Hz. Hüseyin’in izindeyiz (1)

Hz. Hüseyin’in izindeyiz (1)


Düşünüyorum… Hz. Hüseyin’in başı kesilip saraya getirildiğinde Müslümanlar acaba neden seslerini kıstılar ve zalimin safında yer aldılar? Hz. Hüseyin Resulullahın torunu, Hz. Fatıma ve Hz. Ali’nin oğulları değil miydi? Niyeti ve hedefi İslam’ın ayaklar altına alınan değerlerini yeniden inşa etmek değil miydi O’nun? Peki, o halde nasıl oldu da Müslümanlar zalimin safında yer alıp Hz. Hüseyin’i yalnızlığa terk ettiler? Anlamak mümkün değil…

 

Resulullahın torunu hak dava için çıktığında kuşkusuz, yolun sonunda ölüm olduğunu görmüştü fakat geri dönmedi. O kararlıydı ve emin adımlarla yürümeye devam etti. Peki ama Müslüman olduklarını iddia eden kalabalıklar şehit Hz. Hüseyin’in kesik başını gördükleri halde her şey yolundaymış gibi nasıl hareket edebildiler? Düşündüm ve anlamaya çalıştım… Sonra hayallerimde yalakalık yarışına tutulan onlarca vasıfsız, liyakatsiz, şahsiyetsiz, yeteneksiz ve sıfatsız insanların tanışların eteğine yapışarak edindikleri makam, mevki ve sosyal imkânlar canlandı. Kul hakkına riayet eden dürüst ve erdemli insanların hayat boyu çalışarak elde edemeyecekleri imkânları münafık özellikleri taşıyan bu kişiler yalakalık yaparak ya da tanış kişilere tutunarak çok kısa sürede elde edebiliyorlar ne ilginç değil mi? Bu tenakuzu, bu çelişkiler yumağını düşününce Hz. Hüseyin’i zulmün kucağına iten ve yalnız bırakanları görür gibi oldum. İnandım demek büyük bir iddiadır inandım deyip de inkârcılar gibi yaşayanlar ise bedenleri farklı ruhları farklı kulvarlarda yaşamaya devam ederler.

 

Acımız zulmün ayak seslerini her işittiğimizde yenileniyor ve çağın Yezit’lerine karşı nefret kusuyoruz. Ruhumuz Kerbela’da, ruhumuz Hz. Hüseyin ve arkadaşlarının direndiği noktada… Ve eğer yolunuz Hz. Hüseyin’in yoluysa karşınıza mutlaka Yezit’ler çıkıyor ve sizi ölümle, açlıkla, yalnızlıkla tehdit ediyor… Böyle durumlarda yolun meşakkatlerini görüyor ve Kerbela’yı yeniden yaşıyoruz… Sanki Hz. Hüseyin ve yol arkadaşları yanı başımızdaymışçasına, sanki zulmün şiddetine karşı yüreklerimizi siper etmişçesine, ihaneti, dışlanmayı, iftirayı, yalnızlığı, susuzluğu, açlığı Hz. Hüseyin’le birlikte yaşamışçasına hissediyor ve her mevsim yasımızı daha da şiddetli tutuyoruz. Çünkü biz Hz. Hüseyin’in taraftarıyız ve onun izinde yürümeye gayret etmekteyiz.

 

Hatırlarsınız Resulullah vefat edeli 50 yıl olmuştu. 50 yıl sonra Müslümanlar nasıl olmuştu da hallaç pamuğu gibi dağılmış ve Resulullahın torununun katline sessiz kalacak kadar dünyevileşmişlerdi. Sessiz kalmalarının, tepkisizliğin, zulme boyun eğmenin karşılığında altın, para, mevkii elde etmiş ve inandıkları davayı üç kuruşa satıvermişlerdi. Hz. Hüseyin ile beraber yola koyulan ve hak için ölüme razı olanlar ise bir elin parmakları kadar azdı ve onlar ölümlerin en güzeliyle kavuştular Rablerine.

 

Hz. Hüseyin’e defalarca mektup yazıp davet eden Kufeliler ihanetlerinin bedelini ödemiş ve hakikati göremez ve duyamaz olmuşlardı. Bugün elde ettikleri menfaati kaybetmemek için kokuşmuşluğa, adam kayırmaya, israf ve gösterişe, kibre, ahlaki yozlaşmaya müsamaha gösteren ve kirin üzerini örterek yola devam edenlerin gözleri nasıl körleşmişse Hz. Hüseyin’e ve onun davasına ihanet edenler de aynı şekilde körleşmiş ve hakikati göremez hale gelmişlerdi. Hamdolsun bugün olduğu gibi o gün de az da olsa iyiler vardı ve hak dava iyilerin omuzlarında hayat bulmaktaydı.

 

Hz. Hüseyin için yolun sonunda ölümün olduğunu bile bile neden çıktı diyenler vardı. Peki, ama Hz. Hüseyin ne için yaşıyor, ne için nefes alıp veriyor, ne için söz söylüyordu? Ya bizler? Söyler misiniz bizler ne için yaşıyoruz? Para mı? Makam mevkii mi? Daha fazla şeye sahip olabilmek için mi? Ne için yaşıyoruz? Eğer yaşama nedenimiz hak dava ise hangi engel bizi geri çevirebilir ki? Bu durumda kim durdurabilir bizi? Hz. Hüseyin hakkı savunmanın bir bedelinin olabileceğini bilmekteydi ve bunun için büyük bir metanet ve kararlılıkla çıktı yola. Kerbela çöllerinde yalnızlığa terk edildi. Kuşun kurdun içtiği sulardan mahrum bırakıldı Hz. Hüseyin. Fakat o bütün bu mahrumiyetlerin sonunda kendisini bekleyen müjdeyi gördü,  ölümü bir vuslata çevirdi. İddiasının arkasında durdu ve inandığı gibi yaşayıp, dava için şahadete koştu.

Google+ WhatsApp