım erkekleri peygamber olarak gönderdik. Bilmiyorsanız, ilim sahiplerine sorunuz.’’ (Nahl, 16/43; Enbiya, 21/7)

‘‘…Ayrıca o zulmedenler kendi aralarında gizlice şöyle konuştular: ‘‘(Peygamber olduğunu iddia eden Muhammed) Bu da ancak sizin gibi bir insan. Şimdi siz göz göre göre sihre mi kapılacaksınız.’’ (Enbiya, 21/3).

“Onlar, sen dediler, bizim için yerden bir kaynak fışkırtmadıkça sana asla inanmayacağız.” “veya senin bir hurma bahçen ve üzüm bağın olmalı; öyle ki, içlerinden gürül gürül ırmakları akıtmalısın.” “Yahut iddia ettiğin gibi, üzerimize gökten parçalar yağdırmalısın veya Allah’ı ve melekleri gözümüzün önüne getirmelisin.” “Yahut da altından bir evin olmalı ya da göğe çıkmalısın. Bize okuyacağımız bir kitap indirmediğin sürece (göğe) çıktığına da asla inanmayacağız. Rabbimi tenzih ederim. Ben sadece beşer bir elçiyim’’ (İsrâ, 17/90-93).

‘‘Bir de dediler ki: “Ona (açıktan göreceğimiz) bir melek indirilse ya!” Eğer (öyle) bir melek indirseydik artık iş bitirilmiş olurdu, sonra da kendilerine göz açtırılmazdı. (Hemen helâk edilirlerdi.) (En’am, 6/8).

‘‘Eğer doğru söyleyenlerden isen, bize melekleri getirsene!’’ (Hicr, 15/7).

‘’Bize kavuşacaklarını ummayanlar, “Bize melekler indirilseydi yahut Rabbimizi görseydik ya!” dediler. Andolsun, onlar kendi benliklerinde büyüklük tasladılar ve büyük bir taşkınlık gösterdiler.’’ (Furkân, 25/21).

“(Eğer doğru söylüyorsa) ona altın bilezikler atılmalı, yahut onunla beraber bulunmak üzere melekler gelmeli değil miydi?” (Zuhruf, 43/53).

‘‘Hatta onlardan her bir kişi, kendisine açılmış sahifeler verilmesini istiyor.’’ (Müddessir, 74/52).

‘‘Kitap ehli, senden kendilerine gökten bir kitap indirmeni istiyorlar. (Buna şaşma!) Mûsâ’dan, bundan daha büyüğünü istemişler ve “Allah’ı bize açıkça göster” demişlerdi. Böylece zulümleri sebebiyle onları yıldırım çarptı. Sonra kendilerine apaçık deliller gelmesinin ardından (tuttular) buzağıyı tanrı edindiler. Biz bunu da affettik ve Mûsâ’ya apaçık bir güç ve yetki verdik.’’ (Nisâ, 4/153).

‘‘Onlara bir ayet geldiği zaman, “Allah elçilerine verilenin bir benzeri bize de verilinceye kadar asla inanmayacağız” derler. Allah, elçilik görevini kime vereceğini çok iyi bilir. Suç işleyenlere Allah katından bir aşağılık ve yapmakta oldukları hilekârlık sebebiyle çetin bir azap erişecektir.’’ (En’am, 6/124).

“Onlar (bir de ) şöyle dediler: “Bu ne biçim bir peygamber; (bizler gibi) yemek yiyor, çarşılarda dolaşıyor! Ona bir melek indirilmeli, kendisiyle birlikte o da uyarıcı olmalı.” “Yahut kendisine bir hazine verilmeli veya içinden yiyeceği (meşakkatsizce geçimini sağlayacağı) bir bahçesi olmalıydı. (ayrıca) o zalimler (müminlere): Siz, ancak büyüye tutulmuş bir adama uymaktasınız! dediler. (Furkân, 24/7-8).

‘‘Ayetlerimiz kendilerine apaçık birer delil olarak okunduğunda, (öldükten sonra) bize kavuşmayı ummayanlar, “Ya (bize) bundan başka bir Kur’an getir veya onu değiştir” dediler. De ki: “Onu kendiliğimden değiştirmem benim için olacak şey değildir. Ben ancak bana vahyolunana uyarım. Eğer Rabbime isyan edecek olursam, elbette büyük bir günün azabından korkarım.” (Yûnus, 10/15).

‘‘Hani onlar, “Ey Allah’ım, eğer şu (Kur’an) senin katından inmiş hak (kitap) ise hemen üzerimize gökten taş yağdır veya bize elem dolu bir azap getir” demişlerdi.’’ (Enfâl, 8/32). “Eğer doğru söyleyenler iseniz, (söyleyin) bu tehdit ne zaman (gerçekleşecek)?” diyorlar.’’ (Yûnus, 10/48; Yâsîn, 36/48). ‘‘Yoksa onlar azabımızı acele mi istiyorlar? (Sâffât, 37/176).

Yukarıdaki ayetlerden hareketle Mekkeli müşriklerin Hz. Peygamber’den istedikleri mucize taleplerini şu başlıklar altında sıralayabiliriz:

1-Yerden kaynak fışkırtmalı. 2- Hurma bahçen ve üzüm bağın olmalı ve içlerinden gürül gürül ırmaklar akıtılmalı. 3- Üzerimize gökten parçalar yağdırılmalı. Yani önceki peygamberlere verilen hissi mucizelerin bir benzeri Hz. Peygamber’e verilmelidir. 4- Allah ve melekler gözümüzün önüne getirilmeli. 5- Altından bir evin olmalı. 6- Muhammed göğe çıkabilmeli. 7-Okuyacağımız bir kitap indirilmeli. 8- Altın bilezikler atılmalı. 9- Açılmış sahifeler verilmeli. 10-Bir kitap indirilmeli. 11- Bir melek indirilmeli ve o da onunla birlikte uyarıcı olmalı. 12- Hz. Peygamber’e verilen nübüvvetin kendilerine de verilmesi. 13- Kur’ân’dan başka bir kitap getirmeli veya bunu değiştirmeli. 14- Gökten taş yağdır veya elem dolu bir azap getir. 15-Azap ne zaman gelecek. 16- Azap hemen gelmeli.

İşte bütün bu istek ve taleplere Hz. Peygamber: ‘‘Rabbimi tenzih ederim. Ben sadece beşer bir elçiyim” (İsrâ: 17/93) diyerek ne pahasına olursa olsun, kendileri gibi bir insan olduğunu kararlı ve ısrarlı bir şekilde belirtmiştir. Allah devamında Mekkelilerin inkârını şöyle açıklamaktadır: ‘‘İnsanlara hidayet geldikten sonra onların iman etmelerine ancak, ‘‘Allah, bir beşeri mi peygamber olarak gönderdi? demeleri engel olmuştur.’’ (İsrâ: 17/94). Başka bir ayette ise Allah daha önceki peygamberlerin de insanlar arasından olduğunu şöyle belirtmektedir: ‘‘Senden önce gönderdiğimiz bütün peygamberler de şüphesiz yemek yerler, çarşıda pazarda gezerlerdi. (Ey İnsanlar!) Sizi birbiriniz için imtihan aracı kıldık. (Bakalım) sabredecek misiniz? Rabbin hakkıyla görendir. (Furkân: 25/20).

Kur’an onların bu talepleri karşısında olumsuz bir tavır sergilememekle kalmamış, aynı zamanda mucize talep edenler e Allah’ın varlığının delillerini hayatın doğal akışı içinde aramaları gerektiğini söylemiştir.

Göklerin ve yerin yaratılmasında, gece ile gündüzün art arda gelmesinde, insanlara yararlı şeylerle denizde yüzen gemilerde, Allah’ın gökten indirdiği ve kendisiyle yeryüzünü ölümünden sonra dirilttiği suda, her canlıyı yeryüzünde üretip yaymasında, rüzgârların estirilmesinde, gökle yer arasında boyun eğdirilmiş bulutları evirip çevirmesinde aklını kullanan bir topluluk için nice ayetler vardır. (Bakara, 2/164)

Göklerin ve yerin yaratılmasında, gece ile gündüzün art arda gelmesinde akıl sahipleri için ayetler vardır. (Âl-i İmrân, 3/190)

Gökten su indiren de Allah’tır. İşte biz o su ile her çeşit bitki çıkardık. O bitkiden de bir yeşillik meydana getirdik ki, bu yeşillikten birbiri üzerine kümelenmiş daneler, hurma ağacının tomurcuğunda da aşağıya sarkmış salkımlar, üzüm bağları, zeytin ve nar gibi birbirine benzeyen ve benzemeyen ürünler çıkarırız. Meyve verdiğinde ve olgunlaştığı zaman meyvesine bir bakın. İşte bütün bunlarda iman eden bir topluluk için ayetler vardır. (En’âm, 6/99)

Gece ile gündüzün art arda değişmesinde ve Allah’ın göklerde ve yerde yarattığı şeylerde takva sahibi olan bir topluluk için ayetler vardır. (Yunus, 10/6)

O, geceyi dinlenmeniz için gündüzü de aydınlatıcı olarak var etti. Dinleyen bir topluluk için bunda deliller vardır. (Yunus, 10/67)

Allah odur ki, gördüğünüz gökleri direksiz yükseltti. Sonra arşa istiva etti ve güneş ile aya boyun eğdirdi. Her biri adı konulmuş bir süreye kadar akıp gitmektedirler. İşleri düzenler, ayetleri ayrıntılı olarak açıklar. Umulur ki, Rabbinize kavuşacağınıza kesin olarak inanırsınız. O, yeri döşeyen, onda sarsılmaz dağlar ve ırmaklar var edendir. Orada ürünlerin her birinden bir çift yaratmıştır. Geceyi gündüze bürümektedir. Bunlarda düşünen bir topluluk için ayetler vardır. Yeryüzünde birbirine komşu kara parçaları vardır. Hepsi de aynı su ile sulanan, üzüm bağları, bir kökten sürgün verip tek başına ya da kümeler halinde boy veren ekinler, hurma ağaçları vardır. Fakat onları şekil ve lezzetçe birbirinden farklı kılmışızdır. Aklını kullanan toplum için bunda da ayetler vardır. (Ra’d, 13/2-4)

Gökten su indiren de O’dur. Ondan hem kendiniz için içecek su hem de hayvanlarınızı otlatacağınız bitkiler verir. Onunla sizin için ekin, zeytin, hurmalıklar, üzümler ve meyvelerin her türlüsünden bitirir. Bunda, düşünen bir topluluk için ayetler vardır. Geceyi, gündüzü, güneşi ve ayı size boyun eğdirdi. Yıldızlar da O’nun emrine boyun eğdirilmiştir. Bunda aklını kullanan bir topluluk için ayetler vardır. Yeryüzünde rengarenk şeyleri de sizin için var etmiştir. Bunda iyice düşünen bir toplum için birer ayet vardır. Ondan taze et yemeniz ve giyiminizde ondan süs eşyaları çıkarmanız için, denizi de sizin emrinize verendir.  Gemilerin onda suları yara yara akıp gittiğini görürsün. Bütün bunlar O’nun lütfundan aramanız ve şükretmeniz içindir. Sizi sarsmasın diye arza yerinden oynatılmaz dağlar ve yolunuzu bulasınız diye nehirler, yollar yerleştirdi; işaretler de yarattı; onlar yıldızlarla da yollarını bulurlar. Yaratan hiç yaratmayan gibi midir? Artık düşünmez misiniz? Eğer Allah’ın nimetini saymaya kalksanız, onu bitiremezsiniz. Allah Gafûr’dur, Rahîm’dir. (Nahl, 16/10-18)

Allah sizi annelerinizin karnından hiçbir şey bilmezken çıkardı. Şükredersiniz diye de işitme, görme (duyularını) ve gönüller verdi. Göğün boşluğunda boyun eğdirilmiş olan kuşları görmüyorlar mı? Onları Allah’tan başkası tutmuyor. İman eden bir topluluk için bunda deliller vardır. (Nahl, 16/78-79)

O, yeryüzünü sizin için bir beşik kılan, orada sizin için yollar döşeyen ve gökten su indirerek, bununla her tür bitkiden çiftler çıkarandır. Yiyin ve hayvanlarınızı otlatın. Bunda akıl sahipleri için ayetler vardır. (Taha, 20/53-54)

Ölüden diriyi çıkarır, diriden de ölüyü çıkarır, ölümünden sonra da yeryüzünü canlandırır. İşte siz de böyle çıkarılacaksınız. Sizi topraktan yaratması, O’nun delillerindendir; sonra siz birer beşer olarak yeryüzüne dağılırsınız. Kendileriyle huzur bulmanız için size kendi cinsinizden eşler yaratması ve aranızda sevgi ve merhamet var etmesi de O’nun ayet (:delil) lerindendir. Bunda düşünen bir toplum için ayetler vardır. Göklerin ve yerin yaratılması, dillerinizin ve renklerinizin farklı olması, O’nun ayetlerindendir. Bunda ilim sahipleri için ayetler vardır. Geceleyin ve gündüzün uyumanız ile Allah’ın lütfundan aramanız, O’nun ayetlerindendir. İşitebilen bir kavim için ayetler vardır. (Rum, 30/19-23)

Size ayetlerinden göstermek için, Allah’ın nimetiyle gemilerin denizde akıp gittiğini görmez misin? İşte bunda sabredenler ve şükredenler için işaretler vardır. (Lokman, 31/31)

İnananlar için göklerde ve yerde deliller vardır. Sizin yaratılışınızda ve üretip yaydığı canlılarda kesin olarak inanan bir kavim için deliller vardır. Gece ile gündüzün artarda gelişinde, Allah’ın gökten rızık indirip ölümünden sonra yeryüzünü diriltmesinde ve rüzgârları yönetmesinde aklını kullanan bir toplum için ayetler (:deliller) vardır. İşte bunlar, Allah’ın ayetleridir; sana bunları hak olmak üzere okuyoruz. Öyleyse onlar, Allah’tan ve ayetlerinden sonra hangi söze inanacaklar? (Casiye, 45/3-6)

Kur’an merkezli peygamber tasavvurundan kopuş Müslümanları aşağıdaki savrulmalara itmiştir:

Kur’an, kendisinin hidayet kaynağı ve resûllerin hidayete yol göstericiler olduklarını açık açık belirtirken dinî oluşumlar mesih ve mehdi adı altında başka kurtarıcılar beklerler.

Kur’an, aklı kullanmayanların başının beladan kurtulmayacağını söylerken Selefî ve Sufî bazı oluşumlar aklını kullananları sapık ilan ederler.

Kur’an, insanların eşdeğerliliğinden ve özgürlüğünden bahsederken, dinî oluşumlar imtiyazlı kişi ve soyların varlığına inanırlar.

Kur’an, Allah’ın vekili ve temsilcisi olmadığını söylerken dinî oluşumlar Allah ve Resûlü adına temsil ve tasarruf sahibi gibi hareket ederler.

Kur’an, vahiy sona ermiş ve Hz. Muhammed son peygamberdir derken, bazı dinî oluşumlar kendi kutsal şahsiyetlerini Allah ile ve Hz. Muhammed ile görüştüğü iddiasında bulunurlar.

Kur’an, Hz. Muhammed’in dilinden gaybı bilmediğini söylerken bazı dinî oluşumlar, kendi inanç, mezhep, meşrep ve cemaat liderlerinin gaybı bildiğine inanırlar.

Kur’an, Allah’ın her şeyin yaratıcısı olduğunu söylerken bugün bazı dinî oluşumlar yaratıcı ile yaratılanı birbirine karıştırmakta ve Allah ile birlikte tasarruf hakkına sahip ruhanî liderler üretmektedir.

Modern dönemde ortaya çıkan bazı cemaatler, her ne kadar kendilerini sünnet savunucusu olarak görseler de aslında Hz. Muhammed hayatta iken oluşmuş sahih İslam anlayışından ve dinî tecrübeden ziyade sonraki nesillerin dinî-kültürel tecrübelerini esas almaktadırlar.

 

 

HAYDAR ÖZTÜRK

İKTİBAS ÇİZGİSİ

Google+ WhatsApp