Hz. Mevlânâ: İçte ve dıştaki pislik, namazın tasviri

Hz. Mevlânâ: İçte ve dıştaki pislik, namazın tasviri


Hz. Mevlânâ: İçte ve dıştaki pislik, namazın tasviri

 

 

Ey tek kişi bize iki rek’at sabah namazı kıldır da zaman seninle bezensin. Ey gözü aydın imam, bize imamlık et, imam olanın gözü görür olması lazım. Şeriatta gözü görmeyenin imam olması mekruhtur. Hafız, akıllı, fakih olsa bile görmeyenin imamlığı mekruhtur…

 MAKALEYİ SESLİ DİNLEMEK
İÇİN TIKLAYIN

 


Sersem ve suçlu olsa bile görenin imamlığı caizdir. (niçin; çünkü) gözü görmeyen (namaza mani olan) pislikten çekinemez; çekinmenin asıl vesilesi gözdür… (Baş gözü) görmeyen açıktaki necasetlere bulaşır, fakat can gözü kör olan kişi gizli olan, görünmeyen pisliklere bulaşır. Bu görünen pislik bir parça su ile arınır, fakat içte olan pislik arttıkça artar. İçteki pislikler anlaşıldı mı gözyaşından başka bir şeyle temizlenmez. Allah kâfire pis murdar” demiştir, bu pislik bu murdarlık onun dışında değildir… pislik onun huyunda ve dinindedir: Dıştaki pisliğin kokusu yirmi adımlık yerden gelir, içteki pisliğin kokusu ise Rey’den tut da Şam’a kadar gider. Hatta göklere çıkar, hurilerle Rıdvan’ın burunlarını doldurur…

Dekuki (imam) namaz kıldırmak üzere onların önüne geçti… O padişahlar saf olup ünlü imama uydular. Tekbir getirince kurbanlık koç gibi âlemden çıktılar.

Ey ulu, tekbirin manası şudur: Ya Rabbi, huzurunda kurbanız. Koyun keserken “Allahu ekber” dersin ya, o geberesi nefsi keserken de bu söz söylenir. “Allahu ekber” de de, o şom nefsin başını kes, kes de can (ruh) mahvolmaktan kurtulsun. Ten İsmail’e benzer, can Halil’e; can bu temiz bedeni yatırdı da tekbir getirdi mi ten kesilir, şehvetlerden, hırslardan kurtulur, besmeleyle kesilmiş temiz bir kurban haline gelir. Kıyamette olduğu gibi Hak huzurunda saf kurulur, hesaba, Allah ile konuşup görüşmeye girişilir. Allah huzurunda gözyaşları dökerek ayakta durmak kıyamet gününde kabirden kalkıp mahşer yerinde dikilmeye benzer.

Hak (sorar):

Sana bunca zamandır mühlet (ömür) verdim, bana ne getirdin. Ömrünü neyle bitirdin, sana verdiğim gıdayı, ihsan ettiğim kuvveti ne uğruna tükettin. Gözünün nurunu nerelerde kullandın, beş duyunu nerelerde yıprattın. Gözünü, kulağını, aklını, Arşa ait bütün cevherlerini harcadın, Ferş âleminden (dünyadan) bunlara karşılık ne satın aldın… Haktan buna benzer, seni dertlere uğratan yüz binlerce haberler gelir. Kıyamdayken kula gelen bu haberlerden kul utanır, iki büklüm olur, rükûya varır… rükûda Allah’ı tesbih eder. Allah’tan “başını kaldır, rükûdan kıyama dön de Allah’ın sorgularına birer birer cevap ver” fermanı gelir.

(Özetliyorum: Kul cevap veremedikçe daha fazla utanır, tekrar tekrar secdeye kapanır, o ağır yükün altında ayakta duramaz olur, yere oturur. Allah “Söyle bana, nasıl şükrettin, sermaye verdim, hadi göster kazandığını” der. Kul sağına döner peygamberlerden, soluna döner akraba ve dostlarından yardım diler. Onlar “Allah’a kendin cevap ver, biz kim oluyoruz ki, bizden el çek” derler.)

Ne bu yandan bir çare olur ne o yandan. O bîçarenin canı da yüz parça olur. Herkesten ümidini keser de ellerini açar, duaya başlar: “Ya Rabbi, herkesten ümidim kesildi, Evvel de sensin ahir de sen, Senden başka önü sonu olmayan yok” diye niyaza koyulur.

Namazdaki bu hoş işaretleri gör de bunun önünde sonunda böyle olacağını bil. Namaz yumurtasından civcivi çıkara gör, yerden tane toplayan yolsuz yordamsız kuş gibi yere başvurup durma!

Mesnevî, III, s. 124-129.

Not: Anlamayı kolaylaştırmak için parantez aralarında bazı açıklamalar yapıyorum.

 

yeni şafak

Google+ WhatsApp